osmanlipadisahlari.gen.tr https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr Osmanlı Padişahları, Osmanlı Padişahları Dönemi ve Hayatları tr-TR hourly 1 Copyright 2018, osmanlipadisahlari.gen.tr Thu, 21 Mar 2013 00:00:00 +0000 Sat, 15 Dec 2018 00:00:00 +0000 60 Kapıkulu ve Yeniçeri Ocağını Kuran Padişah https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/kapikulu-ve-yeniceri-ocagini-kuran-padisah.html Fri, 21 Sep 2018 14:17:56 +0000 Yeniçeri Ocağını ve Kapıkulunu Ocağını kuran padişah kimdir, 1362 yılında Anadolu Selçuklular'da ki Hassa ordusundan ilham alınarak kurulmuştur. Kuran padişah ise Osmanlı'nın üçüncü padişahı olan Birinci Murat (Hüdavend Yeniçeri Ocağını ve Kapıkulunu Ocağını kuran padişah kimdir, 1362 yılında Anadolu Selçuklular'da ki Hassa ordusundan ilham alınarak kurulmuştur. Kuran padişah ise Osmanlı'nın üçüncü padişahı olan Birinci Murat (Hüdavendigar) tarafından kurulmuştur.

Birinci Murat Anadolu'da faaliyet göstermek yerine daha çok Balkan fetihlerinin önemsemiştir. Özellikle Edirne ve Filibe fethedildikten sonra Bizans ile Balkan'ın bağlantısı kalmamıştır. Bu fetih sonrasında Macar, Sırp, Bulgar, Eflak ve Bosna Kuvvetlerinden oluşan Edirne üzerinden bir haçlı ordusu yola çıkarmıştır. Bu Haçlı ordusunun çıkarılmasının amacı Türkleri rumeli'den atmaktır. Bundan dolayı haçlılar ile Sırpsındığı Savaşı yapılmıştır ve Osmanlı Devleti bu savaştan zafer kazanmıştır. Bu savaşın diğer bir özelliği ise Osmanlı Devleti'ne karşı oluşturulan ilk haçlı ittifakı başarısız olmuştur. Böylece Balkanlardaki macarların üstünlüğü kalmamıştır. Ayrıca Edirne savaştan sonra başkent yapılmıştır. 

Bu savaş sonrasında Osmanlı'nın Balkanlardaki ilerleyişini durduramayan Bulgarlar vergi vermeyi kabul etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Osmanlı üstünlüğünü tanımış ve onun egemenliği altına girmiş olmuşlardır. 1389 yılında Kapıkulu ve Yeniçeri Ocağı'nı kuran padişah olan Birinci Murat 1. Kosova savaşının haçlılar ile yaparak zafer kazanmıştır. Birinci Murat savaş alanını gezerken bir Sırp askeri tarafından şehit edilmiştir. Bu savaşın önemi ise Türklerin Balkanlardan kolaylıkla atılamayacağı anlaşılmıştır. Ayrıca bu savaşta ilk kez Osmanlılar top silahını kullanmışlardır. 

Kapıkulu ve Yeniçeri Ocağı'nı kuran padişah olan Birinci Murat döneminde Balkanlar' da meydana gelen gelişmeler
  • Edirne ve filibe'nin fethi.
  • Sırpsındığı savaşı
  • Çirmen savaşı (sırplarla Yapılan bu savaşı Osmanlılar kazanmıştır)
  • 1. Kosova Savaşı
Kapıkulu ve Yeniçeri Ocağı'nı Kuran Padişah 1. Murat döneminde Anadolu'da meydana gelen gelişmeler
  • Ankara karamanoğullarından geri alınmıştır.
  • 1. Murat'ın oğlu Yıldırım Beyazıt Germiyan beyinin kızı ile evlendirilmiş ve onlardan çeyiz olarak Kütahya, Tavşanlı, Simav alınmıştır.
  • Hamit oğullarından Eğirdir ve çevresi satın alınmıştır.
  • Karaman beyi Alaaddin Ali Bey ile 1. Murat kızını evlendirip dostluk kurmayı amaçlamıştır. Fakat Karamanoğulları bu dostluğu uzun sürdürmemiştir. Bu yüzden 1. Murat harekata geçerek Karamanoğulları' nı yenmiştir.
1.Murat döneminde devlet teşkilatında meydana gelen gelişmeler
  • Divan teşkilatı sistemli ve sürekli hale getirilmiştir.
  • Kapıkulu Ocağı kurulmuştur.  (Kapıkulu Osmanlı döneminde padişahın komutası altında bulunan, hazineden çeşitli ödenekler (ulefe) alan ve sürekli görev yapan askerlere denilmektedir.)
  • Yeniçeri Ocağı kurulmuştur.(Yeniçeri Osmanlı döneminde sürekli askerlik görevi yapan ücretli yaya askerlere verilen isimdir.)
  • İlk kez pençik sistemi uygulanmaya başlamıştır. (Pençik sistemi, asker yetiştirmek için savaş tutsaklarından beşte bir oranında ayrılan acemi oğlan adaylarına verilen isimdir. Sözlük anlamı beşte bir demek olan pençik savaşlarda esir düşen insanlardan askeriyede kullanılmak üzere 5 de biri alınmasıdır.) 
  • Rumeli Beylerbeyliği kurulmuştur.(Balkanlar'daki Osmanlı topraklarının yönetiminden sorumlu kuruluş.)
  • ilk kez tımar sistemi uygulanmaya başlanmıştır ve Tımarlı Sipahiler oluşturulmuştur.
  • İlk kez Veziri Azam atanmıştır.( Veziri Azam (sadrazam) Osmanlı Döneminde ki başbakana verilen isimdir.
  • İlk kez kazaskerlik ve defterdarlık makamları kurulmuştur.  ( Kazasker, Osmanlı Döneminde kadınların başında duran kadının aşamasında bulunan ve divan üyesi olan devlet görevlisine verilen isimdir. Defterdar ise devletin maliye işlerini yönteme yetkisine sahip devlet görevlisidir.) 
  • İlk kez Acemi oğlanlar Ocağı ve Topçu ocağı kurulmuştur.
  • ülkenin hanedanın ortak malı anlayışı değiştirilmiştir; yeni anlayışla ülke hükü]]> Hüma Hatun https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/huma-hatun.html Sat, 22 Sep 2018 04:25:34 +0000 Hüma Hatun, tarihçilere göre Fatih Sultan Mehmed Hanın annesinin İsfendiyaroğullarından olan Taceddin İbrahim Bey'in kızı olan Hatice Halime Hatun olduğu iddia edilmektedir. Hüma Hatun'un da Hatice Halime Hatun olduğu yönünde g Hüma Hatun, tarihçilere göre Fatih Sultan Mehmed Hanın annesinin İsfendiyaroğullarından olan Taceddin İbrahim Bey'in kızı olan Hatice Halime Hatun olduğu iddia edilmektedir. Hüma Hatun'un da Hatice Halime Hatun olduğu yönünde görüşler vardır. Avrupalı tarihçiler ise; Hüma Hatun'u Sırbistan Kralı olan Brankoviç ile İrene Komninos' un kızı olan Mara olduğunu ileri sürerler. Bazı iddialara göre de Stella adında bir İtalyan ya da Fransız prensesi olduğu yönünde delile dayanmayan görüşler vardır. Kabul gören görüşe göre Hüma Hatun'un II. Murad' ın hanımı, Fatih Sultan Mehmed Hanın validesi olduğu görülmektedir.

    Fatih Sultan Mehmed'in annesinin kimliği türbesinde olan bilgilerde gizlidir. Çünkü Fatih'in annesi 1149 yılında vefat etmiş ve Bursa'ya defnedilmiştir. Buna göre Hüma Hatun'un II. İbrahim Bey'in kızı olması söz konusu değildir. Çünkü Hatice Halime Hatun II. Beyazıd döneminde yaşadığı ve vefatının 1500 yılından sonra olduğu bilinmektedir. Bu yüzden Hatice Halime Hatun'un Fatih'in annesi olması olanaksızdır. 

    Sırp kralı olan Brankoviç'in kızı Mara Hatun'da Fatih'in annesi olamaz. Zira II. Murat ile Mara Hatun 1435 ya da 1437 yılında evlenmiştir. Fatih 1932 yılında doğduğu için Mara Hatun annesi olamaz. Fatih babası vefat ettikten sonra ana dediği Mara Hatun'u devlet adamlarından biriyle evlendirmek istemiş, ancak kendisi Serez'de bulunan manastıra çekilmiştir. Mara Hatun Fatih'in öz annesi olsaydı onu evlendirmek istemez, Mara Hatun'da İstanbul'dan ayrılmazdı. Bu bilgiler ışığında Hüma Hatun'un Mara Hatun olmadığını göstermektedir.

    Peçevi tarihinden ve Bursa mahkeme sicillerinden anlaşıldığı üzere Fatih Sultan Mehmed Han'ın annesi Hüma Hatun'dur. Hüma Hatun'un baba adı Abdullah olarak kaydedilmiş olup, kendisinin cariyelikten geldiği, büyük olasılıkla Kafkas asıllı olduğu düşünülmektedir.

    Hüma Hatun 1432 yılında oğlu Mehmed'i Edirne Sarayında doğurmuştur. Mehmed'in çocukluk dönemi Edirne Sarayında geçmiş, annesi Hüma Hatun ile süt annesi olan Hundi Hatun kendisinin yetişmesinde öneli bir payı olmuştur. Abisi Alaaddin ile birlikte 1438 yılında sünnet törenleri yapılmıştır. Mehmet 11 yaşındayken Manisa'ya vali tayin edilmiş ve annesi Hüma Hatun ile birlikte Manisa'ya gelmiştir.

    Manisa Sancak beyliğine getirilen Şehzade Mehmed aynı abisi olan Amasya valisi Şehzade Alaaddin'i kaybetmiştir. Bu nedenle tahtın tek veliahdı haline gelmiştir. Babası ise 1444 yılında hem büyük oğlunu kaybettiğinden, hem de buhranlı yıllar geçirmesi nedeniyle tahtı oğlu Mehmed'e bırakarak Manisa'ya çekilmiştir.

    Hüma Hatun ise oğlunun 12 yaşında ilk saltanatını görmeye nail olmuştur. Edirne Sarayında valide sultan olarak yer almıştır. Bundan 2 yıl sonra II. Murat yeniden tahtı geri alınca, Mehmed annesi Hüme Hatun ile birlikte Manisa'ya çekilmiştir.

    Hüma Hatun daha sonra İstanbul'u fethedecek, Peygamber Efendimizin mazhar olacak olan oğlunun ikinci defa tahta çıkışını görememiştir. Yaşamı bazı tarihçilere göre 1449 yılında sona ermiştir. Hüma Hatun'un türbesi ise Bursa Hatuniye Türbesi diye bilinen Bursa Muradiye Camisinin doğu tarafında yaklaşık yüz metre ileridedir. Türbeyi 1449 Eylül ayında Şehzade Mehmed babası hayatta iken yaptırmıştır. Türbeye Hatuniye Türbesi denmektedir. Yine de Hüma Hatun'un 1449 yılında öldüğü kesin değildir. Bu türbede yazan tarihe göre yorumlanmaktadır. 1449 yılının türbenin yapım tarihi mi olduğu, Hüma Hatun'un ölüm tarihi mi olduğu hala tartışmalıdır.
    ]]>
    Osmanlı Padişah Eşleri https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-padisah-esleri.html Sun, 23 Sep 2018 01:10:30 +0000 Osmanlı Padişah Eşleri, Osmanlı devleti yönetim anlayışında padişahlar erkeklerden oluşurdu. Bazı padişahların erkek çocukları olmazdı, bu durumda yönetim zafiyeti olmaması için erkek çocuğunun çok olması
    Osmanlı Padişah Eşleri, Osmanlı devleti yönetim anlayışında padişahlar erkeklerden oluşurdu. Bazı padişahların erkek çocukları olmazdı, bu durumda yönetim zafiyeti olmaması için erkek çocuğunun çok olması daha önemliydi. Hatta erkek çocuk annelerinin padişah gözünde yeri daha fazla idi. Çocuk sayısının çok olması için sarayda harem oluşturulur. Haremin yönetimi ise padişahın annesi tarafından idare edilirdi. Padişahın annesi vefat ettiyse güvenilir kişiler ve harem ağaları tarafından harem yönetilirdi. Haremde padişahın eşleri ikamet ederdi. Osmanlı padişahlarının büyük çoğunluğu uzak Avrupa ülkelerinden getirilmiş hanımları hareminde tutardı. 

    Kuruluş yıllarında sınırlı topraklara sahip olan Osmanlı devleti padişahları Türk kökenli sultanlar ile evlenirken topraklar genişleyip kıtalara yayıldıkça oralardan devşirilen hanımlar haremlere alınmaya başladı. Daha sonra genel olarak haremdeki hatunlar yabancı olmuşlardır. Sultanlar haremde Osmanlıca öğrenir, gelenek görenekler anlatılır, saray adabına uygun bir takım eğitimler verilirdi. Sultanların kafası çalışanlardan olmasına özen gösterilirdi. 

    Osmanlı devletine yetenek ve zekaları ile yön veren Osmanlı padişah eşleri,

    Osmanlı Devletinin kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi'nin ilk eşi Orhan Gazi'nin de annesi olan Mal hatun Selçuklu vezirlerinden Abdulaziz'in kızıdır. Osman gazinin ikinci eşi ise hocası olan Şeyh Edebalı'nın kızı Rabia Bala hatundur.

    Orhan gazinin eşi, Yarhisar Tekfuru Aydos'un kızı ve Şehzade Kasım'ın annesi Nilüfer Hatun'dur. Eski ismi Holofiro olan Nilüfer Sultan'dan başka Asporça Hatun, Theodara Hatun diğer eşleridir.

    Murat Hüdavendigar yani 1. Murat eşi ise Yıldırım Beyazıt'ın kızıdır. 

    Yıldırım Beyazıt'a kadar Osmanlı padişahları nikah kıyardı. Fakat Yıldırım Beyazıt'ın Ankara Savaşında yenik düşmesi üzerine eşinin alıkonulması üzerine bu gelenekten vazgeçildi ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar padişahlar nikah kıymadı. Eşinin adı Angeline Hatun'dur.

    Fatih Sultan Mehmet'in eşi Gül Bahar Hatun'dur. Gül Bahar Hatun haremde etkili olan ilk sultanlardandır.

    Yavuz Sultan Selim'in uzun yıllar boyunca savaş meydanlarında bulunduğundan iki eşi olmuştur, bunlar Mengi Giray kızı Ayşe Hatun Sultan ve Ayşe Hafsa Sultandır.

    Osmanlı padişah eşleri, imparatorluğun yönetiminde kimi zaman etkili olmuştur. Kösem Sultan ve Hürrem Sultan bunlardan en önemlileridir. 

    Kösem Sultan Osmanlı devletinde naip olarak on üç yıl hükümdarlık tek sultandır. Kendisi 1. Ahmet'in nikahlı eşidir. Osmanlı padişah eşlerinden güçlü olanların sonuncusudur. Kendisine büyük valide Mahpeyker Kösem Sultan veya Valide-i Muazzama denirdi. Oğulları 4. Murat ve Sultan İbrahim'in ile torunu Melek Ahmet Paşanın padişahlığını görmüş, Otuz yıl valide sultanlık yapmış bir sultandır. Kösem sultanın ilkleri bunlarla da kalmaz. Osmanlı Hanedanında katledilen ilk validedir.

    İsim yapmış padişah eşlerinin Hürrem Sultan ise Lehistan kökenli olup, Kırım hanı Giray han tarafından hareme hediye edilmiştir. Kendisi güzelliği ve zarafeti ile Kanuni Sultan Süleyman'ın dikkatini çekmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'ın kendisine olan bağlılığını iyi değerlendiren Hürrem Sultan, Kösem Sultan kadar etkili olmasa da padişahın yönetimde aldığı kararlarda etkili olmuştur. Bu etki özellikle Kanuni'den sonra gelecek olan padişahın belirlenmesinde önemini artırmıştır. Öyle ki padişahın en büyük oğlu Şehzade Mustafa padişah olmayı beklerken Hürrem Sultan'ın ve paşaların etkisi ile Şehzade Mustafa babası Kanuni Sultan Süleyman tarafından boğduruldu ve Hürrem Sultan'ın oğlu 2. Selim Kanuni'nin ölümü üzerine padişah oldu.
    ]]>
    Son Padişah https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/son-padisah.html Sun, 23 Sep 2018 06:07:09 +0000 Son Padişah, Son Osmanlı padişahı olan VI Mehmed (Sultan Vahideddin) 14 ocak 1861 doğmuş 16 mayıs 1926 yılında ölmüştür. Osmanlı imparatorluğunun 36. son sultanı 156. islam halifesidir. Sultan vahdeddin'den sonra padişah Son Padişah, Son Osmanlı padişahı olan VI Mehmed (Sultan Vahideddin) 14 ocak 1861 doğmuş 16 mayıs 1926 yılında ölmüştür. Osmanlı imparatorluğunun 36. son sultanı 156. islam halifesidir. Sultan vahdeddin'den sonra padişahlık kaldırılmış olup, islam halifeliği Abdülmecid tarafından devam ettirilmiştir. 

Son Padişah Şehzadeliği: Vahideddin sultan abdülmecidin sekizinci oğludur ve daha önce tahta geçen V Murat, Abdülhamid ve V Mehmet Reşat'ın kardeşidir. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybeden Vahideddin, Abdülmecid'in yardımcısı tarafından büyütüldü. Küçük yaşta medrese eğitimlerine gizlice katılan Vahideddin tahta. çıkışından sonra zor koşularda mücadele etme yetisi kazanmıştır. İlk evliliğini ablasının sarayında gördüğü Emine Nazikeda hanım ile yapmıştır.

Padişahlığı: 1918'in yaz aylarında ordu donanmaya bir bildiri göndererek baş komutanlığı üzerine aldığını bildirdi. Devletin üzerinde büyük bir rol oynayacağının sinyallerini veren son padişah Vahideddin  çok büyük iki sorun ile karşı karşıya gelmiştir. Bu sorunlardan bir tanesi felaket olan 1. dünya savaşının zararlarını en aza indirmek diğeri ise imparatorluk içinde yer alan ittihat terakki partisine karşıt siyasi çeşitlilik yaratmaktır. İttihat ve terakki partisine karşıtlığıyla bilinen Mustafa Kemal Paşayı Suriye cephesine komutan olarak atamıştır. 1918 yılında savaşın kaybedileceğini anlaya talat paşanın başkanlığı yürüttüğü ittihat terakki kabinesi istifa etti ve  yerine yeni kabine kuruldu. Yeni kabine 30 ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzaladı.

Son Padişah Türkiye'den Ayrılış Ve Sürgün Yılları: Kurtuluş savaşı Mudanya anlaşması ile 13 ekim 1922 tarihinde sona erdi. Fakat İstanbul hala daha işgal altındaydı. 6 Ekim tarihinde İstanbul'a  giren Türkiye büyük millet meclisi ordusu Vahideddin hakkında İstanbul genelinde yayınlarda bulundular. Daha önce Mustafa Kemal Paşa hakkında idam fermanına imza atan ve milli mücadeleye karşıt görüşleriyle bilinen Vahidedine karşı halk arasında çok fazla protestolar yükselmeye başladı. 1 mayıs 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı 2 maddelik kararname ile saltanat kaldırıldı ve sultan Vahidettin İngiliz zırhlısıyla Malta'ya gitti. Vahidettin 16 mayıs 1926 tarihinde  San Remo'da vefat etti  cenazesi Şam'a getirilerek Sultan Selim Camii mezarlığına defnedildi.
]]> Handan Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/handan-sultan.html Sun, 23 Sep 2018 17:41:51 +0000 Handan Sultan, 1576 yılında dünyaya gelmiştir. Tam ismi Devletlu İsmetlu Handan Valide Sultan Aliyyetü'ş-Şan Hazretleri idi. Doğduğunda adı Helen olan Handan Sultan aslen Rum asıllıdır. Güzelliğinden dolayı o  dönemin Man Handan Sultan, 1576 yılında dünyaya gelmiştir. Tam ismi Devletlu İsmetlu Handan Valide Sultan Aliyyetü'ş-Şan Hazretleri idi. Doğduğunda adı Helen olan Handan Sultan aslen Rum asıllıdır. Güzelliğinden dolayı o  dönemin Manisa sancak beyi olan III.Mehmet'e hediye edilmiştir. Böylece 1583 yılında hareme girmeyi başarmıştır. Bilinene göre III. Mehmet'in annesi olan Safiye Sultan ve ilk eşi olan Halime Sultan arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı Handan Sultan'ı III.Mehmet'e bizzat sunan Safiye Sultan olmuştur. Hareme daha girer girmez III.Mehmet'in karısı olmuştur. Handan Sultan III.Mehmet'in 3. karısıdır. Diğer yabancı asıllı hanedan sultanları gibi Handan Sultan'ın adı da sonradan konulmuştur. Güler yüzlüğü ile bilinen Handan Sultan'ın ismi onun bu özelliğinden gelir.

Handan Sultan'ın ilk yılları

18 Nisan 1590 yılında oğlu Padişah I.Ahmed'i dünyaya getirmiştir. Daha o zamandan beri I.Ahmed'in her şeyiyle ilgilenmiş, oğlu için taht hayalleri kurmuştur. Baş haseki olmaması sebebiyle talihsizlikler yaşayan Handan Sultan, baş haseki olan Halime Sultanın oğlu Şehzade Mahmud'un tahtta gözü olduğunu düşünmüş ve bu durumun aleyhine birçok faaliyette bulunmuştur. Şehzade Mahmud'un rakibi olabilecek tek erkek evladın Şehzade Ahmed olduğundan anne Handan Sultan ve babaanne Safiye Sultan, Halime Sultan'ın oğlu Şehzade Mahmud'a karşı sürekli bir işbirliği içinde olmuşlardır. 

Valide Handan Sultan

Çocuk yaşta tahta geçen oğlunun ilk 2 yılında çok etkili bir rol oynamış ve önemli kararlar alınırken söz sahibi olmuştur. Artık Valide Sultan olan Handan Sultan, hayatı boyunca oğlunu korumaya çalışmıştır. Bunun için kendince birçok önlemler almış ve uygulamıştır. Güçlenir güçlenmez sarayda farklı faaliyetlerde bulunan Handan Sultan, Safiye Sultan'ı ve beraberinde tüm yakınlarını da saraydan uzaklaştırmıştır. Ancak Sultan Ahmed, daha sancağa çıkmadan tahta çıktığı için ve Safiye Sultan da bütün alayıyla beraber saraydan uzaklaştırıldığı için saray iyice boş kalmıştır. Bunun üzerine Handan Sultan, devlet üzerinde daha da etkili bir rol oynamaya başlamıştır.

Handan Sultan'ın Devlet Üzerindeki Etkisi 

Bir yönetici kademe oluşturmuş ve bu kademe ilk yıllarda etkili bir siyaset yürütmüştür. Bu kademede yer alan önemli bir isimde El-Hac Mustafa'dır. Handan Sultan, padişahı tesiri alan devlet adamlarıyla devleti idare etmeye çalışmıştır. Hatta bazı tarih raporlarına göre Padişaha ve emrinde yer alan paşalara olan ulaşımında Handan Sultan aracılığıyla olduğu bilinmektedir. Ancak doğrudan siyasetle ilgilenmemiş kendini geri planda tutmuş hatta hep hayır işleriyle alakadar olmuştur.  

Handan Sultan'ın Ölümü

Handan Sultan ne yazık ki oğlunun saltanatı sırasında çok yaşamadı. Miladi takvime göre 12 Kasım 1605 yılında intihar ederek genç yaşta öldü. Cenazesi Ayasofya Camii'nde tüm devlet erkanın katılımıyla kılınan namazının ardından III.Mehmed'in türbesine defnedildi. Handan Sultan her ne kadar etkin roller oynasa da hiçbir zaman kayın validesi Safiye Sultan ve gelini Kösem Sultan kadar güçlü olamamıştır.
]]>
Osmanlı Padişahları Soy Ağacı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-padisahlari-soy-agaci.html Sun, 23 Sep 2018 18:46:34 +0000 Osmanlı Padişahları Soy Ağacı, Türk'lerin tarih boyunca kurduğu büyük imparatorluklardan biri de Osmanlı İmparatorluğudur. Beylikten devlet yapısına, oradan imparatorluğa yürüyüş adını Ertuğrul Gazi oğlu Osman
Osmanlı Padişahları Soy Ağacı, Türk'lerin tarih boyunca kurduğu büyük imparatorluklardan biri de Osmanlı İmparatorluğudur. Beylikten devlet yapısına, oradan imparatorluğa yürüyüş adını Ertuğrul Gazi oğlu Osman Beyden almıştır. 1299 yılında sistemli devlet haline gelen Osmanlı devletinin geniş ve önemli coğrafyalar da yaklaşık 700 sene hüküm sürmesinde liderlerinin cesur ve kararlı olmaları etkili olmuştur. İlk Osmanlı padişahı Osman Bey'den son son padişah Vahdettin'e kadar 36 padişah babadan oğula geçen sistemle devleti yönetmiştir. Devlet yönetiminin resmi kayıtlarına göre Osmanlı hanedanı aynı zaman da Osmanlı padişahları soy ağacını da ortaya çıkarmıştır. 

Osmanlı padişahları soy ağacında kuruluş devrinde adı geçen padişahlar, (1299-1453)

Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında devletler liderlerinin adıyla anılırdı. Osmanlı devleti böyle bir akımın olduğu dönemlerde Osman Bey tarafından kuruldu. Devlete Osmanlı devleti denildi. İlk devlet yöneticisi Osman bey oldu. 1258 yılında Ertuğrul ve Hayime'den olma Osman bey 1299-1326 yılları arasında kurucusu olduğu devleti yönettikten sonra 1324 yılında kalp yetmezliğinden vefat etmiştir. Vefat üzerine oğlu Mal hatundan olma 1281-1360 Orhan Gazi 1324 yılında tahta geçmiş, 1360 yılında felç nedeniyle vefat etmiştir. Daha sonra ilk şehit padişah olan Orhan Gazi'nin oğlu 1326-1389 1. Murat padişah olmuştur. Sultan Murat'ın şehadetinden sonra oğlu 1360-1402 Yıldırım Beyazıt padişah olmuş, zehir içerek intihar etmiştir. Osmanlı'da fetret dönemi başlamıştır.Babasının vefatı üzerine 11 yıl boyunca Süleyman Çelebi, Musa Çelebi ve Mehmet çelebi padişah olabilmek için saltanat mücadelesi vermiş, Çelebi Mehmet padişah olmuştur. Çelebi Mehmet'in ölümünden sonra oğlu 2. Murat padişah olmuştur. 

Osmanlı padişahları soy ağacında yükselme devrinde padişahlar 1453-1579

Yaşlılık nedeni ile tahttan çekilen ikinci Murat'ın yerine oğlu 1432-1481 2. Mehmet (Fatih) padişah olmuştur. Fatih'in vefatından sonra yerine oğlu 1447 - 1512 2. Beyazıt geçmiştir. 2. Beyazıt'ın vefatından sonra 1470-1520 1. Selim (Yavuz) padişah olmuş, kansere yenik düşerek vefat etmiştir. Yerine oğlu 1470-1566 1. Süleyman (Kanuni) geçmiştir. 

Osmanlı padişahları soy ağacı duraklama devri padişahları 1579-1683

Kanuni'nin beyin kanamasından vefatından sonra oğlu 1524-1574 2. Selim (Sarı Selim) padişah olmuş, hamamda düşerek iç kanamadan vefat etmiş, yerine oğlu 1546-1595 3. Murat geçmiştir. 3. Murat'ın prostat nedeni ile vefatından sonra kısa aralıklar ile sırasıyla 1566-1603 3. Mehmet, 1590-1617 1.Ahmet, 1592-1618 1. Mustafa, 1604-1622 2. Osman, 1612-1648 4. Murat, 1616-1648 Sultan İbrahim, 1642-1687 4. Mehmet, 1642-1691 2. Süleyman, 1643-1695 2. Ahmet padişah olmuştur.

Gerileme döneminde Osmanlı padişahları soy ağacı (1699-1792)

Osmanlı imparatorluğunun ilk toprak kaybettiği Karlofça anlaşması ile gerileme devri başladır. Bu dönemin padişahları 1664-1703 2. Mustafa, 1673-1730 3. Ahmet, 1696-1754 1. Mahmut, 1699-1757 3. Osman, 1717-1774 3. Mustafa, 1725-1789 1. Abdülhamid, 1761-1807 3. Selim ve 1779-1808 4. Mustafa padişah olarak görev yapmıştır.

Dağılma ve yıkılış devrinde Osmanlı padişahları soyağacı (1792-1918)

Fransız ihtilalinin etkisiyle milliyetçilik akımının hızlanması Osmanlı devletinin dağılma sürecini hazırladı, bu dönem görev yapan padişahlar
1785-1839 2. Mahmut, 1823 - 1861 Abdülmecid, 1830-1871 Sultan Abdülaziz, 1840-1876 5. Murat, 1842-1909 2. Abdülhamit Han, 1844-1918 5. Mehmet Reşat ve son padişah 1861-1926 6. Mehmet Vahideddin olmak üzere toplam 36 padişah Osmanlı devleti soy ağacını oluşturur.
]]>
Eyüp Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/eyup-sultan.html Mon, 24 Sep 2018 02:57:02 +0000 Eyüp Sultan: Medineli Müslümanlardan olan ve hicret esnasında Hz. Peygamber'i kendi evinde misafir eden sahabedir. Medineli tüm Müslümanlar Peygamber efendimizi kendi evlerinde konuk etmek istiyorlardı. Bu durum üzerine Peygamber Eyüp Sultan: Medineli Müslümanlardan olan ve hicret esnasında Hz. Peygamber'i kendi evinde misafir eden sahabedir. Medineli tüm Müslümanlar Peygamber efendimizi kendi evlerinde konuk etmek istiyorlardı. Bu durum üzerine Peygamber efendimiz (s.a.v.) devesi Kusva’yı serbest bıraktı. Deve, Eyüp Sultan hazretlerinin evi önünde çöktü. Böylece, Peygamber efendimiz, Eyüp Sultan hz. evinde 7 ay misafir olarak bulundu. Eyüp Sultan hazretleri Bedir savaşı, Uhud, Hendek ile diğer bütün savaşlarda Hz. peygamberin yanında, İslam Cihat hareketlerine katıldı.

Eyüp Sultanın İstanbul’a Gelişi: Hz. Muhammed Aleyhisselamin vefatından sonra da yapılan bütün gazalarda yer almıştır. Hz. Ali'nin hilafet devrinde onunla birlikte Haricilere karşı savaştı. Hz. Ali'nin, Medine kaymakamı, Eyüp Sultan'ın Halid ve Muhammed isimli iki oğlu, Umre adında bir kızı vardı.
Rasulüllah (s.a.s.) İstanbul'un feth edileceğini ashabına anlatıp, "İstanbul elbette feth olunacaktır; orayı fethedecek kumandan ne güzel kumandan, orayı fetheden asker, ne güzel askerdir" diyerek, müjdelemiştir. Hicri 52 yılında Muaviye’ nin oğlu Yezid komutasında bulunan Müslümanlar İstanbul'u kuşattı. İslam akidesinin dünyanın her bir yanına yayılması için çok güçlü ve diri bir gayrete sahip bulunan Müslümanlar İstanbul'un fetih edilmesini ve İslam devletinin sınırlarına katılmasını şiddetle istiyorlardı.

Eyüp Sultan hazretleri bu seferin hazırlanmasında çok çalışmış, sefere karşı çıkanlara öğütler vermişti. Uzun bir yolculuk yapan, Eyüp Sultan hazretleri yaşının çok ilerlemesi nedeniyle İstanbul'a yaklaştıkları bir zamanda hastalanmış, Yezid' e, öldüğü zaman, cenazesinin hemen gömülmeyip, ordunun gideceği en ileri noktaya değin götürülmesini ve orada gömülmesini vasiyet etti. Burada toprağa verilen Eyüp Sultan hazretleri Müslümanların İstanbul'da bir sembolü olmuştur.

Eyüp Sultanın Kabrinin Bulunması: Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında büyük ordusuyla İstanbul önüne geldiğinde bütün bu rivayetlerden haberdar olarak, Eyüp Sultan hazretlerinin kabrinin yerini bulmak istiyordu. Fatih Sultan Mehmet,  bu isteğini hocası Ak Şemsettin’e söyledi ve Şeyh Eba Eyyup’un kabri olduğunu bildirdiği yeri bir iki arşın kazılınca beyaz mermer bir çıkacağını anlattı. Gösterilen yer kazıldı, Ak-Şemsettin’in dediği gibi beyaz mermer ortaya çıktı, mermer üzerinde “Haza kabri Halit İbni Zeyd” ibaresi yazılmaktaydı. 

Eyüp Sultan Külliyesi: Eyüp Sultan’ın kabri bulunduktan sonra, burada şehrin ilk külliyesi oluşturuldu. Osmanlı Padişahları asırlar boyu Eyüp Sultan Türbesi’nde kılıç kuşanmışlardır. Bu Osmanlı Padişahlarının, Eyüp Sultan’a verdikleri önemin göstergesidir.Eyüp Sultan için yaptırılan külliye tamamlanınca etrafına evler yapıldı. Fakat bu yörede nüfus gelip geçiciydi. Buraya halk taşradan yılın belli günlerinde ibadet için geliyordu. Fatih Sultan Mehmed,  İstanbul’un iskanı için uyguladığı politikalar sonucunda Eyüp Sultan külliyesi çevresine, Bursa’ dan gelenler yerleştirildi. 

Fatih dönemi zamanında başlayan imar hareketi, Sultan II. Bayezid ve özellikle de Kanuni Sultan Süleyman zamanı yaptırılan cami, medrese, imaret ile kırk çeşme suyolunun yapılması ve büyük imar faaliyetleri ile devam etmiştir.
Bu dönem içinde Eyüp Sultan büyük gelişme göstermiş; Eyüp Sultan’a yerleşme dokusu, bir önceki döneme göre fazla olmamakla beraber mevcut doku içerisinde önemli imar hareketleri olmuştur. Mimari yapı, malzeme ile süslemelere akseden üslubu ile Osmanlı klasik dönemine ait en güzel örneklerin sergilendiği yapılar, burada gelişen sosyal ve kültürel bir ortamın göstergesi olmuştur.
Eyüp Sultan ve Dini İnanışlar: İstanbul’da ölen devlet adamları, saray mensupları, hatta zengin şehirlilerin çoğu, naaşlarının Eyüp Sultan Türbesi çevresine gömülmesini istemiştir. Çünkü halk arasında Eyüp Sultan Camii minarelerinden yükselen ezan sesinin duyulduğu yerlerde, gömülü Müslümanların kabir azab]]> Şah Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/sah-sultan.html Mon, 24 Sep 2018 09:03:40 +0000 Şah Sultan, Şah Sultan 1509 yılında dünyaya gelmiştir. Babası Sultan Selim, annesi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Çocukluğunun abisi Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte Manisa'da geçtiği tahmin edilmektedir.Evlili Şah Sultan, Şah Sultan 1509 yılında dünyaya gelmiştir. Babası Sultan Selim, annesi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Çocukluğunun abisi Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte Manisa'da geçtiği tahmin edilmektedir.


Evliliği: Şah Sultan, sonradan sadrazamlık makamına gelen Lütfi Paşa ile evlenmiştir. Kocası Lütfi Paşa çok sert ve katı yürekli bir devlet adamı olduğu bilinmektedir. Anlaşamadıkları için 1541'de boşanmışlardır. Bu boşanmanın neticesinde eşi sadrazamlık makamını kaybetmiştir. Kocası ile boşanma nedeninin kocasının bir kadının zina yaptığını öne sürerek uzvunu dağlaması sonucu böyle bir cezanın İslamiyette olup olmaması konusunda eşiyle tartışmaları sonucunda meydana geldiği iddia edilmektedir. Bu iddiaya göre bu tartışma sonucu eşine sinirlenen Lütfi Paşa eşini dövmüş ve bu olay üzerine Şah Sultan uşaklarını çağırıp kocasını dövdürmüş ve ardından kardeşi Sultan Süleyman'a başvurarak eşinden boşanmıştır. 19 yıl süren bu evlilikten Baharnaz ve Neslihan adında iki kız çocuğu dünyaya gelmiştir.

Yaşantısı Ve Ölümü: Şah Sultan'ın Sümbili tarikatına mensup olduğu ve Koca Mustafa Paşa Sümbüliye zaviyesi Şeyhi Merkez Musa El-Germiyani' ye intisap ettiği bilinmektedir. Kimi kaynaklarda onun hem Mevlevi hemde Merkez Efendi müridesi olduğu söylenmektedir. 1572 yılında vefat etmiştir. 1556 yılında Mimar Sinan tarafından yaptırılan Şah Sultan Camii onun adına yaptırılan en önemli eser olarak bilinmektedir. 2013 yılında Fatih Belediyesi Yavuz Sultan Selim Camii içindeki Ayşe Hafsa Sultan'ın bulunduğu türbede restorasyon çalışmaları başlamıştı. Bu sırada Ayşe Hafsa Sultan'ın hemen yanı başında yeni bir mezar bulunmuştu. Bu mezar üzerinde çalışma yapan bilim adamları bu mezarın Şah Sultan'a ait olduğunu belirledi. Hayatı hakkında geniş bir bilgi bulunmamakla beraber iffetli, güzel, dinine düşkün insanlara yardım etmeyi seven bir Sultan olarak bilinmektedir.
]]>
Yeniçerileri Kaldıran Padişah https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/yenicerileri-kaldiran-padisah.html Mon, 24 Sep 2018 20:35:33 +0000 Yeniçerileri Kaldıran Padişah, Yeniçerileri Kaldıran padişah Osmanlı imparatorluğunun 30. Padişahı olan Gazi Sultan 2. Mahmut handır. Babası 1. Abdülhamid annesi Nakşidil valide sultandır. Yeniçeri Ordusunun tam olara Yeniçerileri Kaldıran Padişah, Yeniçerileri Kaldıran padişah Osmanlı imparatorluğunun 30. Padişahı olan Gazi Sultan 2. Mahmut handır. Babası 1. Abdülhamid annesi Nakşidil valide sultandır. Yeniçeri Ordusunun tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmemektedir.İki farklı görüş vardır, birincisi Orhan Gazi tarafından kurulduğudur. Diğer bir görüş ise Sultan 1. Murat döneminde miladi 1361 yılında  kurulduğudur. Kurulduğu ilk yıllardan itibaren Osmanlı tarihinde çok önemli bir yer tutmuşlardır. Önceleri devletin gücüne  güç katmış bütün Dünyaya nam salmış, düşmanların çok korktukları silahlı bir güç olarak vatan ve millete hizmet etmişlerdir.

Fakat zamanla bu yapı bozulmuş içlerine serseri ve eşkıya tabir edilecek kimselerle dolmuş, halktan haraç toplayan dükkanları yağmalayan, hatta genç kızları zorla kaçırıp alıkoyan halkı canlarından bezdiren bir yapı olmuştur. Sultan 2. Mahmut 20 Temmuz 1785'te Top kapı sarayında dünyaya gelmiştir. Tahta çıkması çok sancılı olmuştur. Tahtta kaldığı 31 yıllık süre zarfında Osmanlı tarihinin siyasi açısından en buhranlı dönemlerinden birini yaşanmaktaydı. İmparatorluğun dağılma sürecini başlatan Sırp ve Yunan isyanları, Rus, İngiliz ve Fransız donanmalarının birleşerek Osmanlı donanmasını yenilgiye uğratmaları. Anadolu da Kavalalı Mehmet Ali paşanın isyanı ve Kütahya ya kadar Anadoluyu ele geçirmesi gibi, olaylar ile uğraşan devlet yönetimi bir yandan da, artık bozulmuş görev yapmayan  Yeniçerilerle de uğraşıyorlardı. Osmanlı ordusunun o dönemde 25'e yakın askeri ocağı bulunuyordu bu ocakların içerisinde en çok sorun çıkaranlar Yeniçerilerdi. Çünkü Yeniçerilerin görevi İstanbul ve Sarayı korumaktı, Yeniçeriler saray yönetimine bu denli yakın oldukları için, sarayı karıştırmak isteyen devletin içerideki ve dışarıdaki güçler hep yeniçerileri kullanmışlardır. Yeniçeriler kendi isteklerine göre padişahları tahta çıkarır yada tahttan indirirlerdi. Diledikleri vezirleri öldürürlerdi. Diledikleri kimseyi paşa yapar istemediklerini görevden alırlardı. Yeniçerilerin başına buyruk hareketleri halkı çok rahatsız ediyordu. 

Vaka-i Hayriye:  

Osmanlı ordusunun savaşlarda yenilgilere uğraması, ordunun modernize edilmesini şart koşuyordu Padişah 2. Mahmut Orduyu modernize etmek için. Eşkinci ocağı adı verilen modern yeni bir askeri ordu kurdu ordu eğitimlere başladıktan 3 gün sonra Yeniçeriler ellerinde bulundurdukları bu gücü kaybedeceklerini düşünerek isyana kalkıştılar. Yeniçeri ocağı dışındaki diğer bütün ocaklar Padişaha bağlı olduklarını belirterek isyana katılmadılar.
Sultan 2. Mahmut han tarihe geçen bir karar alarak Peygamber sancağının altında  isyancıların karşısına ordusuyla geçti. Din büyükleri ve İstanbul halkı padişahın yanında yer aldı. Bugün Aksaray meydanı olarak bildiğimiz yerde Yeniçerilerin kışlaları vardı, bu Yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6000'den fazla Yeniçeri hayatını kaybetti. 20.000 civarındaki Yeniçeri isyancısı ise teslim oldu. 1826'da Yeniçeri ocağı resmen kapatıldı. Yeniçerilerin yerine Muhammedin zafer kazanmış orduları anlamına gelen Asa-kir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kuruldu. 

Tarihe Vakıa-i Hayriye olarak geçen ve tarihte eşine rastlanmayan bu durum birçok tarihçinin günümüze kadar yapılmalı yada yapılmamalı diye anlamaya çalışıp Vakıa-i Hayr-iyemi yoksa Vakıa-i şerri yemi diye tartışmaları hep süregelmiştir. Bundan sonrada hep konuşulmaya devam edilecektir. 
]]>
Padişah Ahmet https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/padisah-ahmet.html Tue, 25 Sep 2018 02:14:21 +0000 Padişah Ahmet, 18 Nisan 1590 yılında Manisa' da doğmuş ve 22 Kasım 1617 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Padişah Ahmet 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesi olmuştur. Padişah Ahmet'in babası 3. Mehmet ve annesi Handa Padişah Ahmet, 18 Nisan 1590 yılında Manisa' da doğmuş ve 22 Kasım 1617 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Padişah Ahmet 14. Osmanlı padişahı ve 93. İslam halifesi olmuştur. Padişah Ahmet'in babası 3. Mehmet ve annesi Handan Valide Sultan'dır. Padişah Ahmet sancağa hiç gitmemiştir. Ancak sancağa gitmeyip tahta çıkan tek Osmanlı padişahıdır. Padişah Ahmet' in dedesi vefat edince babası ile birlikte İstanbul'a gitmişlerdir. Ahmet'in Selim, Mahmut ve Cihangir adında üç tane abisi vardı. Ancak onlar erken vefat etmişlerdi. Şehzade Mahmut tahta iken Padişah Ahmet' in annesi babası 3. Mehmet' i ikna etmesi ile kaldığı dairesinde boğularak öldürüldü. Bu sayede Padişah Ahmet'e taht yolu gözüktü. Bu olaylardan altı ay geçtikten sonra Padişah Ahmet'in babası aniden hayatını kaybetti ve artık tahta padişah Ahmet geçti. 

Padişah Ahmet annesinden dolayı dinine düşkün dindar biri idi. Bunu da yaptırdığı Sultan Ahmet Cami ile anlayabiliriz. Şehzadeliği döneminde en önemlisi Lala Mehmet Paşa'nın yani veziri azamın fethettiği Estergon'dur. Bu olay ile birlikte 100 yıllık Celali İsyanları bastırılmıştır. Padişah Ahmet Kanuni Sultan Süleyman' dan sonra en genç yaşta devlet işleri ile uğraşan ilk padişahtır. Padişah Ahmet saltanat döneminde hanedandaki veraset sistemini değiştirmiştir ve kardeş katli kanununu ortadan kaldırmıştır. Kendinden sonra yerine aklı başında ailenin en büyük üyesi  devlet için iyi birinin geçebilmesi için ekber erşet sistemini getirmiştir. Bu sistem sayesinde kardeşler arasın taht için rekabetler ortadan kalkmıştır. Bu sayede Padişah Ahmet'in üç oğlu da padişah olmuştur ve kardeşler arasında birbirini öldürme hırs gibi durumlar söz konusu olmamıştır. Bu yüzden ekber erşet sistemi Osmanlı tarihindeki önemli gelişmelerdendir. 

Padişah Ahmet yakalandığı tifüs hastalığın kurtulamamıştır. 21 Kasımı 22 Kasıma bağlayan gece 1617 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Padişah Ahmet çok genç yaşta ölen yirmi yedi yaşında ölen önemli Osmanlı padişahlarımızdandır. Padişah Ahmet yaptırdığı Sultan Ahmet Caminin yanındaki türbeye defnedilmiştir. 
]]>
Adile Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/adile-sultan.html Tue, 25 Sep 2018 09:22:24 +0000 Adile Sultan, 23 Mayıs 1826-12 Şubat 1899 tarihleri arasında yaşamış Türk Divan Edebiyatı şairlerimizdendir. Adile Sultan, Konstantinopolis de doğmuştur. Osmanlı Padişahlarının otuzuncusu olan İkinci Sultan Mahmu Adile Sultan, 23 Mayıs 1826-12 Şubat 1899 tarihleri arasında yaşamış Türk Divan Edebiyatı şairlerimizdendir. Adile Sultan, Konstantinopolis de doğmuştur. Osmanlı Padişahlarının otuzuncusu olan İkinci Sultan Mahmut'un kızı ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı olarak doğmuştur. Sultan Abdülmecid'in kız kardeşidir.

Adile Sultan'ın babası ikinci Mahmut, sanatçı kimliği ile öne çıkmış padişahlarımızdandır. Kendisinin ilgilendiği dallar vardı, özellikle bu ilgilendiği dallar hat ve musiki dallarıdır. Babasının bu sanatçı kimliği ve almış olduğu eğitim Adile Sultanında sarayda çok iyi bir eğitim almasına da katkı sağlamıştır. Adile Sultan aldığı eğitim yanında babasında geçen sanatçı ruhu ile ilk kadın şairlerimizden olmuştur. Adile Sultan, büyür genç kız olunca 19 yaşında yakışıklığı ile meşhur Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa ile dünya evine girerler. Güzel giden mutlu evliliklerinden üç çocukları olur. Bu arada Mehmet Ali Paşa kayınbiraderi olan Sultan Abdülmecit zamanında sadrazamlık yapmıştır. Daha sonra aile ciddi kayıplarla yüzleşir  bu üç çocuktan ikisini küçük yaşlarda iken peş peşe kaybederler. Adile Sultan daha sonrada eşi Mehmet Ali Paşayı kaybeder. Mehmet Ali Paşa'nın ardından Verem hastalığına yakalan kızı Hayriye Hanım Sulta'nı iki sene sonra kaybeder. Peş peşe ölümlerle sarsılan Adile Sultan yoğun bir kedere, sıkıntıya girer. Bu hüzünlerin kederlerin ardından kendisini ibadete verir ve Nakşibendi tarikatına girerek huzur bulur. Adile Sultan, hayatının önemli dönüm noktasını teşkil eden kayıplarının etkisiyle kendini şiir yazmaya adamış ve Osmanlı hanedanının Divan sahibi ilk kadın şairimizdir. Hayatında yaşadıkları peş peşe ki kayıplarının hüznünü çeşitli şiirlerine yoğun bir biçimde yansıtmıştır. Aynı zamanda Adile Sultan Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazmış şairlerimizdendir. Eserleri Yunus Emre, Fuzuli, Şeyh Galib ve bu eserler Adile Sultan Divanı ismiyle yayımlanmıştır.

Adile Sultan, hayırseverliği, hassaslığı ve dindarlığı ile tanınmış, yaşadığı sürece herkesler tarafından hep hürmet gösterilen bir bayandır. Yardımseverliği ile tanın Adile Sultan, fukara evlerini v mektepleri tamir ettirir, çocukların okuması için onlara yardım eli uzatmıştır. Evlenecek gelinlik kızların çeyizlerine de yardımları olmuştur. Akmayan kurumuş çeşmelere su getirerek en büyük hayrı gerçekleştirmiş bir kadındır. Kızı Hayriye Sultan içinde Çamlıca Köşk yaptırmıştır.  

Adile Sultan çok eserler bırakarak 1898 senesinde Ocak ayında bir bayram sabahı Fındıklı' da vefat etmiştir. Kalabalık yoğun bir cenaze merasiminden sonra Eyüp Sultan'a zevcinin yanına defnolunmuştur. İki aşık, edebi sonsuz uykularını Haliç sahilindeki türbelerinde birlikte uyumaktadırlar. Adile Sultan 73 sene yaşamış ve bu süre içinde II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murat ve II. Abdülhamit dönemini saltanatını görmüştür.    

]]>
Halime Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/halime-sultan.html Wed, 26 Sep 2018 04:20:11 +0000 Halime Sultan, Osmanlı Padişahı 1. Mustafa'nın ve Şehzade Mahmud'un annesi olarak bilinen Halime Sultan, 3. Mehmet'in hasekisi olarak bilinmektedir. Abhazya asıllı olduğu tahmin edilmekte olan Halime Sultan, bazı kaynaklarda Fu Halime Sultan, Osmanlı Padişahı 1. Mustafa'nın ve Şehzade Mahmud'un annesi olarak bilinen Halime Sultan, 3. Mehmet'in hasekisi olarak bilinmektedir. Abhazya asıllı olduğu tahmin edilmekte olan Halime Sultan, bazı kaynaklarda Fuldane Sultan adıyla anılmaktadır. Çok kısa süreliğine Valide Sultan olarak kalan Halime Sultan, dönemin hanımlarından Kösem Sultan ve Safiye Sultan kadar güçlü de olamamıştır. 

Halime Sultan kimdir

Asıl isminin Altunşah Solohov- Lekerbia olduğu söylenmektedir. Daha sonra yapılan araştırmalarda adının Fuldane Sultan değil Halime Sultan olduğu da kesinleşmiştir. 3.Mehmet'in hasekisi (padişahın gözdesi olan hatunlar) olarak ilk hareme girdiği zamanlarda Şehzade Mahmud'u doğurmuştur. Sonra 1594 yılında Dilruba Sultan'ı ve 1601'de ise 1.Mustafa'yı doğurmuştur. 

Halime Sultan'ın haseki sultanlık yılları

İlk zamanlarda taht için çok tehlike oluşturmuştur. Hatta oğlu Şehzade Mahmud tarafından söylenen iktidarı ele geçirme sözleri de bunu desteklemiştir. Bu dönemde güçlü olmak isteyen Safiye Sultan'ın etkisiyle de bir gece Şehzade Mahmud dairesinde boğularak öldürülmüştür. Bu olay sonrasında Halime Sultan ise Eski Saray'a gönderilmiştir. 1. Ahmed tahta çıkınca haremde Safiye Sultan'dan sonra gelen Handa Haseki Sultan Şehzade Mustafa ile ilgilenerek Halime Sultan'ın tek oğlunun öldürülmesine engel oldu. Valide Sultan'ın ölümü ile konu kapansa da Şehzade Mustafa'nın ölümü ile tekrar konu gündeme gelmiştir. Ancak Kösem Sultan sayesinde padişah bu fikirden vazgeçmiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi Kösem Sultan ve Halime Sultan iyi anlaşmaktadır.  

Halime Sultan'ın valide sultanlık dönemi

1. Mustafa'nın tahta geçmesi ile Halime Sultan Eski Saray'dan getirilerek boş kalan Valide Sultan dairesine yerleştirilmiştir. Ancak oğlunu öldürten Safiye Sultan hala bu dönemde hayatta idi. Hem eşi hem de oğlu padişahlık yapmış olan Safiye Sultan bu nedenlerle saray politikasında çok etkili olmuş bir Valide Sultan'dır. Ayrıca iki oğlunun da padişahlığını görmüştür. Normalde bu dönemde Halime Sultan'ın etkili olması beklenirken oğlunun akli dengesindeki problemler bu işi daha da zorlaştırmıştır. Bu nedenle de Valide Sultanlık devri çok kısa sürmüştür. 1.Mustafa döneminde iktidar Halime Sultan ve kızıyla evlenen Kara Davut Paşa'nın elinde olduğu söylenir. Daha sonra 1618 yılında tahtan indirildi ve yerine 2. Osman getirildi. Daha sonra tekrar tahtı alan Mustafa bir yıl sonra tekrar tahttan indirilmiştir. Bu nedenlerden dolayı 2. Osman'ın ölümünde Halime Sultan'ın parmağı olduğu tahmin edilmektedir. Oğlu tahttan indirildikten sonra maaşı 3.000 akçeden 2.000 akçeye düşürülmüştür. Oğlunun tahttan indirilmesinden sonra sakin bir hayat yaşayan Halime Sultan, 1923 yılında vefat etmiştir.
]]>
Sultan Selim https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/sultan-selim.html Wed, 26 Sep 2018 12:04:54 +0000 Sultan Selim; Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü dünyaya gelmiştir. Babası Sultan İkinci Beyazıt, annesi Gülbahar Hatundur. Yavuz Sultan Selim uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı yiği Sultan Selim; Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü dünyaya gelmiştir. Babası Sultan İkinci Beyazıt, annesi Gülbahar Hatundur. Yavuz Sultan Selim uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı yiğit bir padişahtı. İlim sahibiydi. Ata çok iyi biner, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanırdı. Çok mütevazi bir kişiliğe sahip olan Sultan Selim her öğün tek çeşit yemek yer, ağaçtan tabaklar kullanırdı. Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını ziyan etmezdi. Bir kulağına devamlı küpe takması ile bilinen Yavuz Sultan Selim, 22 Eylül 1520 yılında Aslan Pençesi denilen bir çıban çıkması sonucu 50 yaşında iken hayata gözlerini yumdu. Babasının cenaze namazını Fatih Camii'nde kılan Kanuni Sultan Süleyman, onu babasıyla aynı adı taşıyan caminin avlusundaki türbeye defnettirdi. Sekiz yıllık hükümdarlık hayatına seksen yıllık iş sığdırmış bir padişah olduğu da unutulmamalıdır. Önemli zaferleri ise şu şekilde sıralanmaktadır.

Çaldıran Savaşı
Sultan Selim tahta geçtiği sıralar Osmanlı Devleti çok sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Bu bunalımın o dönemin en büyük nedeni doğudaki Şii-Safevi devletiydi. Bu devletin ortadan kalkması ile huzur sağlanacak, Türkistan yolu Osmanlılara açılacaktı. 1514 yılı baharında ordusu ile birlikte İran seferine çıktı. Osmanlı kuvvetleri, Erzincan' dan Tebriz'e doğru yol aldı. 23 Ağustos 1514' te Çaldıran' da yapılan savaşta Osmanlı Devleti büyük bir zafer kazanırken, Safeviler büyük bir bozguna uğratıldı. Şah kaçarak hayatını zor kurtardı. Şehirdeki bir çok sanatçı da İstanbul'a getirildi. Zafer sonucunda Şah İsmail geçmişteki saygınlığını kaybetti. Bu sayede Doğu Anadolu' da için bir tehlike kalmamış oldu. Çaldıran zaferinden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı. Kemah Kalesi fethedildi. Dulkadiroğlu Beyliğini sona erdirdi. Diyarbakır, Mardin ve Bitlis Osmanlı topraklarına katıldı. Böylece Anadolu'da Türk Birliğini sağladı.

Mercidabık Zaferi
Fatih Sultan Mehmet zamanından kalan sorunlar ve İran Seferi, Mısırlıların Safevilerle ittifak yapmalarına sebep oldu. Bu ittifakı duyan Sultan Selim 5 Haziran 1516' da Mısır seferine karar verdi. 27 Temmuz 1516 günü Sultan Selim ve ordusu Mısır'a gelmişti. Mısır' a bağlı kaleler de  birer gün arayla teslim oldular. Ancak savaş Mercidabık sınırlarında 24 Ağustos 1516'da meydana geldi. Mısır ordusu ve hükümdarı Osmanlıların ezici bir top ateşi karşısında fazla dayanamadı. Hükümdar Gansu Gavri ölü olarak ele geçirildi ve Suriye'nin kapıları Osmanlıya açılmış oldu.

Memlükler Ve Ridaniye Zaferi
Yavuz Sultan Selim ordusu ile birlikte, ilk çağlardan beri hiç bir komutanın cebren geçemediği Sina çölünü 13 günde geçerek Ridaniye' de Mısır ordusu işle karsılaştı. Sultan Selim El-Mukaddam dağının etrafından dolaşıp, güneyden saldırarak Mısır Ordusunun toplarını etkisiz hale getirdi ve 22 Ocak 1517 yılında Ridaniye Zaferini kazandı. Bu zaferle birlikte Memlük Devletine son verilmiş oldu.

Halife Sultan Selim,
24 Ocak da Kahire'yi topraklarına kattı. 4 Şubat 1517' de Sultan Selim büyük bir törenle Kahire' ye girdi ve Memlüklerine bağlı Abbasi Halifeliğine son verip halifelik makamını Osmanlılara geçirdi. Mısır seferi sonunda Filistin, Mısır ve Suriye Osmanlı hakimiyetine girdi. Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katıldı ve Doğu ticaret yolları tamamen Osmanlıların eline geçti. 6 Temmuz 1517' de Emanet-i Mukaddese denilen ve aralarında Hz. Muhammed'in (S.A.V) sancağı, hırkası ,kılıcı ve dişi gibi eşyaları Hicaz' dan Sultan Selim'e gönderildi. Sultan Selim, Ayasofya caminde yapılan törenle son Abbasi halifesinden, Mekke ve Medine'nin hizmetkarı unvanını alarak bütün Müslümanların "Dini ve Siyasi" lideri oldu.
Sultan Selim, tahta geçtiğinde 2,375,000 km2 olan topraklarını sekiz sene içinde 6,557,000 km. kareye çıkarmayı başardı. Çok düzenli çalışan casus teşkilatı sayesinde ülke i]]> Osmanlı Padişah Sıraları https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-padisah-siralari.html Wed, 26 Sep 2018 12:49:28 +0000 Osmanlı Padişah Sıraları, Osmanlı padişah sıralaması otuz altı adet padişahımız vardır. Osmanlı padişahı sıralamasında 1. Osman dönemi Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu ile başlar. Osmanlı padişah sıralamasında Osmanlı Padişah Sıraları, Osmanlı padişah sıralaması otuz altı adet padişahımız vardır. Osmanlı padişahı sıralamasında 1. Osman dönemi Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu ile başlar. Osmanlı padişah sıralamasında Yıldırım Beyazıt'tan sonra Fetret Devri başlamıştır. Osmanlı padişah sıralamasında Fatih Sultan Mehmet'ten sonra yükselme devri başlamıştır. Aynı zamanda İstanbul'un fethi ile Orta çağ kapanmış, Yeni çağ başlamıştır. Osmanlı padişah sırasında Kanuni Sultan Süleyman'ın birinci Viyana kuşatmasından sonra duraklama devri başlamıştır. Osmanlı padişah sırasında İkinci Mustafa'dan itibaren gerileme devri başlamıştır. Osmanlı padişah sırasında 5. Mehmet Reşat'dan sonra işgal dönemi ve yıkılış görülmektedir.
Osmanlı Padişah Sıraları

Kuruluş Devri Padişahları
  • 1. Osman; Osman Gazi 1300-1324 yılları arasında 24 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • Orhan; Orhan Gazi 1324-1360 yılları arasında 36 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • 1. Murat Hüdavendigar; 1360-1389 yılları arasında 29 yıl padişahlık yapmıştır.
  • Yıldırım Beyazıt; 1389-1402 yılları arasında 13 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • Mehmet Çelebi; 1413-1421 yılları arasında 8 yıl süren bir padişahlık yaşamıştır. 
  • 2. Murat; 1421-1444 yılları arası 1. dönem 23 yıl, 1446-1451 yılları arası 2. dönem 5 yıl toplamda 30 yıl padişahlık yapmıştır.
Yükselme Devri Padişahları
  • Fatih Sultan Mehmet; 1444-1446 tarihler arasında 1. dönem 2 yıl, 1451-1481 yılları arasında 2. dönem 30 yıl padişahlık yapmıştır.
  • 2. Beyazıt; 1481-1512 yılları arasında 31 yıl süren padişahlık yapmıştır.
  • Yavuz Sultan Selim; 1512-1520 yılları arasında 1. Selim 8 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • Kanuni Sultan Süleyman; 1520-1566 yılları arasında 46 yıllık bir padişahlık yapmıştır. 
Osmanlı Padişah SıralarıDuraklama Devri Padişahları
  • 2.Selim; 1566-1574 yıllar arasında 8 yıl süren padişahlık yapmıştır. 
  • 3. Murat; 1574-1595 yılları arasında 21 yıl süren padişahlık yapmıştır. 
  • 3. Mehmet; 1595-1603 yılları arasında süren 8 yıllık padişahlık yapmıştır.
  • 1. Ahmet;  1603-1617 yılları arasında 14 yıl padişahlık yapmıştır.  
  • 1. Mustafa; 1617-1618 ve 1622-1623 yıllar arasında 2 yıl toplamda padişahlık yapmıştır. 
  • 2. Osman; 1617-1622 yılları arasında 5 yıl padişahlık yapmıştır. 1. Ahmet'in oğludur.
  • 4. Murat; 1623-1640 yılları arasında 17 yıl süren padişahlığı vardır. 1. Ahmet'in oğludur. 
  • 1. İbrahim; 1. Ahmet'in oğludur. 1640-1648 yılları arasında 8 yıl süren padişahlık yapmıştır. 
  • 4. Mehmet; 1. İbrahim'in oğludur. 1648-1687 yılları arasında 39 yıl süren padişahlık yapmıştır. 
  • 2. Süleyman; 1. İbrahim'in oğludur. 1687-1691 yıllar arasında 4 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • 2. Ahmet; 1. İbrahim'in oğludur. 1691-1695 yılları arasında 4 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • 2. Mustafa; Babası 4. Mehmet'tir. 1695-1703 yılları arasında 8 yıl padişahlık yapmıştır. 
Gerileme Devri Padişahları
  • 3. Ahmet; Babası 4. Mehmet'tir. 1703-1730 yılları arasında 27 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • 1. Mahmut; Babası 2. Mustafa'dır.1730-1754 yılları arasında 24 yıl padişahlık yapmıştır. 
  • 3. Osman; Babası 2. Mustafa'dır. 1754-1757 yılları arasında 3 yıl padişahlık yapmıştır.
  • 3. Mustafa; Babası 3. Ahmet'tir.1757-1774 yılları arasında 17 yıl padişahlık yapmıştır.
  • 1. Abdülhamid; Babası 3. Ahmet'tir. 1774-1789 yılları arasında 15 yıl padişahlık yapmıştır.
  • 1.Selim; 3. Mustafa'nın oğludur. 1789-1807 yılları arasında 8 yıl padişahlık yapmıştır.
  • 4. Mustafa; Babası 1. Abdülhamid'dir. 1807-1808 yıllar arasında 1 yıl padişahlık]]> İbrahim Padişah https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/ibrahim-padisah.html Wed, 26 Sep 2018 14:58:55 +0000 İbrahim Padişah, 1. İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. İbrahim padişah, 8 Şubat 1640’ta ağabeyi 4. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında iken, 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıkmıştır. Şehz İbrahim Padişah, 1. İbrahim, 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. İbrahim padişah, 8 Şubat 1640’ta ağabeyi 4. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında iken, 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıkmıştır. Şehzadeliğinde döneminde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış ve diğer erkek kardeşleri 4. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştür. Künyesi, 
  • Tam adı; Sultan İbrahim Han bin Ahmed Han El-Muzaffer Daima
  • Babası; 1. Ahmed
  • Annesi; Kösem Sultan
  • Doğum tarihi ve yeri; 5 Kasım 1615, İstanbul
  • Ölümü ve yeri; 18 Ağustos 1648 de 32 yaşında, İstanbul’da
  • Kabrinin bulunduğu yer; Ayasofya Selatin haziresinde 1. Mustafa türbe-sindedir.
İbrahim Padişah Kişiliği

Sultan İbrahim’in diğer üç erkek kardeşi abisi olan sultan 4. Murad tarafından öldürtülmüş, kendisi de 23 yıl kafes denilen bölümde yaşamış buna bağlı olarak, hayatı boyunca öldürülme korkusu taşıyarak ve psikolojisi bozuk ve sinirleri harap olmuş bir şekilde, 25 yaşında tahta çıkmıştır. İbrahim’in kişiliğine kardeşlerini öldürten sultan 4. Murad’dan duyduğu korku damgasını vurmuştur. Öyle ki 4. Murad'ın ölüm haberi ona ulaştırıldığında buna inanamamıştır. Sultan İbrahim’in güzel koku ve samur kürke aşırı düşkünlüğünden dolayı amber ve kürk vergisi denilerek para dahi toplanıldığı kayıtlarda geçmektedir. Üstelik bu düşkünlüğü nedeniyle, kedilere varıncaya kadar sarayı samurla donatmasına neden olmuştur. İbrahim padişah sevdiği kedilere dahi sarayda samur kürk giydirerek dolaştırıyordu.

Kadınlara aşırı düşkün olan İbrahim padişah, devletin en önemli geliri olan (haslarını) vergileri kadınlarına vermekteydi. Bu konuda tatminsiz olan İbrahim padişah, bir defasında İstanbul'daki en iri kadının kendisi için bulunmasını emretmiş ve bulunan bu kadından memnun kalınca Şam eyaletinin tüm gelirlerini bu kadına bağışlamıştır. O kadarki kadınlara olan düşkünlüğü nedeniyle Varvar Ali Paşa İsyanının çıkmasına sebep olmuştur. İbrahim padişah, İpşir Paşa'nın Sivas'taki nikahlı eşini kendine istemesi Varvar Ali Paşa İsyanına neden olmuştur. İsyan eden Varvar Ali Paşa ise idam edildikten sonra kesik başı İstanbul'a yollanmıştır. Döneminde görevliler mevki ve geleceklerini Sultan İbrahim’in kadınlarından bekler olmuşlardı.

İbrahim Padişahİbrahim Padişah Saltanatı

Sultan İbrahim tahta geçtiğinin ilk yılında Mirgünoğlu olayı yaşanmıştır. 4. Murad'ın İran Seferi sırasında Revan Kalesi kumandanlarından olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinin ardından affedilerek Emirgan'a gönderilmiş ve burada oturmasına izin verilmişti. Mirgünoğlu, 4. Murad'ın ölümünü fırsat olarak görüp bölücü ve yıkıcı propaganda yapmaya başlamış. Bu faaliyetlerinden haberdar olan İbrahim padişah, onu idam ettirmiş. Fakat bu idamın ardından bazı çevreler İbrahim padişaha düşman olmuştur.

Diğer yandan, Malta Şövalyeleri fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları nedeniyle, İbrahim padişah onların en büyük sığınağı olan Girit Adasının fethini emretmiştir. 1645 te Haziran ayının ortalarında, Sakız Adasında bulunan Osmanlı donanması denize açılarak, 17 Temmuz’da Girit’in Hanya limanını fethetmiştir. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük etki uyandırmış. Almanya ve İtalya bölgedeki ülkeler asker göndererek Venedik'e yardım kararı almışlar. Bu esnada Hanya muhafaza komutanı olan, Deli Hüseyin Paşa, durmayarak Resmo Kalesinde ele geçirmiştir.

Bunlar yaşanırken Hezarpare Ahmet Paşa aleyhinde başlayan isyan, İbrahim padişahın da tahttan indirilmesiyle sonuçlanmış olup tahta oğlu 4. Mehmet çıkarılmıştır. İsyancıların önderi olan Sofu Mehmet Paşa, İbrahim’i idam ettirmiştir. Ayasofya Selatin haziresinde, caminin Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan kısmına defnedilmiştir. İbrahim padişah döneminde devletin iç huzurunun sağlanması, mali dur]]> Fatih Sultan Mehmet Hayatı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/fatih-sultan-mehmet-hayati.html Wed, 26 Sep 2018 21:08:28 +0000 Fatih Sultan Mehmet Hayatı, Osmanlı padişahlarından yedincisi olan Fatih Sultan Mehmet, II. Murat ve Candaroğlu Hatice Alime Hüma Hatun'dan olma evladıdır. 30 Mart 1431 tarihinde Edirne'de dünyaya gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet Fatih Sultan Mehmet Hayatı, Osmanlı padişahlarından yedincisi olan Fatih Sultan Mehmet, II. Murat ve Candaroğlu Hatice Alime Hüma Hatun'dan olma evladıdır. 30 Mart 1431 tarihinde Edirne'de dünyaya gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet 1444 ve 1451 yıllarında olmak üzere iki kere tahta çıkmış olup toplam olarak 31 yıl süren bir saltanatı vardır. Fatih Sultan Mehmet 12 yaşında Manisa iline sancağa gönderilmiştir. II. Murat küçük yaşta vefat eden şehzadenin kederiyle inzivaya çekilerek tahtını kendi arzusuyla şehzade Mehmet'e bırakmıştır. Osmanlı tahtına genç bir şehzadenin geçmesi haçlıların iştahını kabartarak 1444 yılında Osmanlı topraklarına saldırıya geçmiştir. Bunun üzerine kimi belgelere göre Şehzade Mehmet'in babasına yazdığı kimi rivayete göre de Vezir Azam tarafından kaleme alınan mektup üzerine II. Murat tekrar tahta geçmiştir. Bu mektupta akılda kalan en önemli cümle Şehzade Mehmet'in babası II. Murat'a; " Eğer padişah sen isen gel tahtına geç, yok eğer ben isem sana emrediyorum gel ordunun başına geç" sözüdür. Sultan II. Murat 1541 yılında vefat etmesinden sonra Şehzade ikinci Mehmet tekrar tahta geçer. 

19 yaşında tekrar tahta geçen Sultan Mehmet Han'ın amacı Osmanlı toprak bütünlüğünü korumak ve Osmanlı toprakları arasında kangren olan Bizans imparatorluğunu yok etmektir. Bu hedef uğruna daha önceden Yıldırım Beyazıt'ın yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı'nın tam karşısına Rumeli Hisarı'nı yaptırarak boğaz tarafından Bizans'a gelecek olan yardımların önüne geçmiştir. Rumeli Hisarı planını bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından çizilmiştir. Bu hisarın yapımı aşamasında vezirler dahi taş taşıdığı bilinmektedir. İstanbul'un fethi için çocukluk dönemlerinden beri ilim, irfan ve fen öğrenen Fatih Sultan Mehmet bu kuşatma zamanında kullanılan topların soğutma işlemi için zeytinyağı kullanmıştır. Havan toplarının balistik hesaplarını yapmış olup dik mermi yollu ateşli silahın mucidi olarak da tarihe geçmiştir. İstanbul'un fethi ile beraber Ayasofya kilisesini camiye çevrilmiştir. Bu büyük İstanbul fethi bir devri kapatıp yeni çağa geçişi sağlamıştır. Tüm dünyaya korku salan İstanbul'un fethi ile Fatih Sultan Mehmet gözünü Avrupa'ya dikmiştir. Yeni hedefi artık Türk bayrağını ulaştırmak istediği son toprak parçası Kızıl Elma'dır. Bu sebepledir ki Fatih Sultan Mehmet 1481 yılında zehirlenerek vefat ettiğinde Hıristiyan dünyası günlerce süren şenlikler düzenlemişlerdir. 

Fatih Sultan Mehmet HayatıFatih Sultan Mehmet'in Türbesi:

Gebze'de  vefat eden padişahın türbesi İstanbul'da bulunan Fatih caminin içerisindedir. Ölümü gizli tuttuğu bir sefere giderken  zehirlenme rivayetiyle beraber gut hastalığından kaynaklandığı söylenmektendir. Ziyarete daima acık olan türbenin etrafında aile efradından kişiler de bulunmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet'in Edebi Kişiliği:

Osmanlıda ilk divanı olan padişah, Fatih sultam Mehmet'tir. Şiirlerini Avni mahlasıyla yazmıştır. Yüksek bir şiir becerisine sahip olan padişah, harp içerisinde olan yaşamına rağmen ne kadar ince bir ruha sahip olduğunu göstermiştir.  Sanatın her dalına ilgisi olan fatih, bir çok eser için yurtdışından ressamlar getirmiştir. Divan edebiyatında yer alan bazı şiirlere nazirelerinin yanı sıra bir çok gazeli bulunmaktadır.
]]> Adile Sultan Kasrı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/adile-sultan-kasri.html Thu, 27 Sep 2018 13:18:31 +0000 Adile Sultan Kasrı, İstanbul'da Üsküdar'ın Validebağ korusu içerisinde yer alan Adile Sultan Kasrı, 1853 yılında yaptırılmıştır. Sultan Abdülaziz bu eseri çok sevdiği kız kardeşi Adile Sultan için yaptırmıştır. Adile Sultan Kasrı, İstanbul'da Üsküdar'ın Validebağ korusu içerisinde yer alan Adile Sultan Kasrı, 1853 yılında yaptırılmıştır. Sultan Abdülaziz bu eseri çok sevdiği kız kardeşi Adile Sultan için yaptırmıştır. Dikdörtgen şeklinde olan bu yapının girişine çift kollu ihtişamlı merdivenlerden ulaşılmaktadır. Birinci ve ikinci katta büyük şekilde sofa ve salon bulunmaktadır. Hem birinci katta hem de ikinci katta sahanlığa açılan kapılar bulunmaktadır. Sahanlığa açılan mekanlar sofadan üç basamak ve korkuluklarla ayrılmıştır. Şu anda öğretmen evi şeklinde kullanılan Adile Sultan Kasrı, bir zamanlar Hababam Sınıfı dizisinin film çekimlerine de ev sahipliği yapmıştır. Hababam Sınıfı oyuncuları ve kamuoyunun isteği ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'nun talimatıyla sarayın içinden bir oda Hababam Sınıfı Müzesi olarak kullanılmaktadır. Bu odada dönemin sıraları, tahtaları, sobası ve birçok oyuncunun fotoğrafları bulunmaktadır. 

Adile Sultan kimdir

2. Mahmut'un 4. İkbal Zenginar hanımdan doğan Adile Sultan, 1826 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Din, edebiyat ve hat konusunda oldukça iyi bir eğitim alan Adile Sultan, 1845 yılında Tophane Müşiri Mehmet Ali Paşa ile evlenmiştir. Bu evlilikten 4 çocuğu olmuştur. 1869 yılından sonra kocasının ölümü ile kendini hayır işlerine adayan Adile Sultan, 14 vakıf kurmuştur. 1899 vefat eden Adile Sultan'ın bütün varlığı eğitim vakıflarına bırakılmıştır. 
Ayrıca Osmanlı Hanedanı içinde divan sahibi tek kadın olarak bilinen Adile Sultan, bu kasrın imarına yardımda bulunmuş ve eğitim konularına yardımcı olduğu da bilinmektedir. 

Adile Sultan KasrıAdile Sultan Kasrı'nın tarihçesi

Sultan 3. Selim zamanında annesi Mihrişah Valide için buraya bir bağ köşkü inşa ettirir. Sultan Abdulmecid tahtı devraldıktan sonra bu konağı annesi Bezmialem Valide Sultan'a verir. Bezmialem Sultan vefat ettikten sonra Altünizade İsmail Zühtü Paşa buraya bir köşk inşa ettirir ve bu köşkü hediye olarak Sultan Abdülaziz'e verir. Sultan Abdülaziz daha sonra köşkü yıktırır ve Paris Saint-Barbe mimarlık mezunu olan Nigoğos Amira Balyon'a adlı mimar tarafından inşa edilir. Sultan Abdülaziz bu inşayı annesi Valide Sultan'a hediye eder. Valide Sultan'ın ölümü ile burası Adile Sultan'a verilmiştir. Daha sonraları birçok eğitim kurumuna ev sahipliği yapan Adile Sultan Kasrı, Hababam Sınıfı filminin serilerinde de kullanılmıştır. 
]]>
Sultan Ahmet https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/sultan-ahmet.html Thu, 27 Sep 2018 19:51:33 +0000 Sultan Ahmet, yani I. Ahmet, 18 Nisan 1590 Manisa' da doğdu. 14. Osmanlı padişahı, 93. İslam halifesidir. Sultan Ahmet babası 3.Mehmet' in beklenmedik vefatı üzerine 21 Aralık 1603' te Eyüp Sultan' da kılıç kuşanarak daha Sultan Ahmet, yani I. Ahmet, 18 Nisan 1590 Manisa' da doğdu. 14. Osmanlı padişahı, 93. İslam halifesidir. Sultan Ahmet babası 3.Mehmet' in beklenmedik vefatı üzerine 21 Aralık 1603' te Eyüp Sultan' da kılıç kuşanarak daha çocuk sayılacak yaşta tahta geçmiştir. Sultan Ahmet, Kanuni Sultan Süleyman' dan sonra padişah olanların içinde devlet işlerine aşırı önem veren tek padişahtır. Sultan Ahmet, yakalandığı ağır bir hastalıktan kurtulamayarak 22 Kasım 1617 yılında 27 yaşında vefat etmiştir.

Saltanatında, hanedan veraset sistemini değiştirip, taht için kardeş katli serbesttir yasasını değiştirmiştir. Yerine ailenin aklı başındaki en büyük üyesi padişah olur sistemini getirmiştir. Bu sisteme, Ekber ve Erşed de denilmektedir. Kendisi de sisteme uyarak kardeşi Mustafa'yı öldürmemiştir. Bu yeni yasanın, şehzadeler arasındaki rekabetin, taht kavgalarının ve taht için gerçekleştirilen kardeş katlini önlemesi açısından Osmanlı tarihinde çok büyük bir önemi vardır. Eşi Kösem Sultan (Mahpeyker Sultan) IV Murat'ın annesi, Sultan Ahmet sayesinde yükselmiş ve Sultan Ahmet döneminde de sonrasında da büyük etkinlikler yapmıştır.

En Genç Hükümdar Sultan Ahmet,
Babası III. Mehmet' in üç oğlundan ikincisidir. Ağabeyi Mahmut, askeri ve idari işlerle ilgili padişahlık için en kuvvetli adaydır ancak Şehzade Mahmud tahta kast ettiği iddiasıyla öldürülmüştür. Şehzade Ahmet henüz 13 yaşındayken, babası 37 yaşında vefat etmiş ve yerine Sultan Ahmet geçmiştir. Babasının erken vefatı üzerine tahta çıkan en genç hükümdardır.

Sultan AhmetZitvatorik Antlaşması:
Sultan Ahmet, tahta çıktığı zaman memleketin iç düzensizliklerinin yanı sıra Avusturya ve İran harbleri de devam ediyordu. Kırım Hanı süvarilerinin Boğdan ve Eflak'ı tahrip ve Erdel'i de sıkıştırmaları üzerine, bu üç beylik Avusturya tarafını bırakıp tekrar Türklerle beraber olunca, imparator da sulha yanaşmak zorunda kaldı. Böylelikle 15 yıldır süren Avusturya harbi sona ermiş oldu. Bu anlaşma Osmanlı Devletinin Avrupa'daki ilerleyişinin durduğunun bir belgesi olarak kabul edildi.
İran savaşlarında ise hiç iyi neticeler alınmadı. Anlaşma yapılsa da savaş yeniden başladı. Celali denilen eşkıya yer yer Anadolu'yu kaplamıştı. Kuyucu Murad Paşa, yıllarca uğraşarak  Anadolu'yu temizledi ve halka rahat bir nefes aldırdı.
Sultan Ahmet zamanında,  Türk donanması deniz seferlerinde bir çok zaferler kazandırmıştır. Sultan Ahmet tam savaşları bitirip rahata erecekti ki ömrü vefa etmedi, genç yaşta öldü.
]]> Mihrimah Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/mihrimah-sultan.html Fri, 28 Sep 2018 13:52:33 +0000 Mihrimah Sultan: 1522 yılında Topkapı Sarayı'nda doğmuştur. Osmanlı padişahı 1. Süleyman ile eşi Hürrem sultanın Mehmet adındaki oğlundan sonra dünyaya Mihrimah sultan gelmiştir. Mihrimah Sultan'ın doğumundan 2 yıl sonra is Mihrimah Sultan: 1522 yılında Topkapı Sarayı'nda doğmuştur. Osmanlı padişahı 1. Süleyman ile eşi Hürrem sultanın Mehmet adındaki oğlundan sonra dünyaya Mihrimah sultan gelmiştir. Mihrimah Sultan'ın doğumundan 2 yıl sonra ise Hürrem sultan 2.selimi dünyaya getirmiştir. 2.Selim Kanuni Sultan Süleyman öldükten sonra yerine geçecek olan diğer çocuğudur. Kanuni Sultan Süleyman Mihrimah'ı çok severdi ve bütün istediklerini yerine getirirdi. Mihrimah sultan çok iyi yetişti ve çok güzel bir eğitim gördü. Öyle ki babasıyla beraber savaş meydanlarında görüldüğü söylenirdi. Mihrimah sultan 1539 yılında 17 yaşında iken Diyarbakır valisi Rüstem paşa ile evlendirildi. Düğün töreni Mihrimah Sultan'ın kardeşleri olan Bayezid ve Cihangir'in sünnet düğünleri ile birlikte oldu. At meydanında yani bugünkü adıyla Sultanahmet meydanında yapılan bu düğün büyük şölenlerle kutlandı. Rüstem paşa bu evlilikten sonra sadrazam oldu. 1544 ve 1561 yılları arasındaki 2 yıllık bir süreç haricinde sadrazam olmuştur. Mihrimah sultan ve Rüstem paşanın evliliklerinden 1541 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Daha sonra ise 1545 yılında murat bey, 1547 yılında Mehmet bey dünyaya geldi. 

Mihrimah sultan yaşamı boyunca devlet işlerinde çok büyük söz sahibi olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman'ı yani babasını Malta'ya sefer düzenlemeye ikna etmek için kendi parasıyla 400 gemi yaptıracağına söz verdiği söylenmektedir. Annesi Hürrem Sultan gibi Lehistan kralı 2. Zygmunt'la yazışmalar yapmıştır. Mihrimah sultan, çok büyük bir servet sahibi oldu. 1540-1548 İstanbul'un Üsküdar iskele cami, medrese, ilkokul ve hastaneden oluşan bir külliyesi yaptırmıştır. Ayrıca 1562-1565 yılları arasında yine Mimar Sinan İstanbul'un Edirne kapı semtinde cami, çeşme, hamam ve medreseden oluşan Mihrimah Sultan Cami ve külliyesini yaptırmıştır. Annesi Hürrem sultan 1558 yılında öldükten sonra Mihrimah sultan annesinin davrandığı gibi babasına davranarak babasına bir danışman olarak hayatını sürdürdü. 1566 da babasının yani kanuni sultan Süleyman'ın ölümünden sonra yerine erkek kardeşi 2.Selim geçti. 2.Selim'in saltanatı boyunca Mihrimah Sultan danışmanlığını sürdürdü. Anneleri Hürrem Sultan ölmüş olduğu için kardeşi 2. selim için adeta bir anne rolü üstlendi. Mihrimah Sultan 1578 de kardeşinin oğlu olan yani yeğeni 3.Murat saltanatta iken vefat etti. Vefatının ardından babası 1. Kanuni Sultan Süleyman'ın yanı başına defnedildi.

Mihrimah SultanMihrimah sultanın çocukları:
  • Ayşe Hümaşah Sultan 1541 yılında dünyaya gelmiştir.
  • Murat bey 1545 yılında dünyaya gelmiştir
  • Mehmet bey 1547 yılında dünyaya gelmiştir.
]]>
Emir Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/emir-sultan.html Sat, 29 Sep 2018 10:49:01 +0000 Emir Sultan, Osmanlı devletinin kuruluş devrinde yaşamış olan büyük bir âlim ve evliya olduğu düşünülen meşhur bir zâttır. Aynı zamanda Yıldırım Bâyezîd Hanın da damadıdır. Nesebi ve Ha Emir Sultan, Osmanlı devletinin kuruluş devrinde yaşamış olan büyük bir âlim ve evliya olduğu düşünülen meşhur bir zâttır. Aynı zamanda Yıldırım Bâyezîd Hanın da damadıdır. 

Nesebi ve Hayatı

Soyunun hazret-i Hüseyin’e dayandığı iddia edilen Emir Sultan'ın gerçek ismi Muhammed bin Ali, lakabı Şemsüddîn’dir. Miladi 1368, hicri 770 yılında Buhârâ’da doğmuş miladi 1430, hicri 833 yılında Bursa’da taûn hastalığından ölmüştür. Cenazesi kendi ismiyle anılan câmi yanında bulunan türbesinde defnedilmiştir. Günümüzde hala yurt içi ve yurt dışından gelen yoğun kalabalıklar tarafından ziyaret edilmektedir.

Emir Sultan, âlimlerin ve ilmin menbaı olarak adlandırılan Buhârâ şehrinde yetişmiştir. Medîne-i münevvverede ve Mekke-i mükerremede ilim tahsil etti. Medîne'de yerleşmek ve ömürünün sonuna kadar burada kalmak niyetindeyken gördüğü bir rüya neticesinde hayatının akışı değişti. Gördüğü rüyada Peygamber efendimiz ile hazret-i Ali yanyana oturuyorlardı, Emir sultan yanlarına varıp diz çökerek o oturdu. Ona hitap eden Hazret-i Ali  “Ey oğlum! Sana cenâb-ı Hak tarafından ceddin Muhammed’in sünnetini, takvâ yoluyla öğretmek için Rûm iline gitmen işâret olundu. Önünde giden nûrdan üç kandil belirecek, o kandiller nerede gözünden kaybolursa orada kalacaksın. Mezârın da orada olacak” dedi. Uykudan uyanan Emir Sultan; “Demek ki takdîr-i ilâhî böyle” diyip yola koyuldu. Rüyasında Hazret-i Ali’nin dediği gibi, üç kandil ona kılavuz oldu. Anadoluya geçip Bursa’ya geldiği zaman, önünde seyreden nûrdan üç kandil, pınar başında üç servi civârlarında fakirler için tahsis edilmiş bulunan eski bir kilisenin yanında ortadan kayboldu. Bu şekilde Emir Sultan Bursa’ya yerleşmiş oldu. 

Emir Sultan Bursa'da ilk olarak Şemseddîn Fenârî’den ders aldı ve icâzetini de hocası yazdı. Yıldırım Bâyezîd Han başta olmak üzere tüm Bursalıların sevgisini kazandı. Bu sevginin işareti olarak Sultan Yıldırım Bâyezîd Hanın kızı Hundi Hâtunla evlendirildi. Abbâsî halîfesi tarafından Sultan Yıldırım Bâyezîd Hana Sultân-ı İklim-i rûm ünvânı verildiğinği zaman hükümdarlık nişanesi olan kılıcı Pâdişah’a Emir Sultan kuşandırdı. 

Emir SultanOsmanlıya ve Anadolu'nun Manevi Hayatına Etkileri

Kerâmetler Sultânı diye de anılan Emir Sultan, zamânındaki Osmanlı sultanların büyük hürmetini kazanmıştır. Yaşadığı dönemdeki tüm sultanlar tahta çıktıkları zaman Onun eliyle kılıç kuşanırlardı ve sefere çıkacaklarında mutlaka huzuruna gelip, duasını alırlardı. Emir Sultan yaşamı boyunca vatan ve din için yapılan gazâları teşvik etmiştir. Talebelerine de bu işlerin kutsiyetini devamlı anlatmıştır. Vefâtından sonra bile serhat boylarındaki gâziler tarafından mânevî yardımlarının görüldüğü rivayet edilmiştir. 

Emir Sultan çok gayret etmesine rağmen, Timur ve Yıldırım arasındaki savaşın önüne geçemedi. Ve Türk-İslam dünyası için büyük bir yıkım olan bu savaş Emir Sultan’ın işâret ettiği gibi Yıldırım Bâyezîd’in yenilgisiyle sonuçlandı. 

Ledünnî ilme sâhib olduğu iddia edilen Emîr Sultan'nın bir çok kerâmeti rivayet edilir. 

Devamlı olarak sazdan örülmüş hasır üzerinde otururdu söylenen Emir Sultan Bursa’da Yıldırım Bâyezîd Han tarafından yaptırılan Ulu Câminin açılışında bulunmuş ve bu camiyle birlikte şehrin manevi koruyucusu olarak kabul edilmiştir.
]]>
Padişah Macunu https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/padisah-macunu.html Sat, 29 Sep 2018 17:22:03 +0000 Padişah macunu, Geleneksel Türk kültürünün eşsiz şifa kaynaklarından birisi olan padişah macunu yüksek enerji içeren baharat ve onlardan oluşur. Macun kelimesi köken itibariyle Arapça "acn" kelimesinin Türkçeye uyarlanmış ha Padişah macunu, Geleneksel Türk kültürünün eşsiz şifa kaynaklarından birisi olan padişah macunu yüksek enerji içeren baharat ve onlardan oluşur. Macun kelimesi köken itibariyle Arapça "acn" kelimesinin Türkçeye uyarlanmış halidir. Türkçe de yoğurmak, kıvama getirmek anlamındadır. Padişah macununun diğer adı da kuvvet macunudur. Padişah macunu ilk başlarda padişahlar için hazırlanmıştır. Bunun orijinal tarifi topkapı sarayında bulunmaktadır. Padişah macununun orijinal içeriği şöyledir, 
  • 30 gram tarçın, 
  • 30 gram karanfil, 
  • 30 gram anasonu imarı, 
  • 15 gram kereviz tohumu, 
  • 15 gram udul kahr, 
  • 31 gram kebabe, 
  • 31 gram ısırgan tohumu, 
  • 33 gram şalgam  tohumu, 
  • 31 gram turp tohumu, 
  • 30 gram mastika tohumu, 
  • 33 gram sinameki, 
  • 31 gram ak günlük, 
  • 31 gram üzerlik tohumu, 
  • 29 gram acı badem yağı, 
  • 63 gram çörek otu, 
  • 16 gram misk, 
  • 190 gram şeker, 
  • 550 gram bal. 
Padişah MacunuPadişah macunu hazırlanışı, Demir geniş bir havan içerisinde şeker ile birlikte bir güzel dövülür ve toz haline getirilir. Yarım kg saf bal eklenerek karıştırılır. 3 saat dinlendirildikten sonra koyu bir kıvama getirilir. Bu Padişah macunu sabah akşam aç karnına bir tatlı kaşığı yenilir. Topkapı sarayı arşivlerinde  Padişah macunu için şu not bulunmaktadır. Bu padişah macunun padişah hazinesinden çıkmıştır ki Mehmet Han Hazretlerine terkip edip yapmışlardır. Cümleten nef'i budur ki kimse erlikten kalmış olsa bile, yada bir hatun çocuk doğurmasa veya bedeninde ne tür bir hastalık ve illetter var ise 40 sabah aç karna ve 40 akşam aç karna yediği vakit 16/21 yaşında bir yiğit gibi olur, kişi kadın ise 18 yaşında genç bir kız gibi olur"denilerek Padişah macununun gücüne vurgu yapılmıştır. Günümüzde en yaygın olarak  çocuğu olmayan kişiler tarafından talep olunmaktadır.
]]>
Sultan Alparslan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/sultan-alparslan.html Sun, 30 Sep 2018 04:01:13 +0000 Sultan Alparslan,20 Ocak 1029 yılında doğmuş ve 24 Kasım 1072 yılında vefat etmiştir. Büyük Selçuklu Devleti' nin önemli sultanı ikinci Türk hükümdarıdır. Devletine askeri alanda çok yardımcı olmuş bir sultandır. Orta As Sultan Alparslan,20 Ocak 1029 yılında doğmuş ve 24 Kasım 1072 yılında vefat etmiştir. Büyük Selçuklu Devleti' nin önemli sultanı ikinci Türk hükümdarıdır. Devletine askeri alanda çok yardımcı olmuş bir sultandır. Orta Asya' dan Anadolu' ya gelen Türklere askeri açıdan çok şey öğretmiş ve yardımcı olmuş bir hükümdardır. Hükümdarın asıl adı Muhammed ancak çoğunluk ile Alparslan olan unvanını kullanmıştır. 

Sultan Alparslan'ın babası Horasan Valisi Çağrı Bey ve amcası Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey' dir. Alparslan' nın babası ve amcası Büyük Selçuklu Devleti' nin önemli kurucularındandır. Büyük Selçuklu Devletinin zor dönemlerinde Çağrı Bey ve Tuğrul Bey Alparslan' ı çok zor yetiştirmişlerdir. Bu yüzden Alparslan' ın çok yiğit bir savaşçı olduğu söylenir. Alparslan çok küçük yaşlarda at binmeyi ve ok atmayı öğrenmiştir. Alparslan gençlik yıllarında arkadaşları ile birlik kurmuştur. Alparslan diğer hükümdarlardan çok farklı idi. Çok cesur ve kendine çok güvenirdi. Arkadaşları ile kurduğu birlik ile Dandanakan gibi önemli büyük savaşlara katıldı ve buralarda büyük başarılar sağladı. Bu başarıları ile gençlik yıllarında herkesin dikkatini çekti. Babası Çağrı Bey' in ölümünden sonra Sultan Alparslan Horasan valiliğini üstlendi.

Sultan Alparslan' ın 1063 yılında amcası Tuğrul Bey öldükten sonra Büyük Selçuklu Devleti' nde taht kavgaları başlamıştır. Amcası Tuğrul Bey' in oğlu olmadığı için vasiyetinde kardeşi Çağrı Bey' in oğullarından olan Süleyman'ın tahta geçmesini vasiyet etmiştir. Bu vasiyetin üzerine Büyük Selçuklu Devleti veziri olan Amid ül-Mülk vasiyeti yerine getirdi ve Rey kentinde Süleyman'ı sultan olarak tahta çıkardı. Ancak bu durumdan memnun olmayan Çağrı Bey' in diğer oğulları ise Süleyman'ın hükümdarlığını yok saymışlardır, tanımamışlardır. Bu durumdan sonra Alparslan ve Kutalmış Rey kentini kuşatmışlardır. Bu esnada Kutalmış ölmüştür. Daha sonra Alparslan Rey şehrinde tahta çıkmıştır. Büyük Selçuklu Devletinin vezirini azletmiştir ve yerine Nizamülmülk tayin etmiştir. 

Sultan AlparslanSultan Alparslan ilk seferini Gürcistan ve Doğu Anadolu' ya yapmıştır. Bu seferde yanında oğlu Melikşah ve Nizamülmülk bulunuyordu. Bizans' ın Kars tarafındaki topraklarını ele geçirmiştir. Bu fetih sayesinde Abbasi halifesi Sultan Alparslan' a fetihlerin babası anlamına gelen Ebu - Feth unvanı vermiştir. Sultan Alparslan bunun gibi Bizans Devleti' ne bir çok sefer düzenlemiştir ve başarılı olmuştur. Herkesin korktuğu tedirgin olduğu bir hükümdar haline gelmiştir. Ancak Sultan Alparslan Karahanlı Devletine sefer düzenlemiştir. Bu seferde Ceyhun nehrini geçmiştir. Ancak bu sefer yarım kalmıştır. Kale kumandanı olan Yusuf El Harezmi tarafından bu seferde hançerlenerek öldürülmüştür. 
]]>
Pir Sultan Abdal https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/pir-sultan-abdal.html Sun, 30 Sep 2018 06:22:14 +0000 Pir sultan abdal: 16. Yüzyılda yaşayan, çok ünlü olan bir halk ozanıdır. Yaşantısı ile pek fazla yazı bilgi bulunamasa da Pir Sultan abdal alevi kökenli bir halk ozanıdır.Hayatına dair bilgiler özellikle şiirlerinden, ağızd Pir sultan abdal: 16. Yüzyılda yaşayan, çok ünlü olan bir halk ozanıdır. Yaşantısı ile pek fazla yazı bilgi bulunamasa da Pir Sultan abdal alevi kökenli bir halk ozanıdır.Hayatına dair bilgiler özellikle şiirlerinden, ağızdan ağza anlatılan söylentilerden ve hikayelerden elde edilmiş bilgilerdir PİR sultan abdal aleviler toplumunda yedi ulular olarak bilinen yedi ulu şairden birdir. Şiirlerinde Allah, İslamiyet, Hz Muhammet, on iki imam ve ehli beyt konularını işlemiş sosyal yaşamın sorunlarına ve insanlar arası ilişkilere yönelik ders verici nitelikte kaynaklar elde bulunmaktadır. Alevilerin din anlayışına göre dünya görüşünü yansıtmıştır, ayrıca kendi hayatında başından geçen olayları ve yaşadığı özlem, iyi,kötü veya huzurlu olayları da kaleme almıştır. Şiirleri genellikle kaside türü ilahilerdir Halktan duyulana göre, Sivas ili, yıldız eli ilçesinde banaz köyünde dünyaya gelmiştir ve orada büyümüştür. Banaz da bugün bile Pir Sultan abdalın olduğu evin bahçesinde köklü, büyük bir söğüt ağacı ve değirmen taşı ile beraber öylece durmaktadır. Şiirlerinden ileri yaşlara kadar yaşadığını, çok sayıda çocuğunun olduğunu da hatta iki oğlunun ölümünü de gördüğü elde edilen bilgiler arasında yer almaktadır. Pir Sultan abdalın çocukluğu çobanlıkla geçmiş ve daha sonra tekke öğrenimi almış, halifeler tarihini, tarikat geleneğini, peygamber, evliya menkıbelerini öğrenmiştir. Alevi bir halk ozanı olan Pir Sultan abdal alevi gelenek ve göreneklerine göre büyümüştür ve dergahta yetişmiştir. Tekke ve tasavvuf ile yetinmeyip halkala  konuşan bir derviş olmuştur. Şiirlerinde tasavvuf felsefesi gibi somut konular yerine kendi yaşamında karşılaştığı konuları kaleme almıştır.

Pir Sultan abdal: Eserlerinde hal edebiyatı geleneklerini izleyip tam bir halk ozanı olmuştur. Şiirlerini özellikle 11'li yada 8 'li kalıplarla kaleme almıştır nadir olsa da 7'li tercih ettiği de olmuştur. Şiirleri semai ve ya koşma gibi hemde 4 'lükler biçimde yazılmıştır yalnızca bir şiirinde gazel düzeneği kullanmıştır eserlerinden iyi bir saz ustası olduğu anlaşılmaktadır. Eserlerinden ortaya çıkan konularını yalnızca mezhep, tarikat değil din, yaşamın çeşitli yönlerini de konu almıştır tarikat konusunda ki eserlerinde Ali ve 12 imam gibi özel kişilere değinirken aynı anda kendi duygularını ve yaşadığı çatışmaları da korkusuzca gerçek bir şekilde söylemiştir. Eserlerini taradığımız zaman tek kendi yaşamı hakkında değil o çağın ve ana dolunun hakkında da bilgiler elde etmemiz mümkündür halk düzeninin bozukluğu mezhep ayrılığı yüzünden çıkan olaylar huzursuzluğa kadınların adil olmadığı, o zamanın müftülerinin yaptığı yanlışlığın. Pir Sultan abdalın eserlerinde kolayca bulmak mümkündür bunlardan başka din dışı eserlerinde doğa hayvan sevgisi ve insan içinde gözlen yeteneği sayesinde güzel dizeler kaleme almıştır. 

Pir Sultan AbdalPir Sultan abdal: Alevi Bektaşi tarikatına bağlı olan Pir Sultan abdal hem din konusunda çok bilgili olmasından dolayı hem din lideri hem de devlet başkanı olarak bilinen İran sahrali adına, ana doluda yaşayan halkı Osmanlı devletine karşı iç savaş çıkarmaya kışkırttığına dayanılarak o zamanın Sivas valisi Hızır paşanın emri ile tutuklanmıştır. Kararlı ve sözünün arkasında duran Pir sultan abdal gittiği yoldan dönmeyeceğine inanılınca bu kezde asılması için emir verilmiştir halk arasında geçmişten bu güne kadar söylenenlere göre Sivasın önceleri sırası ile keçi bulan ve dar ağacı isimleri ile bilinen bu günkü ismi ile kepçeli adını alan yer Pir Sultanın asıldığı yerdir. Bu gün ise bakımsızlığından dolayı bir toprak yığınıdır, o toprak yığını Pir sultan abdalın mezarıdır. Kabrin üzerinde çok fazla sayıda moloz ve taş bulunmaktadır o taşların asılması sırasında Hızır paşanın isteği ile halkın attığı taşlar olduğu söylenir. Ölüm tarihi tam olarak bilinmemektedir, kabrin yeri ise değişik şekillerde söylenmektedir 1 menkı beye dayanılarak elbirde denilmektedier. Bektaşi geleneği]]> Padişah Lokumu https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/padisah-lokumu.html Mon, 01 Oct 2018 04:38:00 +0000 Padişah Lokumu, Osmanlıdan günümüze kadar gelen tatlılardan biridir. Osmanlı da çok güzel bir yemek kültürü vardı. Tabi bu yemek klrtürü günümüze kadar gelmiştir. Yemekleri ve hoşafı çok meşhurdu. Bunun yanı sıra tatl Padişah Lokumu, Osmanlıdan günümüze kadar gelen tatlılardan biridir. Osmanlı da çok güzel bir yemek kültürü vardı. Tabi bu yemek klrtürü günümüze kadar gelmiştir. Yemekleri ve hoşafı çok meşhurdu. Bunun yanı sıra tatlıları çok meşhurdu. Tabi tatlılar ve etli yemekler genelde hanedan mensuplarına yapılan özel yemeklerdi. Bunlardan biride padişah lokumudur. Osmanlıda ise padişah lokumunun bir diğer adı ise saray sarmasıdır. Adının bu olma nedeni ise saraylar da ve padişahlara yapılıyor olmasıdır.

Evet günümüze kadar gelen bu tatlı çok yapılan tatlılar arasındadır. Bir çok evde ve sofralarda yapılır. Tadı oldukça güzel ve lezzetli olan bir tatlıdır. Malzemesi az ve basit olan bu tatlının yapılışı biraz beceri ister. Bu tatlıyı yaptığınız zaman vazgeçemeyeceğiniz tatlılar listesinde olacaktır. Üstelik eve gelen konuklarınıza gönül rahatlığı ile sunacağınız bir tatlıdır. Benim iki çocuğum var ikisi de bu tatlıyı çok seviyor. Üstelik içinde süt ve ceviz olduğu için çocuklar için besleyici de oluyor. Şimdi büyüklü küçüklü herkesin severek tükettiği bu tatlıyı yapmaya başlayalım. Şimdiden hepinize afiyet olsun.

Padişah lokumu tarifi malzemeleri
  • 5 su bardağı süt
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı un
  • 1 paket vanilya
  • 1 çorba kaşığı margarin
  • 1 su bardağı hindistan cevizi
  • 1 su bardağı ceviz
  • 2 paket krem şanti
  • Krem şantisi için bir su bardağı süt
Padişah LokumuYapılışı: İlk önce sütü bir tencereye alalım, üzerine şekeri ilave edip ocağa alalım. Sonra unu da ekleyip çırpma teli ile çırparak muhallebi kıvamına gelene kadar pişirelim. Kıvamına gelince yağını ve vanilyasını ekleyip bir taşıp daha kaynatalım. Muhallebi kıvamını almış olan tatlımızın altını kapatalım. Sonra geniş dikdörtgen bir tepsi alıp hindistan cevizini her yerine yayalım. Sonra da üzerine tatlımızı dökelim. Her tarafına eşit bir şekilde yayalım. Soğuması için bir kenara alalım. Tatlımız soğurken bizde krem şantimizi hazırlamaya başlayalım.

Krem şantiyi derin bir kabın içerisinde mikser ile çırpalım. Kıvamına gelince soğuyan tatlının üzerine dökelim ve her yerine iyice yayalım. Bu şekilde 10 dakika kadar daha bekletelim. Sonra üzerine cevizleri ufalayıp serpelim. Daha sonra soğuyan tatlı iki parmak kalınlığında kesilir ve rulo yapılır. Rulo yaptığımız padişah lokumları servis tabağına dizilir. İsterseniz üzerini çikolata sos ile süsleyebilirsiniz. Evet lokumumuz hazır afiyet olsun.

Not: İsterseniz padişah lokumunu yaparken içine kakao ekleyerek de yapabilirsiniz.
]]>
Safiye Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/safiye-sultan.html Mon, 01 Oct 2018 08:42:37 +0000 Safiye Sultan: Osmanlı'nın en güçlü kadınları arasında yer alan Safiye Sultan Sofia Bellicui Baffo adıyla 1550'de Venedik'te dünyaya geldi. Çok zengin bir ailesi (babası Leonardo Baffo Korfu adasının Venedik valisiydi) ola Safiye Sultan: Osmanlı'nın en güçlü kadınları arasında yer alan Safiye Sultan Sofia Bellicui Baffo adıyla 1550'de Venedik'te dünyaya geldi. Çok zengin bir ailesi (babası Leonardo Baffo Korfu adasının Venedik valisiydi) olan Sofia, dönemindeki koşullara göre bir eğitim gördü. 12 yaşında iken Akdeniz'de gemiyle yapılan bir seyahatte Osmanlı korsanları tarafından kaçırıldı. Bir sene sonra pera köle pazarında, Nurbanu Sultan oğlu 3. Murat için bir servet ödeyerek satın aldı.

Safiye Sultan'ın Saraya Gelmesi: 
İki sene boyunca haremde eğitim verilen Sofia'nın adı; saf, arı, duru güzellik anlamında Safiye adı verildi On beş yaşına geldiğinde III. Murad'a sunulan Safiye, güzelliği ile III. Murad'ı kendisine aşık etti. 

Safiye Sultan'ın Hasekilik Dönemi:
III. Murad tahta geçince, Safiye Sultan baş kadın oldu. Büyüleyici bir güzellik, parlak zekası ile büyük bir nüfuza sahip oldu. yeni Valide Sultan olan Nurbanu Sultan Bu nüfuzu tehdit olarak gördü ve bundan kurtulmak istedi. Mihrimah Sultan, Esmehan Sultan ile Gevherhan Sultan Bu rekabetin öncüleriydi. Safiye Sultan'ın düşmanları onu gözden düşürmek için Sultan Murad'a her gün yeni bir cariye sunuldular. Ancak III. Murad'ın gözü hep en sevdiği Hasekisinde idi.1585 senesinden güçlü kadın düşmanları yoktu, ancak Mihriban Haseki Sultan, Nazperver Haseki Sultan, Şahuban Haseki Sultan, Fahriye Haseki Sultan, Şemsi Ruhsar Haseki Sultan gibi kadın rakipleri hala vardı. Safiye Sultan, İktidar yolunda, önüne çıkan engelleri kaldırma mücadelesi verdi. 

Safiye Sultan devletin iç işlerine değil dış işlerine de müdahale etmekte idi. Bu manada diğer ülke hükümdarlar ile doğrudan mektuplaşıp, diplomatik ilişkiye girdiği bilinir. Ona, İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 1593'te mücevherlerle işlenmiş bir portre o da kraliçeye gümüş işlemeli elbise ve kemer ile altın işlemeli iki mendil gönderdi. Hediyeleşme işleri, onun valide sultanlığı döneminde de devam etti; kraliçenin sunmuş olduğu bir arabaya karşılık, elbise, kuşak, üç mendil, gümüş işlemeli iki havlu, yakut ve inci ile bezenmiş bir taçla mukabele etti. Valide sultana İngiltere’ nin elçisi Edward Barton’un verdiği hediyeler nedeniyle İstanbul’da yapılan tayinlerde etkin bir rol oynadı. Elbette ki ilişkiler ve hediyeler etkisini gösterip ve Safiye Sultan nerdeyse kraliçenin saraydaki en güçlü destekçisi olacaktı. İngiltere kraliçesi ona, 1599’da süslü bir araba hediye etti ve Safiye Sultan da o zaman için, hiç alışılmadık şekilde bu araba ile İstanbul’da gezdi.

Safiye SultanSafiye Sultan'ın Saltanat Hayatı (1583-1604)
Safiye Sultan eşi III. Murat’ın padişahlığının ilk yıllarında kayınvalidesi Nurbanu Sultan, kızları Esmehan Sultan ile Gevherhan Sultanla iktidar mücadelesi yapmış.
Safiye Sultan’ ın, 1583'da Nurbanu Sultan’ın ölümünden itibaren eşi üzerindeki etkinliği artarak büyük güç kazanmıştır. Safiye Sultan’ın tesiri, oğlu III. Mehmet’in döneminde de devam etti. Hatta Eşi ve oğlunun padişahlıklarında sadrazamların sık sık değişmesinden sorumlu olduğu öne sürülmüştür. Nurbanu Sultan gibi Safiye Sultan' nında Venedik yanlısı bir politika izlediği ileri sürülür. O da Avrupa ile ilgilenmiş, hatta İngiltere kraliçesi I. Elizabeth’ le mektuplaşmıştır. 
Safiye Sultan, yurt içi ile yurt dışı işlerini Yahudi asıllı sekreteri (kirası) Esperanza Malchi aracılığıyla yapmıştır. Esperanza Malchi, Safiye Sultan'a yaptığı hizmetlerden ötürü büyük bir servete ulaşmıştır. Bunu çekemeyen yeniçeriler başlattıkları bir ayaklanma Esperanza Malchi’yi 1600 yılında öldürülmüştür. Safiye Sultan'ın iktidarının geleceğini Şehzade Mahmut ve annesi, tehlikeye düşürüyorlardı Bu yüzden gelin ve torunun ortadan kayıp olması gerekiyordu. Safiye Sultan Oğlu III. Mehmed'i doldurarak amacına ulaştı. Şehzade Mahmut 1603 yılında saray]]> Hafsa Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/hafsa-sultan.html Mon, 01 Oct 2018 22:51:55 +0000 Hafsa Sultan, bir Osmanlı Sultanıdır. Osmanlı Padişahlarından 1.Selim'in Trabzon da evlendiği ikinci eşi aynı zamanda muhteşem Sultan Süleyman'ın da annesi olan bir Osmanlı Sultanıdır. Hafsa Sultan 5 aralık 1479 yılında Hafs Hafsa Sultan, bir Osmanlı Sultanıdır. Osmanlı Padişahlarından 1.Selim'in Trabzon da evlendiği ikinci eşi aynı zamanda muhteşem Sultan Süleyman'ın da annesi olan bir Osmanlı Sultanıdır. Hafsa Sultan 5 aralık 1479 yılında Hafsa da doğmuş ve 19 Mart 1534 yılında ise Konstantinopolis de vefat etmiştir. Hafsa Sultan Ukrayna sınırları içerisinde Kırım hanlığında dünyaya gelmiştir. Hafsa Sultanın babasının adı 1. Mengli Giray Han'dır. Hafsa Sultan Padişah 1.Selim ile 1494 de evlenmiştir. Hafsa Sultanın hayatı boyunca yedi çocuğu olmuştur bunlar 1. Süleyman, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Şah Sultan, Hafsa Hanım Sultan, Şehzade Korkut ve Beyhan Sultan'ın validesidir. Osmanlı Sultanı olan Hafsa Sultanın bilinen torunları arasında Şehzade Mustafa, Mihrimah Sultan ve 2. Selim olarak bilinir.

Hafsa SultanHafsa Sultan 
Osmanlı Sultanlarından olan Hafsa Sultan 1478-1479 yılları arasında doğduğu bilinen sultandır. Hafsa Sultan tatar Türkü olarak bilinmektedir. Ömrünün 16 yılını Trabzon sarayında yaşamıştır. Hafsa Sultan 1494 tarihinde şehzade Süleyman'ı dünyaya getirmiştir. Hafsa Sultan 1509 yılında Kırıma ve burada üç yıl kaldıktan sonra oradan da Saruhan sancağı olan Manisa'ya gitmiştir. Bu dönemlerde Hafsa Sultanın hayatı Şehzadelerin birbirleri ile olan mücadeleleri ile uğraşmakla geçmiştir. Yavuz Sultan Selim in ikinci eşi olan Hafsa Sultan Yavuz Sultan Selim'in 22 Eylül 1520 de vefatının ardından artık Hafsa Sultan Valide Sultan olarak eşi zamanında ulaşamadığı ikbali kazanmıştır. Artık Hafsa Sultan yedi kıta'ya hükmeden bir imparatorluğun o büyük haremine hükmeder olmuştur. Hafsa Sultan göz kamaştıran güzelliğinin yanı sıra çok büyük hayırlar yaparak adını Osmanlı tarihinin hayırseverleri arasında en üst sıralara adını yazdırmıştır. 

Hafsa Sultan Manisa'da bulunduğu dönem içerisinde birçok cami, medrese, tekke ve çok büyük bir külliye yaptırmıştır. Hafsa Sultan 1513 yılında Sultaniye külliyesi yapımına başlatmış ve 10 yıl sonra 1523 yılında Sultaniye külliyesini tamamlatmıştır. Hayatını büyük bir bölümünü hayırlara adayan Sultan Hafsa çok sayıda camiler, mektepler ve külliyeler yaptırmıştır. Halen günümüzde Hafsa Sultanın eserlerini görmek mümkündür. Hafsa Sultan oğlu Kanunu Sultan Süleyman üzerinde çok etkili bir güç kurarak hiç bir zaman bu üstünlüğünü kötüye kullanmadığı ve her daim oğluna yardımcı olduğu ve sarayda olumlu bir idarecilik yaptığı bilinmektedir. Hafsa Sultan hem hayırsever olması ve aynı zamanda hemde çok temiz kalpli olması ile bilinen bir Osmanlı Sultanıdır. Hafsa sultan 19 Mart 1534 yılında 56 yaşında ebediyete intikal etmiştir. Hafsa Sultan Sultan Selim Camisinde eşi Yavuz Sultan Selim türbesi karşısında buluna alana defnedilmiştir. Hafsa Sultanın mezarı daha sonra Kanunu Sultan Süleyman tarafından türbe inşa edilerek ölümsüzleştirilmiştir. Hafsa Sultan hayatı boyunca haremde iyi bir denge kurarak Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultanın önünde her daim bir set olarak Hürrem Sultanın yükselmesini engellemiştir. Halen günümüze kadar gelen Hafsa Sultanın birçok mektubunun da olduğu bilinmektedir.


]]>
Sultan Murat https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/sultan-murat.html Tue, 02 Oct 2018 01:09:20 +0000 Sultan Murat: Osmanlı padişahları içerisinde ismi Sultan Murat olarak geçen 4 padişah bulunur. Bütün bu padişahların özgeçmişlerinden özetle bahsedeceğiz. Sultan I. Murat: Babasının adı: Or Sultan Murat: Osmanlı padişahları içerisinde ismi Sultan Murat olarak geçen 4 padişah bulunur. Bütün bu padişahların özgeçmişlerinden özetle bahsedeceğiz. 

Sultan I. Murat: Babasının adı: Orhan Gazi Annesinin adı: Nilüfer Hatun Doğduğu Yer ve tarihi: Söğüt-1326 Vefat tarihi: 1389 Saltanat Tarihleri: 1362-1389 Saltanat Müddeti: 27 Yıl Kabri Bursa Çekirge'de I.Murad Türbesi Bulunur. Vefatında Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları: 291.000 km2 Babası Orhan Gazi’nin Bursa'yı aldığı 1326 yılında dünyaya geldi. İyi bir askeri ve idari teşkilat sahibi idi. Osmanlı Devletinin küçük bir beylikten imparatorluk durumuna gelme çalışmaları O'nun döneminde başladı. Karamanoğlu Devletini yıkarak, Anadolu'da bulunan önemli bir engeli ortadan kaldırmıştır. Edirne ve çevresini alarak, Osmanlıyı Balkanlar bölgesinde genişletti Bizanslılar, Osmanlılara tabii olarak, Sultan I. Murat zamanında vergiye bağlandı. 

Sultan II. Murat: Babasının adı: Çelebi Mehmed, Annesinin adı: Emine Hatun Doğduğu Yer ve tarihi Amasya Vefatı: 1451 Saltanat Tarihleri: 1422-1444/1446-1451 Saltanat dönemii: 28 Yıl Kabrinin Bursa Muradiye’ dedir.
Anadolu’da Timur’ la yapılan savaşlar esnasında Osmanlı topraklarından çıkan Balkan bölgesindeki önemli yerleri tekrar ülkeye kazandırdı. Selanik’ i geri aldı. Orta Avrupa’ya, Macaristan ve Arnavutluk bölgesine birçok defalar seferler yaptı. Kendi isteği ile tahtı oğluna bıraktı. Bunu fırsat bilen düşmanın, Balkan topraklarına saldırması üzerine, iktidarı tekrar eline aldı. II. Kosova Meydan savaşını kazanması, Osmanlı Devletinin Balkanlar’ da güçlenmesini sağladı. Girdiği savaşları kazandıktan sonra tahtı tekrar oğluna bıraktı.

Sultan III. Murat: Babasının adı: Sultan II.Selim Annesinin adı: Nur Banû Sultan, Doğum Yeri, tarihi: Manisa Bozdoğan Yaylası 4 Temmuz 1549 Vefatı 16 Ocak 1595 Saltanat yılı: 1574-1595 Saltanatı: Kabrinin 21Kabri; Yıl İstanbul Ayasofya Camii, III. Murad Türbesindedir. Öldüğü zaman Osmanlı İmparatorluğunun Yüzölçümü: 19.902.191 km2’ dir. Babasının vefatında Manisa'da vali olarak görev yapıyordu. Sokullu Mehmed Paşa' nın kendisine gönderdiği haber ile İstanbul'a gelip 12. padişah olarak tahta geçti. 

Sultan MuratSultan IV. Murat: Babasının adı: Sultan I.Ahmed, Annesinin adı: Kösem Sultan, Doğum Yeri, tarihi: İstanbul Beylerbeyi Kasrı 26 Temmuz 1612, Vefatı: 9 Şubat 1640 Saltanat yılları: 1623-1640 Saltanatı:17 Yıl Kabri İstanbul I.Ahmed Türbesindedir. Tahtta kaldığı süreyi ikiye ayırmak lazımdır. Çocukluk ile devlet işlerini öğrenip büyüdüğü yıllar: 1623-1632, ölümüne kadar süren ikinci dönem. 1632-1640 

Tahta geçtiği yılda devlet işleri neredeyse durmuştu, Doğuda Iran, batıda ise Avusturya ile savaş devam ediyordu. İlk olarak devlet içindeki zorbalık ve rüşveti ortadan kaldırmak amacıyla çok sert tedbirler almak aldı. Tarihte ilk şeyhülislam katleden Sultan IV. Murad olmuştur. İçki ve tütün yasağı’ da yine bu dönemde olmuştur. Uzun boylu, iri yapılı, yuvarlak yüzlü, açık tenli idi Sakalı gür ve siyah, gözleri ela ve kaşlarının arası açıktı. Omuzları geniş ve adaleleri çok güçlü idi.
]]>
Ayşe Sultan https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/ayse-sultan.html Tue, 02 Oct 2018 09:04:10 +0000 Ayşe Sultan, Osmanlı sultanları arasında Osmanlı Sultanlarından Kösem Sultan ve 1. Ahmet'in kızıdır. Ayşe Sultan 1605 ile 1657 yılları arasında yaşamış bir Osmanlı sultanıdır. Ayşe Sultan 1605 yılında Osmanlı İmparato Ayşe Sultan, Osmanlı sultanları arasında Osmanlı Sultanlarından Kösem Sultan ve 1. Ahmet'in kızıdır. Ayşe Sultan 1605 ile 1657 yılları arasında yaşamış bir Osmanlı sultanıdır. Ayşe Sultan 1605 yılında Osmanlı İmparatorluğunda dünyaya gelen ve 1657 yılında İstanbul da 52 yaşında vefat etmiş bir Osmanlı Sultanıdır. Ayşe Sultan 1. Mustafa'nın yeğeni olarak bilinir. Ayrıca Ayşe Sultan Genç Osman'ın da üvey kız kardeşidir. Osmanlı Sultanı olan Ayşe Sultanın eşinin adı Ermeni Süleyman Paşadır.

Ayşe SultanAyşe Sultan

Ayşe Sultan Osmanlı tarihine ilk kez nikahı sadrazam Nasuh Paşa ile yapıldığında tam altı yaşında idi Ayşe Sultan tam bir sene sonrada düğünleri olmuştur. Ancak bunun zifafsız bir evlilik olduğunu söylemeye gerek yoktur. Ayşe Sultan Nasuh Paşa'nın sarayına getirilmiş fakat zifaf, saray adeti mucibince çocuğun buluğ çağına ermesi talik olunmuştur. Nasuh Paşa, zeki muktedir ile devrin kapısı en zengin vezirlerinden birisidir. Daha Kuyucu Murad Paşanın sadareti zamanında saraya bir mektup göndererek mührü eğer hümayun kendisine tevdi edilir ise Padişaha kırk bin altın vereceğini bildirmiştir. Padişah bu mektubu hemen Murad paşaya yollamıştır. Murad Paşa'da çok nadir bir pişkinlik ile Nasuh paşayı yanına çağırtarak teklif etmiş olduğu parayı hemen tahsil etmiştir. Bu olaydan dolayıda Padişah birinci Ahmed, Nasuh paşa hakkında hiçbir kötü düşünceye kapılamamış olmalı ki Murad paşa vefat eder etmez onu sadarete getirmiştir. Daha sonrada Ayşe Sultan ile evliliği ile taltif etmiştir. Ancak Padişahların çok fazla iltifatları her daim tehlikeli olmaktadır. Nasuh Paşa'nın ikbali ise ancak üç sene kadar sürmüştür. On sekiz ekim 1614 gününde idam hükmünü infaza giden Bostancı başı Sadrazamı Küçük Ayşe Sultan ile bir odada buluşmuşlardır. Küçük Ayşe Sultanı alıp pencerenin önüne oturttular ve onun gözleri önünde paşayı hiç acımadan boğdular. Gerçi hazine gibi Ayşe Sultan da Rüstem Paşa'dan sonra gelen Osmanlı tarihinin en zengin vezirlerinden olan Nasuh Paşa'nın bir kısım servetine tevarüs etmiş ancak gözleri önünde işlenmiş olan bu cinayet hayatı için oldukça kötü bir başlangıç olmuştur. 

Sultanın ikinci izdivacı ise 1615 senesinde Kara kaş Mehmet paşa ile olmuştur. Aradan bir kaç sene geçti bu süre içinde babası birinci Ahmed tam yirmi sekiz yaşında ölmüştür. Zihnen malül olan amcası ise birinci Mustafa bir kaç sene sonra Osmanlı tahtını işgal ettikten sonra yerine Ayşe Sultanın kardeşlerinden birisi olan ikinci Osman'a bırakmak durumunda kalmıştır. Ayşe Sultan artık tam evlilik yaşına gelmiştir. Kara kaş Mehmet Paşa 1621 yılında Hotin savaşın da şehit olmuştur. Ayşe Sultanın genç kardeşi olan dördüncü Murad ile Validesi Kösem Sultan tarafından himaye edilmektedir. Halbuki 1631 yılında ikinci kez Sadarete getirilmiştir. Dokuz şubat 1632'de vukua gelen İstanbul'da Kapıkulu askerlerinin çıkarmış olduğu bir ayaklanmada kendisini kahramanca müdafaa ederek şehit olmuştur. Yerine ise Gevhardan Ayşe Sultan ile evli olan Topal Recep Paşa Veziriazam olmuştur.
]]>
Osmanlı Hanedanı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-hanedani.html Tue, 02 Oct 2018 14:03:09 +0000 Osmanlı Hanedanlığı, yaklaşık olarak 622 yıl hüküm süren bir hanedanlıktır. Osmanlı hanedanlığı, adını kurucusu olan Osman Bey'den alır. Hanedanlık yönetimi, 1299 yılında başlayarak 1922 Osmanlı Hanedanlığı, yaklaşık olarak 622 yıl hüküm süren bir hanedanlıktır. Osmanlı hanedanlığı, adını kurucusu olan Osman Bey'den alır. Hanedanlık yönetimi, 1299 yılında başlayarak 1922 yılında Ankara Hükümeti'nin saltanatı kaldırmasıyla son bulmuştur.

Osmanlı Hanedanı'nda hükümdar olanlar yaygın olarak padişah olarak bilinir. Fakat kuruluş döneminde hükümdarlık unvanı Han idi. Bu unvandan önce hükümdarlar, bey veya gazi olarak adlandırılırdı.

Sultan unvanı da Osmanlı hanedanlığında sıkça kullanılan bir unvandı.Ancak bu unvan erkek hükümdarların yanı sıra, aynı zamanda kadınlar için de kullanılan bir unvandı.

Osmanlı Hanedanı

Osmanlı Hanedanlığının Kuruluşu

Osmanlı Hanedanı'nın kurucusu olan Osman Bey, Anadolu Selçuklu Devleti'nin uç beylerinden birisi idi. Bizans İmparatorluğunun sınırlarına yakın bir bölgede Anadolu Selçuklu Devleti'ne uç beyi olarak hizmet ediyor idi. Uç Beyliğindeki başarılarının ardından, Anadolu Selçuklu Devleti tarafından Osman Bey, bulunduğu bölgenin eyalet beyi ilan edildi. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Osman bey küçük bir uç beyliği kurdu ve bağımsız kaldı. Bu beylik Osmanlı Beyliği olarak isimlendirildi. Osman Bey ise bu Beyliğin ilk hükümdarı oldu.  Osman Bey vefat ettikten sonra Osmanlı Beyliği'nin başına Orhan Bey geçti.

Osmanlı Hanedanlığının Sonu

Osmanlı Hanedanlığının son padişahı olan Vahdettin, Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış Osmanlı İmparatorluğu'nun son hükümdarı idi. Anadolu topraklarının bölünmesini isteyen Sevr Antlaşması'na karşı Anadolu'da gelişen Kurtuluş Savaşının başarıyla bitmesi ardından Padişah, çevresi ile birlikte İstanbul'dan ayrılan İttifak devletlerinin donanması ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararı ile Türkiye dışında istediği herhangi bir ülkeye gitme koşulu ile ülkeden sürgün edildi. Günümüzde Osmanlı Hanedanları ile soy bağı olanların bir kısmı Türkiye'de, bir diğer kısmı ise yurt dışında farklı ülkelerde yaşamlarını sürdürmektedirler. 

Osmanlı Hanedanlığı ise 1922 yılında Ankara hükümeti tarafından saltanatın kaldırılması ile son bulmuştur. Osmanlı Hanedanları 1922 yılına kadar halen Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde muhafaza edilen Osmanlı Hanedan Defteri'ne  kayıt ediliyordu. Bu deftere eklenen son Osmanlı Hanedanı Neslişah Sultan 2 Nisan 2012 tarihinde vefat etmiştir.

Osmanlı Sultanları Ve Halifeleri

1 Kasım 1922 tarihinde Saltanatın kaldırılmasından sonra da Ankara Hükümeti, halife olarak Türkiye Büyük Millet Mecliisi'nin seçtiği Halife Abdülmecit Efendi'den, sadece Müslümanların Halifesi unvanını kullanması ve gösterişli hal ve tavırlarda bulunmamasını istemişti. Abdülmecit Efendi TBMM tarafından halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata uymayarak Halife-i Müslimin unvanından başka sıfat ve unvanlar kullanarak, Cumhuriyet hükümetinin talimatına aykırı hareket etti. Son Osmanlı Halifesi Abdülmecit Efendi'nin Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Cumhuriyetin İlanindan sonra gerçekleştirmeyi planladığı devrimlere engel olabilmesi, ihtimal dahilinde bulunan bir hilafet kurumuna karşı en sert tedbirleri alacağı ortadaydı. Bir taraftan Abdülmecit Efendi'nin bu davranışları Halifeliğin kaldırılması için bahane edilerek ve diğer taraftan da başka sebepleri öne sürmek suretiyle Halifelik, 3 Mart 1924 tarihlinde kaldırılmıştır.

Belli Başlı Osmanlı Hanedanı Reisleri

  • II. Abdülmecit
  • Ahmet Nihad Osmanoğlu
  • Osman Fuat Osmanoğlu
  • Mehmed Orhan Osmanoğlu
  • Ali Vasıb Osmanoğlu
  • Mehmed Orhan Osmanoğlu
  • Ertuğrul Osman Osmanoğlu
  • Osman Beyezid Osmanoğlu
]]>
İlk Osmanlı Medresesi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/ilk-osmanli-medresesi.html Wed, 03 Oct 2018 01:51:52 +0000 İlk Osmanlı Medresesi, denildiği zaman, öncelikle medrese kelimesinin Arapça ders kökünden geldiğini bilmemiz gerekmektedir. Buna göre Medrese'yi, Orta ve Yüksek Öğretimin yapıldığı kurumlarının genel adı olarak tanım İlk Osmanlı Medresesi, denildiği zaman, öncelikle medrese kelimesinin Arapça ders kökünden geldiğini bilmemiz gerekmektedir. Buna göre Medrese'yi, Orta ve Yüksek Öğretimin yapıldığı kurumlarının genel adı olarak tanımlayabiliriz. Medreselerde ders verenlere ise günümüzde öğretmen kelimesinin eski Osmanlıcadaki anlamına eş olarak  Müderris denilmektedir. 

Medrese geleneği Türk İslam Devletleri'nde Karahanlılar ile başlamaktadır. Karahanlılar Medrese geleneği dışında Burslu olarak yani maddi yardımla öğrencilik sistemini başlatan ilk Devlet olarak da bilinmektedir. 

İlk Osmanlı Medresesi

Osmanlı'da Medreseler En Çok Hangi Dönemde Zirve Yapmıştır

Selçuklu Döneminde zirve yapan medrese geleneği en kapsamlı ve çok yönlü eğitim verilmesi açısından Büyük Selçuklular tarafından gerçekleştirilmiştir. Bağdat'ta kurulan Medreselerin kurucusu Selçuklu veziri olan Nizamülmülk'tür.

Osmanlı'daki ilk açılan Medreselerde Hangi Eğitimler Verilmektedir

İlk açılan medreselerde ağırlıklı olarak Kıyas, Kur'an, İcma, Fıkıh ve Kelam gibi dini dersler okutulmaktadır. Bunun dışında Nizamiye medreselerinde ise hem pozitif bilimler hem de dini bilimler birlikte okutulmuştur. Fikri mücadelenin ilk ateşleri ise Bâtınilik ve Şiilik olarak bu medrese sisteminde ortaya çıkmıştır.

Anadolu'ya yerleşerek ülkenin çeşitli şehirlerinde çok sayıda medreseler inşa edilmiştir. Anadolu Bölgesi'nde açılan ilk medrese Danişmentliler döneminde Tokat Niksar'da inşa edilmiştir ve  Yağ basan Medresesi olarak bilinmektedir.

Osmanlı Devleti Dönemindeki İlk Medrese Kimin Zamanında Açılmıştır

1330 yılında Orhan Bey tarafından İznik'te kurulan Orhan Gazi Medresesi Osmanlı Devleti'nin ilk medresesi olarak kabul edilmektedir. Pek çok savaşa katılan Osmanlı Devleti'nin sınırlarının genişlemesiyle pek çok şehirde medreseler açılmıştır. Son olarak dönemin son padişahı Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul'un fethedilmesiyle medreselerin inşaları Başkent'te yaygınlaşarak günümüze kadar ulaşmıştır.

]]>
İlk Osmanlı Parası https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/ilk-osmanli-parasi.html Wed, 03 Oct 2018 12:56:58 +0000 İlk Osmanlı parası, Osmanlı Dönemi'nde gümüşten imal edilmesi sebebiyle Akçe ismini alarak Bursa'da Orhan Gazi tarafından 1327 yılında bastırılmıştır. Osmanlı Devleti'nin temel para birimi olan Akçe'nin ilk üreti

İlk Osmanlı parası, Osmanlı Dönemi'nde gümüşten imal edilmesi sebebiyle Akçe ismini alarak Bursa'da Orhan Gazi tarafından 1327 yılında bastırılmıştır. Osmanlı Devleti'nin temel para birimi olan Akçe'nin ilk üretim aşamalarında üzerinde tarih uygulaması kullanmıyorken, padişah 1. Bayezid ile birlikte akçelerin üzerinde tarih basılma uygulamasına geçilmiştir. Parasal değeri olarak ise yapılan araştırmalara göre üç akçenin bir paraya eşit olduğu bilinmektedir. Bir kuruşun karşılığı ise yüz yirmi akçe olarak kabul edilmektedir. Uzun yıllar Osmanlı Dönemi'nde sadece akçe kullanılırken 1687 yılında bu sistem kuruş usulüne göre basılmaya başlanmıştır. Kuruşun küsuratı olarak mangır denilen bakır para da bu dönemlerde bastırılmıştır. İki mangır bir akçe sayılırken bir kıyye halis bakırdan 800 mangır para basılmıştır. Kuruşun dönemi de 1870'te Lira'nın basılmasıyla son bulmuştur.

İlk Osmanlı Parası Olan Akçe'nin İsmi Nereden Gelmektedir

Ak(beyaz, parlak) para manasında kullanılarak ilk sikkesi gümüşten imal edildiği için Akçe ismi verilmiştir. Günümüzde kullanılan Ak Akçe Kara Gün İçindir Atasözü de ilk Osmanlı parasının  beyaz gümüşten imal edildiğini kanıtlar niteliktedir. İlk üretildiği zaman gümüş para anlamı taşıyan akçe, 15. yüzyıldan sonra  Akçe-i Osmâni adıyla Osmanlı parası karşılığı olarak kullanılmıştır. Dönemin padişahlarına göre akçenin isminde birçok değişiklik olmuştur. Bu isimleri şöyle sıralayabiliriz.

İlk Osmanlı Parası

  • Geçer akçe
  • Kalp Akçe
  • Avarız Akçesi
  • Lala Yürgüç Akçesi şeklindedir. 
Osmanlı Dönemi'nde de paranın değerinin düşmesine göre de akçeye ayrıca başka isimlerde verilmiştir. Bunları;

  • Kırpık Akçe
  • Züyuf Akçe
  • Kızıl Akçe
  • Çil Akçe şeklinde sıralayabiliriz.

İlk Osmanlı Parası'nın Üzerinde Hangi İbareler Yer Almaktaydı 

Doksan ayar gümüşten yapılan ilk Osmanlı Akçesi altı kırat 1,154 gram ağırlığındadır. Zamanla düşük ayarda ve farklı ağırlıklarda basılan akçelerin bir yüzünde ülkenin inanç sistemini belirtmesi maksadıyla Kelime-i Şahadet ve Dört Halife'nin isimleri yer almaktadır. Arka yüzünde ise Dönemin padişahının ismi yer almaktaydı. Sadece Osmanlı'nın Fetret Devri'nde Timur Han'ın ismi yer almış ve bu isim sonradan paranın ön kısmından kaldırılmıştır.

İlk Osmanlı Parası Hangi Padişahlar Tarafından ve Hangi İsimlerle Bastırılmıştır

İlk Osmanlı sikkesi Osman Gazi tarafından Bursa'da bastırılmıştır. Bu para biriminin ön yüzünde "Darebe Osman Bin Ertuğrul" ibaresi bulunmaktaydı.

İlk Osmanlı Akçesi Orhan Gazi tarafından yine Bursa'da bastırılmıştır. Bu akçenin bir tarafında Kelime-i Şehadet diğer tarafında ise Dört Halife'nin ismi yer almaktaydı. Ayrıca Orhan Bin Osman(Osman'ın Oğlu) ifadesi ile basıldığı yeri simgelemesi açısından Bursa ismi ve Orhan Gazi'nin beyliğe geçişini simgeleyen üç sayısı yer almaktaydı.

1.Murad Zamanında Basılan Paralar Nasıldır

1. Murad zamanında gümüş akçeler bastırılması yanında basılış yerleri bulunmayan pul, mangır ve fels özelliğinde bakır paralar da basılmıştır.

1. Bayezid Zamanında Basılan Paralar Nasıldır

1. Bayezid zamanında üzerlerinde tarih basılı olan gümüş ve bakır paralar olarak bilinmektedir. %90 ayarında gümüş kullanılan bu paralar dışında Devlet'in altın parasının bulunmaması sebebiyle Venediklilerin altın dukası kullanılmaktaydı.

1. Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi  ise kendi bastırdığı paraların üzerinde tuğra kullanmıştır.

1. Mehmed Döneminde Basılan Paralar Nasıldır

1. Mehmed döneminde Bursa, Edirne, Amasya gibi şehirlerde basılan birçok akçeler bulunmaktadır. Timur Bey'in Osmanlıların üzerinde bir dönem hâkim kurmasıyla 1. Mehmed Osmanlı paralarının bir yüzünde Timur ibar]]> Osmanlı Ailesi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-ailesi.html Wed, 03 Oct 2018 22:35:37 +0000 Osmanlı Ailesi, tarihi kaynaklarda Osmanlı Hanedanı olarak bilinmekte ve Osmanlı İmparatorluğu'nu yaklaşık 622 yıl yöneten hanedan olarak anılmaktadır. Osman oğulları, Osmanlılar, Âl-i Osman ve Hanedan-ı Âl-i Osman olar Osmanlı Ailesi, tarihi kaynaklarda Osmanlı Hanedanı olarak bilinmekte ve Osmanlı İmparatorluğu'nu yaklaşık 622 yıl yöneten hanedan olarak anılmaktadır. Osman oğulları, Osmanlılar, Âl-i Osman ve Hanedan-ı Âl-i Osman olarak da bilinmekte olan Osmanlı Ailesi adını Osmanlı Beyliği'nin kurucusu olan Osman Bey'den almaktadır. 1922 yılında Ankara Hükümeti'nin yönetimi kaldırmasıyla son bulan bu ihtişamlı yönetim 1299 yılında başlamıştır. Osmanlı Ailesi'nin son üyesi olan Fatma Nesli şah Hanedan'ın son üyesi olarak 2012 yılında vefat etmiştir. 

Osmanlı Ailesi'nde Kişiler Nasıl Unvanlara Sahiptiler

Osmanlı Ailesine bağlı mensuplardan hükümdar olanlara yaygın olarak Padişah denilmekteydi. İlk kuruluş yıllarında bu unvan Bey, Gazi şeklindeydi. Sonralarında bu unvanlar Han olarak anılmaya başladı. Osmanlı Ailesi'ne bağlı olan kadın ve erkekler için geçerli olan Sultan unvanı da hükümdar olarak yöneten kişiler için geçerliydi.

Osmanlı Ailesi Ve Devlet'inin Kuruluşu Nasıl Olmuştur

Anadolu Selçuklu Devleti'nin uç beylerinden biri olan Osman Bey, Bizans sınırına yakın bir bölgede Anadolu Selçuklu Devlet'ine uç beyi olarak hizmet vermekteydi. Oldukça başarılı olan Osman Bey'e gösterdiği üstün hizmetten dolayı sancak ve tuğ verilerek eyalet beyliği tahsis edilmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla uç beyliğinin çekirdeğini oluşturan bu eyalet bağımsız olarak zamanla Osmanlı Beyliği olarak adlandırılmıştır. Böylece Devlet'in ve Ailenin ilk hükümdarı Osman Bey olmuştur. Devlet'in başına Osman Bey'in vefatıyla oğlu Orhan Bey geçmiştir.

Osmanlı Ailesi

Osmanlı Ailesi'nin Son Dönemi Nasıl Olmuştur

Osmanlı Ailesi'nin üyesi olan son padişah Vahdettin, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmıştır. Bu savaşta imzalanan Sevr Antlaşması'na göre Vahdettin çevresiyle birlikte İstanbul'dan ayrılan İttifak Devletleri'nin donanmasıyla birlikte istediği bir yere gitmek üzere sürgün edilmiştir. Bu yüzden Osmanlı Hanedanları'nın bir kısmı Türkiye'de bir kısmı ise yurt dışında değişik ülkelerde yaşamaktadırlar. Bu yaşayan kimselerden Şehzade unvanını devam ettiren erkek çocuklarının en yaşlıları "Hanedan Reisi" olarak anılmaktaydı. 

1922 yılında Ankara Hükümeti tarafından saltanatın kaldırılmasıyla artık Osmanlı Hanedanlığı son bulmuştur. Günümüzde hala bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde Osmanlı Hanedanları 1922 yılına kadar kayıt edilmekteydi. Tarihte bu defterde yer alan son Osmanlı Hanedan üyesi Nesli şah Sultan 2 Nisan 2012 yılında vefat etmiştir.

Osmanlı Hanedanları'ndan Padişahlar Kimlerdir

622 yıl yönetimi elinde bulunduran Osmanlı Padişahlarını sırasıyla şu şekilde listeleyebiliriz.

  • 1. Osman; Ertuğrul Gazi'nin oğludur ve ölene kadar tahttan inmeyen Padişah'tır.
  • 1. Orhan; Osman Gazi ve Mal Hatun'un Oğludur ve ölene kadar tahttan inmemiştir.
  • 1.Murat; Orhan Gazi ve Nilüfer Hatun'un Oğludur ve şehit olana kadar tahttan inmemiştir. 1. Kosova Muharebesi'nde şehit olmuştur.
  • 1. Bayezid; 1.Murat ve Gül çiçek Hatun'un oğludur. Ankara Savaş'ında esir düşerek saltanatı bitmiştir. 8 Mart 1403 yılında Akşehir'de tutsak olarak ölmüştür.
  • 1. Mehmed: 1. Bayezid ve Devlet Hatun'un oğludur. Ölene kadar tahttan inmemiştir.
  • 2. Murad;1. Mehmet ve Emine Hatun'un oğludur. Oğlu 2. Mehmed lehine tahttan feragat etmiştir.
  • 2. Mehmed; 2. Murat ve Hüma Hatun'un oğludur. Babasından tahta geçmesi için ricada bulunan tek padişah'tır. Tekrar Tahta çıktığında İstanbul'u fethetmiştir.
  • 2. Bayezid; 2. Mehmet ve Gülbahar Hatun'un oğludur. Oğlu 1. Selim tahta çıkması için tahttan feragat etmiştir.
  • 1. Selim; 2. Bayezid ve Ayşe Hatun'un oğludur. Ölene kadar tahttan inmemiştir.
  • 1. Süleyman; 1. Selim ve Ayşe Hâfize Valide Sultan'ın oğludur. Ölene kadar tahttan inmemiştir.
  • 2. Selim; 1. Süleyman ve]]> Osmanlı Paraları https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-paralari.html Thu, 04 Oct 2018 16:46:45 +0000 Osmanlı Parası, Osmanlı Devleti ilk kurulduğu andan itibaren, 1922 yılından bu yana çeşitli altın, gümüş ya da bakır olarak medeni paralar kullanılmıştır. Osmanlı Devleti ilk kurulduğu zamanlarda, Selçuklulara ait olan s Osmanlı Parası, Osmanlı Devleti ilk kurulduğu andan itibaren, 1922 yılından bu yana çeşitli altın, gümüş ya da bakır olarak medeni paralar kullanılmıştır. Osmanlı Devleti ilk kurulduğu zamanlarda, Selçuklulara ait olan sikkeleri İkinci Murad zamanına kadar kullandılar.

    Osmanlı Parası şunlardır;

    Akçe-i Büzürg: 1470 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından bastırılmış olup, 9 gram ağırlığıda olan çok değerli bir para olmaktaydı. Yaklaşık olarak 10 Akçe değerinde olduğu için Gümüş-i Sultaniye olarak adlandırılmıştı.

    Atik Rumî: İkinci Mamud zamanında bastırılmış olan ve Yazılı Mahmudiye olarak bilinen, dört defa bastırılmış olan çok değerli bir paradır.

    Bürgus: Bir kuruşluk Osmanlı Parası olarak bilinen Suriyeliler tarafından bastırılan gümüş paralara verilen isimdir. Çok küçük bir para olduğu için bu ismi almıştır.

    Cedid Eşrefi: Bu para gümüş bir paradır. Yaklaşık olarak 90 akçeye eşitti. Üçüncü Ahmed döneminde bastırılan paralardan bir tanesi olmaktadır. İlk olarak paranın üzerine tuğra olarak bastırılmıştır. Böylece herhangi bir sahtekarlığın oluşumunun önüne geçilerek, alış verişlerde insanlar daha kolay alış veriş yapmışlardır.

    Osmanlı Paraları

    Cedid Rumî: İkinci Mahmud tarafından, hükümdarlığı boyunca altı kez bastırılmış olan halk arasında Yazılı Mahmudiye olarak bilinen para çeşididir.

    Cedid Zincirli: 1725 yılında Üçüncü Ahmed döneminde bastırılan 24 ayar altından yapılan ve 110 dirhem ağırlığında 100 tane bastırılan İstanbul ilinde kurulan ilk darphanede basılmıştır.

    Cedit Osmanlı Kuruşu: Üçüncü Ahmet döneminde basılan ve Tuğralı kuruş olarak bilinen yaklaşık olarak 120 akçe değerinde olan Osmanlı Parası olmaktadır .

    Cedit Rumî: İkinci Mahmut, Hükümdarlığının dokuzuncu yılında bastırmış olduğu ve onbeşinci yılına kadar var olan altın paradır.

    Cedit Zer-i Mahsup: İkinci Mustafa'nın zamanında bastırılan Osmanlı Parası olmaktadır.

    Cedit İslâmbol: 1715 yılına ait olan paraların hepsine verilen isimdir. O dönemde basılan üçer kuruşluk altınları ayırmak için kullanılan isimdir.

    Cihadiye ( Para Birimi ):
    İkinci Mahmut'un hükümdarlığının 2. yılında harp ve savaş masraflarını karşılayabilmek için bastırılan beş kuruşluk gümüş paralar olmaktadır.

    Dar-ül Hilafe:
    İkinci Mahmut döneminde bastırılan ve Hac görevini yerine getirmek için Hacca gönderilen Surre alayı için bastırılan paralar olmaktadır.

    Dirhem-i Ceyyit:
    Osmanlı Parası olarak kullanılan ve bozuk ya da karışık olmayan gümüş paralar için kullanılan paradır.

    Ecnebi Kuruşu: Riyal ile eş anlamlıdır. 6 yıl boyunca kullanılan ve altın değerinde olan paraydı.

    Firade: Osmanlı Devletinde var olan darphanede üretilen paraların ayarlarıdır. Altın için 916, gümüş için ise 930 du.

    Hayriye Altını: İkinci Sultan Mahmud'un 21 ve 22. hükümdarlığı için bastırılan altın paralar olmaktadır. Bu para üç çeşitten oluşmaktaydı. Tam, yarım ve çeyrek olarak Osmanlı Parası olarak kullanılmaktaydı.

    Kara Kuruş: İkinci Sultan Mahmud döneminde, hükümdarlığının 21. yılında var olan ekonomik krizi bastırmak amacıyla bastırılan paradır.

    Ordu-yu Hümayin ( Osmanlı Darphanesi ): Osmanlı Devletinde, Savaş esnasındayken Seyyar Darphaneler bulunmaktaydı. Bu seyyar darphanalerde genellikle İstanbul'dan getirilen kalıplar kullanılırdı.

    Sikke-i Hasene: Bu Osmanlı döneminde bulunan ve paralara verilen isimdir. Osmanlı devletinde herhangi birşey alınacağı zaman, nakit para verileceği zaman bu tabir kullanılmaktaydı.

    Sultan-i: Fatih Sultan Mehmed tarafından bastırılmış olan ve yaklaşık olarak 3.5 gram ağırlığında olan klasik olan Osmanlı Parası olmaktadır. Bu para en uzun yıl kullanılan para olmaktadır. Bu para halk arasında altın denmekteydi.

    ]]> Osmanlı Alfabesi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-alfabesi.html Thu, 04 Oct 2018 18:55:50 +0000 Osmanlı Alfabesi, Eski Türkçe olarak da bilinmektedir. 13. ve 20. yüzyıllar arasında Osmanlı Devletinin hüküm sürmüş olduğu bütün topraklarda kullanılmıştır. Kullanılan Osmanlı Alfabesi, Farsça ve Arapçadan etkilenerek o Osmanlı Alfabesi, Eski Türkçe olarak da bilinmektedir. 13. ve 20. yüzyıllar arasında Osmanlı Devletinin hüküm sürmüş olduğu bütün topraklarda kullanılmıştır. Kullanılan Osmanlı Alfabesi, Farsça ve Arapçadan etkilenerek ortaya çıkarılmış olan bir alfabe olmaktadır. 316 harften oluşan bir alfabe olmaktadır. Osmanlı Türkçesinde yazı yazmak istenildiği zaman, sağdan sola doğru yazılır ve sağdan sola doğru okunmaktadır.

    Osmanlı Alfabesi 3 ayrı kronojik şeklinde sınıflandırılmıştır.

    • Eski Osmanlıca, adı verilen 11. yüzyılda 15. yüzyıla kadar var olan zaman içinde kullanıla Alfabedir.
    • Klasik Osmanlıca, adı verilen Alfabe ise, 16. yüzyıldan 19. yüzyılın son çeyreğine kadar var olan süreyi kapsamaktadır.
    • Yeni Osmanlıca,19. yüzyılın son çeyreğinden 20. yüzyıla kadar var olan süreyi kapsamaktadır. 

    Eski Osmanlıca: Daha önceleri Osmanlı Devletinde, Uygur alfabesi kullanılmaktaydı. Fakat İslamiyetin kabulünden sonra, Osmanlı Alfabesinde de değişiklik olup, Arapça kelimelerden esinlenilmiştir.

    Klasik Osmanlıca: Arapça ve Farsça kullanılarak oluşan Osmanlı Alfabesi okuma ve yazma olarak daha kolay bir hale getirilmek hedeflendiği için ve İslamiyeti seçilmesinden kaynaklı olarak daha kolay iletişim kurulması için var olmaktadır.

    Osmanlı Alfabesi

    Yeni Osmanlıca: Osmanlı Devleti bu süre zarfında Matbaanın kurulması ve batıya açılma isteği yüzünden bir takım değişikliklere girmiştir. Osmanlı Alfabesinin daha kolay anlaşılabilmesi ve okuma yazma sayısının artması nedeniyle Osmanlı Alfabesinde değişiklik gösterilmiştir. Dil bilgisi kuralları ve imla kuralları ilk kez bu dönemde kullanılmıştır. 

    Bu alfabede oluşan bazı harfler kendisinden sonraki harfler ile birleşecek ve birlikte okunacaktır. Osmanlı Alfabesinde herhangi bir küçük ya da büyük harf bulunmamaktadır.

    1928 yılında yapılan Harf Devrimi ile Latin Alfabeye geçimi ile Osmanlı Alfabesi artık kullanılmamaya başlamıştır. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra bile Osmanlı Türkçesi bilinmesi, edebiyatçılar ya da tarihçiler tarafından bilinmesi zorunlu hale getirilmiştir.

    ]]>
    Osmanlı Devletinde Yapılan Medreseler https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-devletinde-yapilan-medreseler.html Fri, 05 Oct 2018 07:39:20 +0000 Osmanlı Devletinde Yapılan Medreseler; devletin ihtiyaç duyduğu dini, idari ve adli alanda personel yetiştirmek amacı ile yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nde orta eğitim ve yüksek öğrenim kurumlarının temeli medreselerde verilen Osmanlı Devletinde Yapılan Medreseler; devletin ihtiyaç duyduğu dini, idari ve adli alanda personel yetiştirmek amacı ile yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nde orta eğitim ve yüksek öğrenim kurumlarının temeli medreselerde verilen eğitim temeline dayanmaktadır. İlk medrese Orhan Bey döneminde açılmıştır. Orhan Bey zamanında açılan bu medreseyi Davud-u Kayseri isimli bir kişi ilk olarak İznik'te açmıştır. Daha sonra Yıldırım Beyazit döneminde ve 2. Murat döneminde, medreselere hazırlık bölümleri de eklenerek medreseler geliştirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Dönemi'nde yapılan Sahnı Seman medreseleri ise tefsir ( Kur'an açıklanması ), hadis ( Peygamberin sözleri ), kelam ( Akıl ve bilim yolu ile ayetleri açıklama ), fıkh ( İslam hukuku ), Arap dili ve edebiyatı dersleri okutulan bir ilahiyat fakültesi konumundaydı. Kanunu Sultan Süleyman döneminde yapılan Süleymaniye Medresesi ile Osmanlı Devleti'nde görülen eğitim ve öğretim en üst noktaya yani zirveye ulaşmıştır. Yapılan Süleymaniye Medresesi'nde fen ve tıp alanında da eğitim verilmiştir.

     

    Medreselerde eğitim alan öğrenciler ilk basamağı tamamladıktan sonra Hariç ve Dahil adı verilen medreselerde de eğitim aldıktan sonra Sahnı Seman ve Süleymaniye medreselerine devam ederlerdi. Bu medreselerden mezun olan öğrenciler kadılık ve müderrislik için diploma ( icazet ) alırdı. Orta düzeyde olan medrese öğrencilerine '' softa '' yüksek düzeyde olan medrese öğrencilerine '' danişmend '' denirdi. Sahnı Seman medresesini bitirenlere '' icazetname '' adı verilen diploma verilirdi. Medreselerde bulunan öğretim görevlisine '' müderris '' öğretim görevlisinin yardımcısına ise '' muid '' adı verilirdi. Sahnı Seman düzeyinde ki bir medreseden mezun olup atama bekleyen kişilere '' mülazemet '' adı verilirdi. 

    Osmanlı Devletinde Yapılan Medreseler
    Medreselerden mezun olan öğrenciler müderris, müftü, kadı, defterdar, hekim, imam, nişancı vb. olurlardı. Türk- İslam devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti'nde de eğitim ve öğretim hizmetleri vakıflarca karşılanmıştır. Medreselerin finansmanı vakıf topraklarıdır. 17. yüzyıldan itibaren medreselerin bozulmasının nedenleri arasında; felsefe ve mantık gibi akli bilimlerin boş ve gereksiz olduğunun düşünülmesi, devlet adamlarının yaptığı müdahaleler ile bazı ulema çocuklarına küçük yaşlarda müderrislik verilmesi ( beşik uleması ) öğrencilerin yeterli öğretim yapmadan müderris olmaları sayılabilir. 

    Osmanlı Devleti'nde Yapılan Medreseler:
    • Ibtida-i Haric Medreseleri
    • Hareket-i Haric Medreseleri
    • Ibtida-i Dahil Medreseleri
    • Hareket-i Dahil Medreseleri
    • Musila-i Sahn Medreseleri
    • Sahn-i Seman Medreseleri
    • Ibtida-i Altmisli Medreseleri
    • Hareket-i Altmisli Medreseleri
    • Musila-i Süleymaniye Medreseleri
    • Süleymaniye Medreseleri
    • Daru'l Hadis Medreseleri
    ]]>
    Osmanlıda Hoşgörü https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanlida-hosgoru.html Sat, 06 Oct 2018 05:56:47 +0000 Osmanlıda Hoşgörü, Osmanlı Devleti'nin 624 yıl gibi uzun bir süre yaşamasının sırrı "Hoşgörü ve Adalet" ilkelerinde gizlidir. Tarihi boyunca en haşmetli ve en büyük hükümdarları bu ilkelere her ne olursa olsu Osmanlıda Hoşgörü, Osmanlı Devleti'nin 624 yıl gibi uzun bir süre yaşamasının sırrı "Hoşgörü ve Adalet" ilkelerinde gizlidir. Tarihi boyunca en haşmetli ve en büyük hükümdarları bu ilkelere her ne olursa olsun sadık kalmışlardır. Bundan dolayı Osmanlı Devleti o zamanın şartları gereği uzunca bir süre varlığını koruyabilmiştir. Tarih boyunca hiçbir devlet tarafından gösterilmemiş ve örneği olmamıştır ki; Osmanlıda hoşgörü daima adaletle hükmetmişler. Genelde Türk boylarının beylikleri kendi otağlarını belirleyerek yaşamlarını sürdürüyorlardı. Bazen aralarında çıkan anlaşmazlıklar yüzünden savaşlar çıkabiliyordu. Osmanlıda bir savaş ahlakı vardı ve hiçbir şekilde savaşa katılmayan insanlara da zarar verilmezdi. Savaştan zaferler kazanarak, şehre gidip halka şöyle denilirdi; İsteyen çekip gidebilir. İstemeyen özgürce şehrinde yaşamını eskisi gibi sürdürebilir gibi bir çok ahlaka uygun hoşgörülü ve sevecen bir yapıya sahipti. Çok hayırlar yaparak, çok ihsanda bulunurlarmış. Bu Osmanlının 6 asır ayakta durabilmesinin sebebidir hoşgörü.

    Yavuz Sultan Selim Han, Osmanlı Sultanları içinde saltanatı en kısa süren padişahlardan biridir. Bu saltanatı sırasında yaptığı işlerin büyüklüğüdür. Kendisinin adaletli ve celalli olmasıyla sert bir mizaç ile demiştir ki; (Dünya iki sultana az, bir sultana çoktur) sözüyle Yavuz Sultan Selim Han, sekiz yıllık saltanatında Asya ve Afrika seferlerini tamamlar. Sıranın Avrupa'ya geldiğini bildirir ve bunun için hazırlıklara başlanır. Selim Han'ın Avrupa seferi için hazırlandığını haber alan Papa, bunun üzerine bütün Avrupa kiliselerinde ayinler yaptırır. Bundan sonra Avrupa'yı korku sarmıştır. Osmanlı Devletinin 600 yılı aşkın ve geniş bir coğrafyada adaleti sağlamış ve halkına karşıda hoşgörülü bir yaklaşım içerisinde bulunmuştur. Selim Han, bir fermanda bulunarak İstanbul'da yaşayan Ermeni ve Rumların evlilikleri esnasında kanunsuz vergi alınmamasına büyük önem göstermiştir. 

    Osmanlıda Hoşgörü

    Bu durumda 14 Aralık 1793 tarihli, fermanında Selim Han, İstanbul ve civarında oturan Ermeni ve Rumların evlilikleri sırasında resmi vergi ve harçlardan başka kanunlara aykırı şekilde akça talebiyle rencide edilmemelerine ve fakir halkın himayesine dikkat edilmesi hususunda fermanım sadır olmuştur. Size buyurdum ki, emrime uyma konusunda bilakis dikkatli olasınız ve aksine hareket etmekten sakınasınız. Osmanlının girdiği bir yerde yaşayan halkı için din ve ırk ayrımı yapmadan meşru yaşam tarzlarına müdahale etmemiştir. Ağır vergi kaçıran ve o güne mahsus geçim kaynağı olan çiftçilik ve hayvancılıkta insanların kazançlarına  göz dikip sömürmemiştir. Kıyafet ve siyasi görüşlerinden dolayı kimse öldürülmemiş, ancak Avrupa Osmanlı'dan sonra gelenlerin uygulamaları doğrultusunda sözde medeniyet gelmiş olsa da eski günlerini özler olmuşlardır. Ancak Osmanlı Devletide de bazı istisnalar yaşamıştır. Osmanlı'nın hoşgörü ve adalet değerlerine onca gözyaşı dökülmüş ve her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmuştur.

    ]]>
    Osmanlı Bayrağı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-bayragi.html Sat, 06 Oct 2018 22:51:07 +0000 Osmanlı Bayrağı, Osmanlı imparatorluğu bayrakları tarih boyunca değişiklik göstermiş, tek bir bayrak kullanılmamış ve özellikle her dönem ve konuma göre de bayraklarda değişiklikler gözlenmiştir. Osmanlı devletinde k Osmanlı Bayrağı, Osmanlı imparatorluğu bayrakları tarih boyunca değişiklik göstermiş, tek bir bayrak kullanılmamış ve özellikle her dönem ve konuma göre de bayraklarda değişiklikler gözlenmiştir. Osmanlı devletinde kullanılan bayraklar arasında, deniz kuvvetlerinde kullanılan bayraklarda özellikle 3 hilal ağırlıklı bayraklar kullanılmıştır. Bu çeşitliliğin en önemli sebebi de fetihlerdir. Deniz aşırı ülkelerin fethinden sonra, o ülkelere ait gemi bayrakları da çeşitlilik göstermiştir. 1936 yılında kesinleşmiş ve yasalaşmış bayrağımızın kabulünden önce Osmanlı da bayrağın ilk resmi olarak kullanılışı, Sultan Abdülmecit zamanında olmuştur.(1839-1863)

    Osmanlı bayrağı özellikleri

    Osmanlı imparatorluğunda bayrağın en belirgin şekilleri 3 Hilal, Yıldız, Zülfikar ve Tuğralı sancaklardır. Türklerin Mu kıt'asına dayanan tarihlerinde de kullanılan tüm bayraklar da Güneş, Ay, Hilal, Kılıç, At ve Siyah tek sancak kullanılan bayraklar arasında yer alır. Bu ise Türklerin gök tanrı inancının bir göstergesidir. En çok kullanılan renkler ise Kırmızı, Beyaz, Yeşil, Sarı, Siyah ve Mavidir.

    Osmanlı İmparatorluğuna ait ilk bayrak ise beyaz üzerine sarı renkli yukarı bakan Hilal ortasından geçen çubuktur. Bunun sebebi Roma imparatorluğundan farklı inanca mensup bir millet olduğumuzun bilinmesi içindi. Hilal İslamı temsile ilk kez Osmanlı İmparatorluğu ile başlamıştır.

    Türkler de ise ilk Hilal, Uygurlarda Manihaizm dinine ait,  manevi şifacıların çadırlarının üzerinde bulunmaktadır ki, bu onların yerinin tespiti içindi. Bu şifacıların çeşitli otlarla ve manevi güçle insanları iyileştirme gücü olduğuna inanılırdı. Bu sebeple de onlara ayrı bir önem gösterilmiş ve çadırlarının üstüne hilal koyularak yerleri belirginleştirilmiştir. O devirden bu güne de hilal Türkler için kutsal bir anlam ifade eder.

    Osmanlı Bayrağı

    Bayrak Osmanlı devletinde yaşayan insanlar için de çok önem arz eder. Osmanlı da ve Türklerin inancına göre vatanın olmadığı yerde din de olamaz ve yaşanamaz. Sancak ve bayrak bu kutsalları temsil eden en önemli ögedir. Aslıda savaşı da değerli kılan bir ögedir, çünkü bayrak, uğrunda savaşılan simgedir. 3 Hilale verilen değer aynı zamanda temsil ettiği İman, ahlak ve adalet terimlerinin karşılığı olmasından da kaynaklanmaktadır.

    Osmanlı bayrağı ve sancaklarında bulunan ve kullanılan tüm imgeler yüce bir mana, hedef ve amaç içindir. Türk Birliği, Türk İslam Birliği ve Türk Dünya hakimiyeti ana gaye olarak hep gönülleri süslemiştir. Bu aziz millet 1000 yıldan fazla bu gayeler için çabalamıştır.

    ]]>
    Tekfur https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/tekfur.html Sun, 07 Oct 2018 02:27:05 +0000 Tekfur Bizans İmparatorluğu zamanında, vali makamında olan kişilere verilen addır. Bir nevi dere beyliği olarak da düşünülebilir.Tekfurun kelime anlamı nedir Ermeniceden alıntı olan bu sözcük Tekfur Bizans İmparatorluğu zamanında, vali makamında olan kişilere verilen addır. Bir nevi dere beyliği olarak da düşünülebilir.

    Tekfurun kelime anlamı nedir

    Ermeniceden alıntı olan bu sözcük, aynı zamanda Anadolu'daki ve  Rumeli’deki Hristiyan beylere de verilen addır. Kelime takovor kelimesinden türemiştir, bu kelimenin manası taç taşıyan kral demektir.

    Tekfur Kimdir, Nerede ve Nasıl Yaşamaktadırlar

    Merkezden ayrı olan ve yöneticiye ihtiyaç duyulan birçok yerde tekfur bulunurdu. Tekfurların hepsi İstanbul'daki Bizans İmparatorluğuna bağlıdır. Ama genellikle başlarına buyruk davranırlardı. Halktan fazla fazla vergi alıp, asker toplarlardı. Bu tekfurların çoğu halka çok zalim davranırlar ve yapmadıkları eziyet kalmazdı. Bizans halkı dinleri farklı olmasına rağmen, herkese çok adaletli bir şekilde davranan Osman Beyi ve Orhan Beyi bir kurtarıcı olarak görüyordu. 

    Tekfurların idari ve askeri olmak üzere birçok görevleri olurdu. Özellikle Osmanlı Devleti zamanında tekfurlar ile çok sıkı iletişim kurulurdu. Tekfurlar Türk akınlarından kendilerini korumak için Türklere bol miktarda vergi verirlerdi. Türklerde bunlara karşılık tekfurlara akın düzenlemiyorlardı.

    Tekfur

    Tekfurların bazı durumlarda kendilerini korumak için aile bağlarını kuvvetlendirerek Türk kumandanı yada beylerine kızlarını gelin verirlerdi. Nitekim bir tekfur kızı olan Nilüfer Hatunla Orhan gazi evlenmişlerdir. Nilüfer Hatun, Yarhisar tekfurunun kızıdır. Yarhisar tekfuru güzeller güzeli kızını Bilecik tekfurunun oğlu ile nişanlamıştır. Anlı şanlı bir düğün yapılacaktır, fakat Nilüfer Hatun, Orhan Beye aşık olmuştur. Orhan Bey de ona gönlünü kaptırmıştır. Ve bir gün Nilüfer Hatunu kaçırarak evlenir.

    Zaman içinde tekfurlardan da Müslüman olanlar oldu. Müslüman olan tekfurların birçoğu da zamanında Türklere büyük faydaları dokunan kimselerdi. Bu kimselerin içerisinde öyle biri vardı ki o da Harman kaya tekfuru Köse Mihal’dir. Onun çalışmaları Osmanlı devletinde olduğu kadar İslamiyet adına da katkılar sağlamıştır. Peki Köse Mihal Nasıl Müslüman oldu

    Köse Mihal Sultan güçlü, kabiliyetli, akıllı, zeki ve sür'atli bir yiğittir. Köse Mihal Sultan, bir küçük beylik olan Osmanlı Beyliğini tarihten silmeyi planlıyordu. Eskişehir tekfuru ile beraber bir baskın gerçekleştirmek isterken Orhan Gazi ile karşılaştılar. Ortalık bir anda karışır bir an köse Mihal boş bulunur ve okkalı bir sille yer bayılır uyandığında ise olan olmuş, esir düşmüştür. Çok hakir görülüp eziyet edileceğini düşünen Köse Mihal, hiç de beklediği gibi davranışlarla karşılaşmaz, aksine tam bir misafir gibi karşılanır. Üstelik Köse Mihal'e bir de at vererek serbest bırakırlar. Bu duruma çok şaşıran Köse Mihal nefis muhasebesine girer. Ben Orhan Gaziyi esir edebilseydim nasıl davranırdım diye düşünür. Uykusuz geceler, uzun düşüncelerden sonra Köse Mihal hayatının kararını vermiştir. Müslümanlar çok mükemmel ve adaletli, hoşgörülü, gönlü geniş insanlardır, artık Köse Mihal Müslüman olmaya karar verir.

    Osmanlı Devletinin ilk kurulduğu yıllar olan 13. yüzyıl başlarında tekfur adı çok geçmiş, Osman Bey ve Orhan Bey zamanında tekfurlarla mücadele edilmiş bu suretle sınırlar genişletilmeye çalışılmıştır.

    1453 yılında İstanbul’un Fethi tamamlandıktan sonra tekfurlar da tarihe geçmiştir.

    ]]>
    Osmanlıda Eğitim https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanlida-egitim.html Sun, 07 Oct 2018 11:01:12 +0000 Osmanlıda eğitim, belli bir konuda, bir bilim dalında yetiştirme ve var olan yeteneklerini, bilgilerini geliştirme olarak tanımlayabiliriz. Osmanlıda eğitim faaliyetleri, amacına ulaşmak için öğretim faaliyetlerinden de fay Osmanlıda eğitim, belli bir konuda, bir bilim dalında yetiştirme ve var olan yeteneklerini, bilgilerini geliştirme olarak tanımlayabiliriz. Osmanlıda eğitim faaliyetleri, amacına ulaşmak için öğretim faaliyetlerinden de faydalanabilir. Bu nedenle öğretim de eğitimin bir parçasıdır. Osmanlılarda "talim", "tedris" gibi isimler ile tanımlanabilen öğretim; belirli bir amaca göre gerekli bilgileri öğretme işidir. Buna göre eğitim ve öğretimin amacı, insanlara gerekli olan bilgi, kültür ve bir takım davranışların kazandırılması olarak ta tanımlanabilir. Osmanlıda eğitimin iki ana düşüncesi vardır. Bunlar:
    • Kişilere değerli ve geçerli bilgileri aktarmak
    • Hedeflenen amaçları gerçekleştirebilmek için eğitim ve öğretim faaliyeti gerçekleştiren kurumlar ile eğitim ve öğretim yapmak.
    Osmanlıda eğitim birçok alanda yapılmıştır. Bunlardan biri de askeri ve ilmiye alanında yapılan eğitimdir. Askeri sınıfa insan yetiştirmek amacı ile Top kapı sarayında bulunan Enderun Mektebidir. Bu mektebe girebilmek için Galatasaray, Edirne sarayı, İbrahim paşa sarayı gibi saray okullarından mezun olmak gerekiyordu, bu okullara devşirme yöntemi ile yani, Osmanlı devletinin fethettiği yerlerdeki yetenekli, Hıristiyan çocukları sıkı bir eğitimden geçirerek üstün bir asker ve bürokrat yetiştirilmesi sistemi, öğrenci alınırdı. Enderun mektebini bitirenler, Kaptan-ı Derya, yeniçeri ağası, beylerbeyi, vezir ve sadrazam olarak askeri sınıfların kademelerinde görev yapabilirler. İlmiye sınıfı ise medreselerden yetişiyor idi. Medreselerden mezun olanlar ise, kadılık, müftülük, nişancılık, defterdarlık ve cami hizmetleri gibi yerlerde görev alabilirlerdi.

     

    Osmanlıda eğitimin ilk adımı sübyan mektepleri idi. Bu mekteplere mahalle mektepleri de denir. Her mahallede bulunurdu. Günümüzdeki karşılığı ilkokullar olan bu mektepler medreselere başlangıcın temelini oluştururdu. 5-6 yaşına gelmiş çocuklar bu okullara giderdi. Bu okullarda eğitim verebilmek için özel bir yeteneğinizin olmasına gerek yoktu. Okuma-yazma bilen ders vermeye uygun olan herkes bu okullarda ders verebilirdi. Sübyan mekteplerinin belirli bir süresi ve sınıfı yoktu. Her çocuk öğrenmesi gereken şeyleri öğrenene kadar okullara devam ederdi. Bu mekteplerde alfabe, okuma, yazma, dört işlem ve dini bilgiler verilirdi.

    Medreseler orta ve yüksek öğretim kurumlarının temelini oluşturur. Medrese kelimesi anlam olarak talebenin ilim öğrendiği yer anlamına gelir. Medreseler genel anlamda sübyan mekteplerinin üstünde eğitim-öğretim yapan orta ve yüksek öğrenim kurumlarıdır. İlk Osmanlı medresesi 1330 yılında İznik'te Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. Medreselerde okutulan dersler Kuran, Hadis, Fıkıh ve Kelam dersleridir. Osmanlıda eğitim medreselerde din ağırlıklı eğitim diyebiliriz.

    Osmanlıda Eğitim
    Daha sonradan Osmanlıda eğitimde bazı gelişmeler olmuştur. Daha önceden kızlar okula gitmez iken artık açılan kız rüştiyesi ile kızlarda eğitim ve öğretim görmeye başlamışlardır. Bu gelişme Türk eğitim tarihinde gerçekten önemli bir gelişmedir. Daha sonra günümüzde siyasal bilgiler olarak bilinen mekteb-i mülkiye açılmıştır. 1868'de de halen günümüzde öğrenci yetiştiren Galatasaray Lisesi açılmıştır. Fakir ve kimsesiz çocukların eğitim ve öğretim masraflarını gidermek için Darüşşafaka kurulmuştur. 

    1856 yılındaki ıslahat fermanı ile Osmanlıda eğitim alanında bazı değişiklikler yapılması öngörülmüş, Hıristiyan ve Müslüman bütün Osmanlı halkının eşit şartlar altında eğitim faaliyetlerinden faydalanması ve bu suretle Osmanlı birliğinin sağlanması düşünülmüştür.
    ]]>
    Osmanlı Devletini Kim Kurdu https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-devletini-kim-kurdu.html Sun, 07 Oct 2018 21:55:16 +0000 Osmanlı Devletini kim kurdu, Osmanlı devletini kuranın Osman Bey olarak herkes tarafından bilinmekte, fakat Osman Bey'in arkasında büyük bir Türk tarihi ve göçebe bir Türk toplumu bulunmaktadır. Osmanlılar ya da Osma Osmanlı Devletini kim kurdu, Osmanlı devletini kuranın Osman Bey olarak herkes tarafından bilinmekte, fakat Osman Bey'in arkasında büyük bir Türk tarihi ve göçebe bir Türk toplumu bulunmaktadır. Osmanlılar ya da Osmanoğulları 13.yüzyılda küçüklüğü ve güçsüzlüğünden başka diğer beyliklerden hiçbir yanıyla ayırt edilemeyecek bir beylikti. Türk topraklarının kuzeybatı ucunda bulunmaktalardı ve Bizans'ın darbelerine açık olmalarıyla tehdit altındalardı. Selçuklu istilaları zamanında ve sonradan Moğol fetihleri sonucu Ermenistan'a göç etmiş olan Oğuz boyu Kayılardan gelmekteydiler. Bu ırkın kökleri hakkında nesnel bilgilere ne yazık ki ulaşılamamaktadır. 

    Osmanlı devletinin kurulma aşamaları 

    1255'te Van Gölü kıyısındaki Ahlat yöresine yerleşmişler ve Müslüman adını taşıyan birinin yani Süleyman'ın otoritesine girmişlerdir. Süleyman'ın oğlu ya da torunu Ertuğrul ile çocukları Sevci ve Gündüz'ün adları Türkçedir. Ertuğrul adı güçlü bir şekilde totemizmi çağrıştırdığından İslamiyet'in kabul edildiği görüşü kesin değildir. Ertuğrul ile ilgili onlarca efsane vardır, kendisinin gerçekten yaşayıp yaşamamış olduğu bile net söylenemez. Fakat Moğol istilasından kaçan bir komutan olduğu hemen hemen kesindir. Osmanlıların tarihi gerçek manada Ertuğrul'un üçüncü oğlu olan müslüman adlı Osman ile başlar. Adını alan ve otuz altı halefinin yöneteceği Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman, dağınık beyliğin itaat edilen ve çevresi tarafından çekinilen hükümdarı olmuştur. Bunda sahip olduğu askeri birlik ve kayınbabası Şeyh Edebali'nin etkisi büyüktür.  

    Müslüman Anadolu'da ne kadar serüvenci ve din savaşçısı varsa Kayı boyuna katılıyordu. Kayılar diğer uç beylerinden farklı olarak Selçuklu taht kavgalarına karışmaktan uzak duruyor, tüm çabalarını Bizans ile savaşmak için harcıyor ve şansları da oldukça yaver gidiyordu.

    Osmanlı Devletini Kim Kurdu
    Osman Gazi, 1290'da imparatorluğun resmi kuruluş tarihi olan 1299'dan önce birçok kale ele geçirmiş ve Yenişehir'e yerleşmiştir. 1317'den itibaren Orta Asya'nın 10, 100, 1000 kişilik birimler biçiminde düzenleme temeline dayanan eski askeri sistemi muhafaza eden ama istekleri sınırsız disiplinsiz askerlerden oluşan orduların komutasını Orhan Bey'e bıraktı.  Ayrıca ona iki önemli Hristiyan kendi olan Bursa ve İznik'i ele geçirme görevini verdi. Orhan Bey'in 1326'da Bursa'ya girdiği ve burayı başkent yaptığı sırada babası Osman Bey'in hayatta olup olmadığı bilinmiyor. Ama en azından, bugün kentin en güzel yapılarından biri olan türbeye gömüldüğünü biliyoruz. 

    Osmanlı devletini kim kurdu Osman Bey, hangi temellerle kime devretti ve büyümesini sağladı dersek Orhan Bey cevabını vererek büyük imparatorluğun kuruluş tarihini özetleyebiliriz. Osman Bey dönemi hakkında geniş çaplı bilgilere ulaşılamasa da, geleneksel Türk toplumu görüntüsünü yansıtan güçlü bir topluluğa hükümdarlık yaptığını söyleyebiliriz.
    ]]>
    Osmanlıda Vakıf https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanlida-vakif.html Mon, 08 Oct 2018 14:12:54 +0000 Osmanlıda vakıf, toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bırakılmıştır. Zaman içerisinde vakıflar ekonomik, sosyal, sanat, eğitim, sağlık, ulaşım, mimari ve bayındırlık alanlarında Osmanlıda vakıf, toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bırakılmıştır. Zaman içerisinde vakıflar ekonomik, sosyal, sanat, eğitim, sağlık, ulaşım, mimari ve bayındırlık alanlarında önemli rol oynamışlardır. Osmanlı devletinde başta padişahlarda olmak üzere tüm devlet adamları vakıflar kurmuşlar ve devlet bu vakıfların korunmasını sağlamıştır. Aynı zamanda devlet vakıflara yardımlarda bulunarak devlet hiç bir şey yapmadan sosyal, kültürel ve dini hayatla ilgili etkinlikler vakıflar tarafından düzenlenmiştir.

    Osmanlıda vakıfların birçok faydası olmuştur. Bunlardan bazıları aşağıda sıralanmıştır.
    • Osmanlı devletinin kuruluş zamanlarında fethedilen topraklara Türklerin yerleştirilmesini sağlamıştır.
    • Şehir, köy, kasaba gibi yerleşim yerlerinin kalkınmasını sağlamış ve bayındır halinde gelmesini sağlamıştır.
    • Tüm eğitim ve sağlık harcamalarını sağlamaya çalışmışlardır.
    • Şehirlerarası ticaret ilişkilerin düzeltilmesi ve iyileştirilmesini sağlamışlardır.

    Osmanlıda Vakıf

    Osmanlı devleti vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak ve ne pahasına olursa olsun devlet düzenini sağlamakla yükümlü idi. Vakıf işleri ile yani vatandaşı okutmak, vatandaşın dini ibadetlerini yerine getirmesi için camiler yaptırmak gibi işlerle sorumlu değildi. Bu işleri vakıflar yerine getiriyordu. Osmanlıda vakıf sadece bir cami, hastane ya da okul yaptırıp hadi gidin okuyun demek değildi. Bu yapıları yaptırdıktan sonra bu yapıların yıllar boyu ayakta kalabilmesi için gerekli önlemleri almak demekti. İnsanları ihtiyaçları doğrultusunda beslemek, giydirmek, sağlıklarını kontrol etmek demekti. Böyle muazzam bir iş içinde Osmanlıda vakıfların varlıklı olması gerekiyordu. Padişahlar ve devlet adamları vakıflara yardım ediyorlar bağışlarda bulunuyorlardı. Bu bağışlar da öyle ufak şeyler değil tabi ki de. Hanlar, çiftlikler, hamamlar, evler gibi bağışlanabilecek şeyleri bağışlıyorlardı.

    Osmanlıda vakıfların ünü birçok uluslar tarafından da duyulmuştur. Hatta İtalyan asıllı Cantacasin, Osmanlı vakıfları hakkında yazdığı eserlerde şöyle bahsetmektedir: "Küçüğü ve büyüğü ile Türk ileri gelenleri cami ve hastane yaptırmaktan başka bir şey düşünmezlerdi. Onları zengin olan vakıflarla teçhiz ederlerdi. Yolcuların konaklayabilmesi için kervansaraylar inşa ettirirler. Yollar, köprüler, imaretler inşa ettirirler. Türk büyükleri, bizlerin senyörlerimizden çok daha hayır sahibidirler, son derece misafir severlerdi. Türk, Hristiyan ve Yahudi olsa da, memnuniyetle misafir ederler. Onlara yiyecek, içecek ve et verirlerdi. Bir Türk, karşısındaki yemek yemeyen bir insanla Hristiyan ve Yahudi bile olsa yemeğini paylaşmamayı çok ayıp sayar."

    Hastaneler sadece yatan hastalara mahsus değildi. Ayakta da tedavi edilirlerdi. Her gelen hastanın tedavisi sağlanır ve fakir olduğunu beyan eden hastalara herhangi bir belge istenmeksizin bedava ilaç verilirdi.

    Kervansaraylar çok büyük hayır kurumları olduğu kadar, ticareti ayakta ve yolları canlı tutan kuruluşlardır. Kervansarayların daha iyi olanlarına "han" adı verilmektedir. Han ve kervansarayların vakıfnamesinde yolcuların hayvanları ile birlikte üç gün misafir edileceği, yedirilip içirileceği koşulu vardır.
    ]]>
    Osmanlı Edebiyatı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-edebiyati.html Mon, 08 Oct 2018 18:49:16 +0000 Osmanlı Edebiyatı,  14. yüzyıl ila 20. yüzyıl arasındaki Türk Edebiyatını  kapsamaktadır. İslamiyet öncesi halihazırdaki zengin edebiyatı olan Türkler, İslamiyet'in kabulü ile birlikte Arap ve Fars Edebiyatlarından esinlen Osmanlı Edebiyatı,  14. yüzyıl ila 20. yüzyıl arasındaki Türk Edebiyatını  kapsamaktadır. İslamiyet öncesi halihazırdaki zengin edebiyatı olan Türkler, İslamiyet'in kabulü ile birlikte Arap ve Fars Edebiyatlarından esinlenerek, bu dillerden aldıkları kelimelerle  ve İslami çizgide eserler ortaya çıkarırlar. 
    Tanzimat Dönemi'ne kadar klasik çizgisinden taviz vermeden İslami ölçülerin baz alındığı bir yapıda kalan ve Tanzimat ile birlikte batı edebiyatının etkisi altına giren Osmanlı Edebiyatı 2 ana kategoride incelenebilir:

  • Klasik Edebiyat (Divan Edebiyatı) ,Halk Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı: 14. Yüzyıldan başlayan Tanzimat'ın ilanına kadar süren altı yüz yıllık zengin bir edebiyat dönemidir.
  • Batı Etkisindeki Edebiyat: Tanzimat Edebiyatı

  • Osmanlı Edebiyatı

    1TANZİMAT'A KADARKİ DÖNEMDE OSMANLI EDEBİYATI 
    • Klasik Edebiyat (Divan Edebiyatı)
    Bu dönem "Divan Edebiyatı" olarak ta adlandırılır. Bunun sebebi ise şairlerin şiirlerini "divan"  ismini verdikleri defterlere kaydetmeleriydi. Şiirler 
    nazım şekillerine ve konularına göre belli bir düzen içinde divana aktarılırdı. Tamamlanmamış ya da az kategori içeren divanlara da divançe denir.
    Bazen şairler, şiirlerini bazı sebeplerden ötürü  divana koymazlardı. Örneğin Şehzade Mustafa'nın boğularak öldürülmesinin ardından Taşlıca Yahya ki kendisi aynı zamanda o dönemin üst subaylarından ve Osmanlı Edebiyatı divan şairlerindendir, Şehzade Mustafa için kaleme aldığı mersiyeyi yani ağıtı, divanına kaydetmemiştir. Bir şairin divanını tamamlaması uzun yıllar, büyük uğraşlar gerektirir.

    Yıldırım Bayezid, Şehzade Süleyman Çelebi, I. Mehmed ve özellikle II.Murat  ile bazı devlet erkanı, edebiyat çalışmalarına yoğun destek vermişlerdir.

    Divan şairleri; Osmanlı Edebiyatı içerisinde aydınlardan oluşan, şehir ve saraylarda boy gösteren, halktan kopuk şairlerdir. Onun içindir ki bu edebiyat türüne, "zümre edebiyatı", "aydın edebiyatı" gibi isimler de takılmıştır.

    Divan Edebiyatı özellikleri şu şekilde sıralanabilir
    • Eserlerde genel kabul görmüş hatta gelenekselleşmiş kurallar vardır. 
    • Düz yazı yani nesirden ziyade nazım ağırlıklıdır. Kaside, rubai, gazel, mesnevi, müstezat gibi nazım şekilleri, zengin kafiyeler, aruz vezni ve ölçü olarak ta beyitler, biçime ne kadar önem verildiğinin göstergeleridir.
    • Aşk teması eserlerin kalbidir.
    • Fuzuli, Hayali, Taşlıcalı Yahya, Nabi, Baki gibi divan şairleri Osmanlı Edebiyatı'nda çok önemli yerlere sahiptir. Bu şairler kendi isimlerini kullanmamış olup, kullandıkları bu adlara "mahlas" denmiştir.
    • Aşık Çelebi, Evliya Çelebi, Katip Çelebi gibi yazarlar ise nesir türünde eserler veren sanatçılara örnek verilebilir.
    Yıldırım Bayezid, Şehzade Süleyman Çelebi, I. Mehmed ve özellikle II. Murad ile bazı devlet erkanı, edebiyat çalışmalarına yoğun destek vermişlerdir. II.Murad kendisi de şair olduğu için edebiyat ve kültür konuları ile bizzat ilgilenmiş, eserlerin anlaşılır sade bir dilde yapılmasını sağlamıştır. Fatih Sultan Mehmet de şairdir ve Osmanlı Edebiyatı'nda divanı olan ilk padişah olarak bilinir.
    • Halk Edebiyatı
    Halk Edebiyatı'nda toplumsal olaylara, doğaya, aşka yer verilir. Dili yalındır Aşık Edebiyatı olarak ta adlandırılır. Nedim, Karacaoğlan, Köroğlu, Pir Sultan Abdal bu şairlere edebiyatın önemli isimleridir.
    • Tasavvuf Edebiyatı
    Tekke Edebiyatı olarak ta bilinen Tasavvuf Edebiyatı'nda dini konular işlenmekte ve şairler tekkelerde dergahlarda yetişmektedirler. Pir Sultan Abdal, Eflaki Dede, İbrahim Gülşeni gibi şairler Osmanlı Edebiyatı içinde tasavvuf konusunda ün yapmış şairlerdir. 

    2. TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİ]]> Osmanlı Toplum Yapısı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-toplum-yapisi.html Mon, 08 Oct 2018 20:47:11 +0000 Osmanlı toplum yapısı, Osmanlı Devleti kurulmadan önceki Türk Devletlerinde Türklerin yaşayış şeklinin devamı ve günümüz Türk toplum yapısının kaynağıdır. Tarih boyunca Türklerin bilinen en karakteristik Osmanlı toplum yapısı, Osmanlı Devleti kurulmadan önceki Türk Devletlerinde Türklerin yaşayış şeklinin devamı ve günümüz Türk toplum yapısının kaynağıdır. Tarih boyunca Türklerin bilinen en karakteristik özelliği aile ve sosyal yapıya kısacası toplumsal hayatta ilişkilerine sıkı sıkıya bağlı olmalarıdır. Günümüzde de aile kavramı her ne kadar yozlaştırılmaya çalışılsa da genele vurulduğunda Türklerin en önemli toplumsal kurumudur. Osmanlı Devleti zamanında da aile faktörü en önemli sosyal unsur olmasıyla dikkat çekmiştir. Osmanlı toplumsal yapısı katmanlarıyla incelenmeden önce aile anlayışının tüm sınıflarda kendi içinde temel yapı taşı işlevi gördüğünün ve saygı duyulan bir kavram olduğunun belirtilmesi gerekir. Osmanlı'da aile bireylerinin birlikte yaşamalarına, aile reisi olan babanın kararlarına, akrabalık duygularına büyük önem verilirdi. Öyle ki devletin padişahı dahi devleti ailesiyle birlikte yaşadığı sarayı içinden yönetir, devlet meselelerini aynı sarayın içerisinde yaşayan yardımcılarıyla görüşürdü. Genel olarak toplum içinde boşanmalar hoş karşılanmazdı. İnsanlar aile bağlarını yüceltmeli, bozmamalıydı. 

    Osmanlı toplum yapısının sınıflandırılması

    Osmanlı toplumu özünde iki sınıf çevresinde şekillenmiştir. Yönetici, askeri(koruyucu) sınıf ve halk (reaya). Yöneticiler padişah başta olmak üzere devlet yönetiminde padişaha yardımcı olmakla ve padişahın üzerindeki devleti yönetme yükünü azaltmak için görevlendirilen çeşitli unvanlara sahip kişilerdi. Askerler de aynı şekilde devletin güvenliğini sağlamakla ve savaşlara katılmakla yükümlü insanlardı. Osmanlı toplumsal yapısı sınıfsal ayrılıklara yer vermez, toplumsa katmanlaşma öne çıkmazdı. Yöneticiler kendilerini ayrı bir sınıftan görmez, halkta üzerinde bu baskıyı hissetmeyerek yöneticilerine minnet ve saygı duyardı.

    Sarayda kalabalık ve İslami şartlara uygun bir yaşam tarzı vardı. Herkesin daireleri bulunup özel hayatlarını burada geçirir, tören festival gibi sosyal faaliyetlerde bir araya gelirlerdi. Padişahın ailesi ve ailesinin işlerini gören yardımcılar harem bölümünde yaşarlardı. Devlet meseleleri Divan-ı Hümayunda sarayın toplantı odası denilebilecek özel bir alanında görüşülürdü. Çocukların eğitimine büyük önem verilir, sarayda özel hocalar bulundurulurdu.

    Osmanlı Toplum Yapısı

    Halk kesimi şehirlerde, köylerde yaşar tacirlik, esnaflık, zanaatkarlık yapardı. Mütevazi bir yaşam hakimdi, herkes gelirine göre yaşar, giyinir, İslami şartlara göre bir hayat geçirirdi. Günlük yaşam ezan saatlerine göre ayarlanırdı. Müslümanlar gibi Museviler, Hristiyanlar ve diğer dinden insanlarda baskı görmeden ibadetlerini yerine getirebilirlerdi. Pazarlar, camiler, bedestenler en kalabalık alanlar olurdu. Köylerde halk tarım ve hayvancılıkla geçinir sakin bir hayat yaşardı.

    Osmanlı toplum yapısı devlet bir imparatorluk haline gelmiş ve çeşitli etnik kökenleri içerisinde barındırır seviyeye ulaşmış olsa dahi karakteristik özelliğini korumuş, hoşgörü içerisinde gelenek görenekleri doğrultusunda varlığını sürdürmüştür. Fransız İhtilali sonrası yayılan milliyetçilik akımının güç odaklarınca kötü yönde kullanılması Osmanlı Devleti’nin toplumsal yapısına zarar vermiş, nasıl bir vücutta hasar gören bölgeden tüm vücut etkilenirse devlette o şekilde olumsuz etkilenmiş ve dağılma safhasına gelmiştir. Ardından kurulan Türkiye Devleti ise özünde bulunan toplumsal bağ duygusunu kaybetmeyerek yaşatmaya devam etmiştir.

    ]]>
    İltizam https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/iltizam.html Tue, 09 Oct 2018 16:38:40 +0000 İltizam, Osmanlı devletinin 16. yüzyılda vergilerin toplamak içim görevlendirdiği kişilerden oluşan sistemin genel adı. Osmanlı devleti merkezi yönetimin dışında, taşra da yaşayan vatandaşlardan alınacak vergileri toplamak İltizam,
     Osmanlı devletinin 16. yüzyılda vergilerin toplamak içim görevlendirdiği kişilerden oluşan sistemin genel adı. Osmanlı devleti merkezi yönetimin dışında, taşra da yaşayan vatandaşlardan alınacak vergileri toplamak için, belirli bir bedel karşılığında,  görevlendirdiği kişilerden oluşur. İltizam bir tür müteahhit olan mültezim adı ile anılan kişilere verilirdi ve mültezimlere dirlik sahiplerine tanınan haklar da verilmiştir. Mültezimler, açık arttırma yöntemi ile devletin verdiği yerleri, genellikle de üç yıllığına, alarak devlete ödeme yapmayı taahhüt ederdi. Bu görevi üstlenen mültezimler şayet görevlerini yerine getiremezse malları müsadere edilirdi.

    İlk başlarda iltizam sistemi yıllık eyaletlerde uygulansa da, 16. yüzyıldan sonra uzun süren savaşlar ve ticaret yollarının değişmesi ile beraber Osmanlı Devletinin nakde duyduğu ihtiyaç arttı dolayısı ile hazinedeki açık da arttı böylelikle bu sistem tımar sisteminin uygulandığı bölgelere de yayıldı. Bu durumun sonunda tımar sistemi bozuldu. İltizam sistemi Devlete acil nakit ihtiyacı olduğunda çabuk para sağladığı için daha çok tercih edilen bir yöntem olmuştur.

    İltizam


    İltizam sistemindeki vergi daha çok mukataa arazilere uygulanır ve ürün üzerinden toplanırdı. Özellikle aşar vergisi iltizam usulü ile alınan vergilerden biridir. Bu sistemde Osmanlı vatandaşından daha çok vergi toplanırdı. Hatta mültezimler gün geçtikçe de keyfi vergi toplamaya başlamışlar bu da halkın artık isyan etmesine sebep olmuştur. Üstelik mültezimler, halktan vergileri zorla ve baskıcı bir politika ile almışlardır. Bu politika sonucunda vergisini ödeyemeyen köylüler, toprağını terk etmek zorunda kalmışlardır. Zaman içinde iltizamların ayan adı verilen zengin ve güçlü kişilere verilmesi ile de ayanlar daha da güçlenerek devlete başkaldıracak ve istediğini yaptıracak seviyeye gelmişlerdir. Tımar topraklarının bu sisteme dahil edilmesi, eskiden tımarlı sipahinin yerine getirdiği, güvenlik ve askerlik hizmetini yerine getirecek başkaca kişilere ihtiyacı doğurdu. Bu sebeple de sarıca sekban denilen, valilerin kapılarında besledikleri, güvenlik ve askerlik hizmeti ile görevlendirilmiş askerler doğdu. Ancak, bu kimseler valinin tayini çıktığında veya barış döneminde işsiz kalıyor ve eşkıyalık yaparak geçimlerini sağlıyorlardı. İltizam sistemi 1839 yılında Tanzimat Fermanı ile kaldırıldıysa da 1855 yılında yeniden bu sisteme ortaya çıkmıştır.

    Osmanlı Devletinde İdari Yapılanma, eyaletler sancaklara, sancaklar kazalara, kazalarda tımarlara bölünmüştür. 

    Tımar sistemi nedir

    İltizam sisteminden önce uygulanan tımar sistemi; miri arazi dahilindeki verimli toprakların, savaş ve benzeri yerlerde sivrilmiş başarılı kimselere verilmesidir. Asıl amaç asker yetiştirmekse de, hem üretimi, hem de toprak ekip biçmeyi sentezleyerek, idari, iktisadi ve askeri bir teşekkül oluşturmuştur.  Kendisine toprak verilen kişiler, devletin verdiği emirleri yerine getirmeye mecburdur, yerine getirmezlerse topraklar geri alınır. Tımar olarak verilen toprak satılamaz veya bırakılamaz. Tımar olarak verilen toprak üzerinde, görevli memurlardan başkası tasarruf edemez. Tımarlar; Has, zeamet ve tımar olarak ayrılır. Devlet, tımar sistemi sayesinde askere maaş ödemek zorunda kalmadan, üstelik üretimin devamını ve canlılığını da sağlayarak, hem asker yetiştirmiş, hem de üretim yapılmasını sağlamıştır.

    2. Mahmut zamanında Tımar  ve zeamet sistemi kaldırılmıştır.
    ]]> Osmanlı Marşı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-marsi.html Wed, 10 Oct 2018 05:42:03 +0000 Osmanlı Marşı, Osmanlı Devleti'nde ama tarihinin üç önemli sembolünü oluşturan otağ, sancak ve mehterdir. Yüzyıllar boyu bile halen bu marşları dinlediğimizde içimizde aniden bir coşkunluk belirir ve insanın t Osmanlı Marşı, Osmanlı Devleti'nde ama tarihinin üç önemli sembolünü oluşturan otağ, sancak ve mehterdir. Yüzyıllar boyu bile halen bu marşları dinlediğimizde içimizde aniden bir coşkunluk belirir ve insanın tüylerini diken, diken eder. Bizde bu yazımızın şanı büyük Osmanlı marşlarına yer vermek istedik. Şöyle ki; Fatih Sultan Mehmet, fethin devam ettiği bir sabah şafak vaktinde topçularının yanına gitmiştir. Bu toplar atılırken, Okmeydanı'na toplanmış binlerce ulema, hep bir ağızdan tekbir getirmeye başlamışlar. Ama yüzlerce davul ve zurnadan oluşan devasa bir mehteran düşünün. Osmanlı ordusuyla beraber, savaş meydanında bulunur ve Fatih Sultan Mehmet, İstanbul surlarının önüne geldiğinde ise, 300 kişilik mehter takımı ile 100 zurna, 70 davul hiç durmaksızın çalıyor. Sesleri kalp ve ruhları ile coşkulandırıp, heyecana getiriyor. Okmeydanı'ndaki ikinci mehter de, haliç surlarına hücum eden kıtaların harp şevkini artıyordu. Fakat gök gürültüsünü andıran korkunç ve insanın içini ürperten sesler çıkarıyorlar, topların sesleri bile susmuştu. Yine Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'a giren muhteşem zafer alayının ortasında, gözlerini yıkılan surlara diker ve sonra atını sürer. Ardından maiyet bölükleri, yeniçeriler, arkasından mehteran, davul ve zurnalar çalan devirler açıp kapayan, asırlar önce müjdelenmiş olan bu mutlu güne mutluluk katıyor ve cenk havası çalıyordu. Her zaferden sonra ezan okunur ve mehter çalınırdı. Bizi derinlere alıp başka zamana götüren tarihi yazıların eseridir.

    Osmanlı Marşı

    Osmanlı Marşı; "Ordu Marşı"

    • Ey şanlı ordu, ey şanlı asker
    • Haydi Gazanfer, umman-ı safter
    • Bir elde kalkan, bir elde hançer
    • Serhadde doğru ey şanlı asker
    • Deryada olsa herşey muzaffer
    • Dillerde tekbir, Allah'ü ekber
    • Ordumuz olsun daim muzaffer
    • Ey şanlı ordu, ey şanlı asker
    • Haydi Gazanfer, umman-ı safter
    • Bir elde kalkan, bir elde hançer
    • Serhadde doğru ey şanlı asker
    • Deryada olsa herşey muzaffer
    • Dillerde tekbir, Allah'ü ekber
    • Allah'ü ekber, Allah'ü ekber
    • Ordumuz olsun daim muzaffer

    "Ordunun Duası Marşı"

    • Yılmam ölümden yaradan askerim
    • Orduma gazi dedi Peygamberim
    • Bir dileğim var ölürüm isterim
    • Yurduma tek düşman ayak basmasın
    • Amin desin hep birden yiğitler
    • Allah'ü ekber gökten şehitler
    • Amin, amin, amin Allah'ü ekber
    • Amin, amin, amin Allah'ü ekber

    "Ceddin Deden Marşı"

    • Ceddin deden, neslin baban
    • Hep kahraman Türk milleti
    • Orduların, pekçok zaman
    • Vermiştiler dünyaya şan
    • Türk milleti Türk milleti
    • Aşk ile sev milleti
    • Kahret vatan düşmanını
    • Çeksin o mel'un zilleti

    "Ey şanlı ordu. Ey şanlı asker. Teşekkürler"

    ]]>
    Osmanlı Rus Savaşı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-rus-savasi.html Wed, 10 Oct 2018 21:28:12 +0000 Osmanlı Rus Savaşı ya da diğer bir deyimle savaşları Osmanlı Tarihinin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki savaşlar 16. yüzyılda başlamış ve 20. yüzyıla kadar sürmüştür. İ Osmanlı Rus Savaşı ya da diğer bir deyimle savaşları Osmanlı Tarihinin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki savaşlar 16. yüzyılda başlamış ve 20. yüzyıla kadar sürmüştür. İki devlet arasındaki çekişmeler Yeni Türk Devletinin kurulduğu dönemde dahi sürmüştür. Osmanlı Rus Savaşının başlangıcı Astrahan Seferi ile birlikte olmuştur. 1568 yılında Osmanlı Devleti Kırım Hanlığı üzerine bir sefer düzenlemiştir. Bu seferin amacı Rusya'nın hakimiyetine geçen Astrahan Hanlığını kurtarmaktır. Bunun haricinde Osmanlı Devleti Rusya'dan gelebilecek diğer tehlikeleri de önleyebilmek için bu sefere çıkmıştır. Çünkü eğer bu bölge Rusya'nın egemenliğinde kalırsa Rusya'nın Hazar Denizi'ne inmesi ve buradaki yolları kontrol altına alması kaçınılmaz durmaktadır. Bir diğer durum ise Rusların Safeviler'le işbirliği yapma tehlikesidir. Bu dönemde Osmanlı Devletinin başına bela olan Safevi Devleti Doğu'da Osmanlı Devleti'ne karşı üstün duruma gelebilmek adına birçok çalışmada bulunmuşlardır. Osmanlı Devletinin Astrahan Seferini gerçekleştirmesinin bir başka nedeni de Don-Volga Projesini Hayata geçirmek istemesidir. Hazar Denizi ile Karadeniz'i Süveyş Kanalı gibi birbirine bağlayacak olan bu dev proje için Osmanlı Devleti 30 bin kadar işçiyi de yanına alarak sefere çıkmıştır. 1959 yılında Don-Volga Projesi için ilk çalışmalar başlatılmıştır. Ancak ilerleyen süreçte işçilerin ücretlerinin ödenmediği bahanesiyle kaçmaları ve ayrıca bölgedeki hafa şartlarının kötüleşmesi nedeniyle işçilerin kaçmaları da artmıştır ve geri kalan işçilerin de isteksiz olması nedeniyle bu proje başarısız olmuştur. Bununla kuşatmaya giden askerlerin de isteksiz hareket ederek seferin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. Tüm bu olumsuzlukların yanı sıra Ruslar da diğer taraftan başarılı olabilmek adına Kırım halkı arasında Osmanlı Devletinin Kırım'ın özerkliğini tanımayacağı dedikodusunu yaymışlardır. Tüm bu gelişmeler ile birlikte hem Ruslar hem de Kırım'ın ateşleri arasında kalarak başarısız olmuşlardır. Bu sonuçla birlikte hem Astrahan Seferi hem de Don-Volga Projesi hüsranla sonuçlanmıştır.

    1683-1699 Osmanlı Rus Savaşı Osmanlı Tarihinde önemli bir yere sahip olan savaşlar arasında yer almaktadır. Çünkü bu savaş sadece Osmanlı Devleti ile Rusya arasında değil, Müslüman Osmanlı Devleti'ne karşı birlik olan Kutsal İttifak arasında gerçekleşmiştir. Özellikle 2. Viyana Kuşatması ile birlikte Osmanlı Devleti'ne karşı daha çok bilenen Hristiyan Avrupa topluluğu bunun bir devamı olarak 1686 yılında Rusya ile bir birlik oluşturarak Osmanlı Devleti'ne saldırma kararı almışlardır. Kutsal İttifak önce Kırım'a ardında da Osmanlı toprağı olan Azak'a saldırmışlardır. Ancak Rusya bu saldırılardan sadece Azak üzerinde başarılı olmuştur. Bu saldırılar üzerine bu bölgeye yardım götürmek isteyen Osmanlı Devleti Azak Kalesi'ne yardım olarak bir donanma göndermiştir. Bu saldırılar İstanbul'da yapılan bir antlaşma ile son bulmuştur. Antlaşma sonucunda Azak Kalesi Rusya'ya bırakılmıştır. Bu savaşın Rusya açısından da ayrıca önemi vardır. Bu savaşta Rusya ilk donanma başarısını elde etmiştir.

    Osmanlı Rus Savaşı
    1735-1739 Osmanlı Rus Savaşı bir tür ittifaklar savaşı olarak da ifade edilebilmektedir. Çünkü bir tarafta Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı, diğer tarafta Rusya, Avusturya ve Kazak Hanedanlığı bulunmaktadır. Savaş Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne ait olan Azak Kalesi'ni işgal etmesiyle birlikte başlamıştır. Rusya bu saldırıda müttefiki olarak Avusturya'dan yardım almıştır. Ayrıca Avusturya'nın da yardımıyla Bosna, Eflak ve Balkanlar üzerine de harekete geçmiştir. Bu ittifaklı Osmanlı Rus Savaşının önemli nedeni olarak her zaman olduğu gibi Rusya'nın sıcak denizlere inme politikasıdır. Bu politika için her dönemde bir girişimde bulunan Rusya bu dönemde de yaptığı ittifaklarla Osmanlı Devletini yıpratarak bu politikasını gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu]]> Son Osmanlı Mebusan Meclisi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/son-osmanli-mebusan-meclisi.html Thu, 11 Oct 2018 10:21:11 +0000 Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 1920 de son toplantısını yaptıktan sonra üyeleri İtilaf devletleri tarafından tutuklanarak  ülke dışına sürülmüştü. Bunlardan bir kısmı yeni TBMM'nin açılmasıyla Ankara'ya gelmişti. 191 Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 1920 de son toplantısını yaptıktan sonra üyeleri İtilaf devletleri tarafından tutuklanarak  ülke dışına sürülmüştü. Bunlardan bir kısmı yeni TBMM'nin açılmasıyla Ankara'ya gelmişti. 1919 Aralık tarihinde yapılan meclis üyeleri seçimlerine  Rumların ve Ermenilerin çoğunluğu çıkaracakları bölgelerde seçimi gayri meşru ilan etmek için girmemişlerdi. Mustafa Kemal Ankara'ya gelmesiyle birlikte Mebusan Meclisinin toplanması için çalışmalara başladı. Alınan karara göre Mebusan Meclisi'nin tüm çalışmalarını yürütecek Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuki Cemiyeti oluşturulacak ve başkanlığına Mustafa Kemal getirilecekti. Meclisin aldığı diğer kararlara göre bu mecliste Sivas Kongresi kararları onaylanacak ve " Ulusal And " olan Misak-ı Milli için yemin edilecekti. Seçimlerle üyeleri oluşturulan meclis üyeleri ile Heyet-i Temsiliye son görüşmelerini yapmış ve ve İstanbul'a gittiklerinde yapmaları gerekenler bildirilmişti.

    12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplanan Meclis-i Mebusan'a Mustafa Kemal başkan seçilmedi. Hatta Müdafa-i Hukuk-i Cemiyeti kurulmayıp Felah-ı Vatan grubu oluşturuldu. Hatta Ankara'da söz verdikleri halde İstanbul'a gittiklerinde Mustafa Kemal'in istediklerini yapmayan milletvekilleri için Mustafa Kemal : " Sözlerinde durmayan bu efendiler imansızdırlar. Korkaktırlar ve cahildirler." dedi. Meclis toplantısı yapılırken Sivas Kongresi maddesine gelindiğinde Mustafa Kemal'e bağlı milletvekillerinin baskısıyla Sivas Kongresi toplantısı kabul ettirildi. 17 Şubat 1920'de Misak-ı Milli kararları okunarak kabul edildi.

    Son Osmanlı Mebusan Meclisi
    Misak-ı Milli Kararları
    • Mondros Ateşkesi imzalandığında işgal altında olmayan Osmanlı toprakları bir bütündür ve asla ayrılamaz.
    • Osmanlı Devleti'nin sadece Arap çoğunluğu bulunan ve Mondros Mütarekesinin imzalanması sırasında İtilaf devletlerinin elinde kalan bölgelerin geleceğini orada yaşayan halkın hür iradesi referandumla belirleyecektir.
    • Kendi iradeleri doğrusunda Anavatan'a katılmış Batum, Kars ve Ardahan'da gerekli olursa halkoyuna başvurulabilir.
    • Batı Trakya'da gerekirse halkoyuna başvurulacaktır. 
    • Marmara ve İstanbul şehrinin güvenliği sağlandıktan sonra Boğazlar'ın dünya ticaretine açılmasıyla ilgili kararı ilgili devletler ortak verecekler.
    • Gayrimüslimlerin hakları, komşu devletlerdeki müslümanların da aynı haklardan yararlanmaları şartı ile kabul edilecek ve sağlanacaktır.
    • Milli ve ekonomik kalkınmamızı engelleyecek kapitülasyonların kaldırılmaları gerekmektedir.
    Bu bildiri ile İtilaf Devletleri tedirgin oldular. Sevr Antlaşması'nı Osmanlı Hükumeti'ne kabul ettirmek amacıyla 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal ettiler. İstanbul'un işgal edilmesiyle Meclis-i Mebusan Padişah tarafından fes edildi. Kapatılan meclisin milletvekillerinin bir kısmı sürgüne yollanırken İşgal gücünden kaçabilenler Ankara'ya gelerek Ankara'da açılacak TBMM'nin açılışına katıldılar.
    ]]> Osmanlı İran İlişkileri https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-iran-iliskileri.html Thu, 11 Oct 2018 10:21:32 +0000 Osmanlı İran ilişkileri Osmanlı Devleti'nin duraklama döneminde yoğunlaşmıştır. İki devletin bu dönemde uzun yılları birbiriyle savaş halinde geçmiştir. Aslında Osmanlı bu dönemde iç isyanların patlak vermesiyle yoğun bir Osmanlı İran ilişkileri Osmanlı Devleti'nin duraklama döneminde yoğunlaşmıştır. İki devletin bu dönemde uzun yılları birbiriyle savaş halinde geçmiştir. Aslında Osmanlı bu dönemde iç isyanların patlak vermesiyle yoğun bir şekilde baş etmeye çalışmış, İran Devleti Osmanlı’ya kaybettiği toprakları bu karışıklıkları fırsat bilerek almak istemiş ve Osmanlı’yı uğraştırmıştır.

    Batı’da geniş topraklar kazanan Osmanlı, politikasını doğuya yönelttiğinde ilk ilişki kuruduğu devlet İran olmuştu. Kanuni döneminde gerçekleştirilen Amasya Antlaşması İran içerisindeki karışıklıklardan dolayı bozulunca tüm kararsızlıklara rağmen İran’a müdahale edilmiş ve karşılıklı savaşlar yaşanmıştı. Ferhat Paşa (İstanbul) Antlaşması ile sağlanan barış sonucu Osmanlı doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmış oldu.

    Osmanlı İran İlişkileri

    Bir kere kırılma yaşayan ve bozulan Osmanlı İran ilişkileri bir daha tamamen düzelemedi ve iki devletin birbiriyle güç savaşı sürmeye devam etti. Osmanlı’nın 3.Mehmet döneminde Tebriz ve Revan’ı alması ve ardından da 1.Ahmet’in faaliyetleri iki devletin arasını iyice açtı. İran, Ferhat Paşa Antlaşması’nın öcünü alamamış üzerine daha da toprak kaybetmişti. Bu sebeplerle İran, Osmanlı’nın içinde bulunduğu zor durumu fırsat bilerek devlete saldırdı. Osmanlı bu dönemde bir yandan Celali İsyanları ile uğraşıyor. Bir yandan da Avusturya ile savaşıyordu. İran’ın bu hamlesine başarılı bir hamleyle karşılık veremeyen Osmanlı devletle Nasuh Paşa Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı ve Ferhat Paşa Antlaşması ile İran’dan aldığı yerleri onlara geri verdi. İran’da Osmanlı’ya vergi olarak 200 deve yükü ipek yolladı.

    İran, Nasuh Paşa Antlaşması’nın vergi yükümlülüklerine uymadı ve tekrar üzerlerine sefer düzenlenmesi tehdidiyle karşı karşıya kaldılar. Barış istemek zorunda kalarak Osmanlı ile Serav Antlaşması’nı imzaladılar ve Nasuh Paşa antlaşmasının tekrar düzenlenmesi sağlandı.

    1622’de ise İran, Osmanlı Devleti’ne karşı en büyük hamlesini yaparak Bağdat’a girince iki devlet arasındaki en uzun süreli savaşlar başladı. 4.Murat devlet içerisindeki otoritesini sağladıktan sonra İran’a yöneldi ve iki sefer düzenledi. Bunlar Revan ve Bağdat’a gerçekleşti ve sonunda Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Buna göre Bağdat Osmanlı’ya geri verildi. Revan ve Azerbaycan İran toprağı sayıldı. Bu antlaşma aslında Türkiye’nin bugünkü İran sınırını da çizmiş oluşuyla da bilinir.

    ]]>
    17 Yüzyılda Osmanlı Devleti https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/17-yuzyilda-osmanli-devleti.html Thu, 11 Oct 2018 13:26:13 +0000 17. Yüzyılda Osmanlı Devleti (Duraklama Dönemi Nedenleri)17. yüzyıl başlarında Osmanlı eski gücünü, kuvvetini kaybetmeye başladı. Yapılan savaşların uzaması, uzayan savaşları yer yer ka 17. Yüzyılda Osmanlı Devleti (Duraklama Dönemi Nedenleri)

    17. yüzyıl başlarında Osmanlı eski gücünü, kuvvetini kaybetmeye başladı. Yapılan savaşların uzaması, uzayan savaşları yer yer kaybetmeye başlaması, sınırların genişlemesinde  yavaşlamanın olması, iç isyanların giderek artması, mali ve ekonomik sorunların yaşanması Osmanlının duraklamasına neden oldu. Ayrıca ordu içerisindeki bozulmalar, yönetici yetersizliği, hükümdarların iyi yetişmemesi veya çocuk yaşta tahta geçme durumlarının olması, bilim ve teknik alanında Avrupa'nın gerisinde kalınması, devletin doğal sınırlara ulaşması ve bu bağlamda güçlü devletlerle karşılaşması etkili  olmuştur.

    17.yüzyılda Osmanlı devleti (Duraklama Dönemi Dış Olaylar)

    1.Osmanlı - İran Savaşları
    Osmanlı devleti 1590 yılında Ferhat Paşa antlaşması ile doğuda en geniş sınırlarına ulaşmıştı. İran Osmanlının batıda Avusturya ile içeride ise Celali İsyanları ile uğraşmasını fırsat bilerek Osmanlı sınırlarını tehdit etmeye başladı. Aralarında savaş yeniden başladı ve aralıklarla sürmeye devam etti ta ki 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasına kadar. Kasrı şirin Antlaşmasına göre:
    • Bağdat Osmanlılarda kaldı.
    • Revan ve Azerbaycan İran'a bırakıldı.
    2.Osmanlı - Avusturya Savaşları
    Avusturya,kanunu zamanında yapılan İstanbul Antlaşmasından bu yana  Osmanlıya yıllık vergi vermekteydi. Avusturya'nın bu vergiyi kesmesi ve sınırlardaki olaylar yüzünden 1593 de başlayan savaşlar 1606 yılına kadar sürdü. Osmanlı Haçova ve Kanije'de büyük zafer kazandılar ancak doğuda İran savaşlarının başlaması ve İçeride Celali İsyanlarının patlak vermesi ile istenilen sonuca varılamadı. 1606 da Zitvatorok Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre:
    • Kanije, Eğri ve Estergon Osmanlı da  kalacak.
    • Avusturya yıllık vergi ödemeyecek.
    • Avusturya savaş tazminatı ödeyecektir.
    • Avusturya kralı Osmanlı padişahına denk sayılacaktır.
    NOT:Bu savaşla Osmanlının savaştan galip çıktığını ama Avusturya üzerindeki üstünlüğünü kaybetmiştir. Ne demek! Avusturya kralı Osmanlı padişahıyla eşit sayılacak.

    17 Yüzyılda Osmanlı Devleti
    1662 de Avusturya'nın Erdel şehrinde karışıklık çıktı.Bunun üzerine Fazıl Ahmet Paşa sefere çıktı ve Uyvar'ı aldı. Avusturya ordusunu da yendi. Avusturya barış istedi ve 1664'te Versay Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre:
    • Avusturya savaş tazminatı ödeyecekti.
    • Avusturya Elder işlerine karışmayacaktır.
    • Uyvar ve Neograt Kaleleri Osmanlılarda kalacaktır.
    NOT: Bu antlaşma ile Avusturya'dan son kez toprak alınmıştır.

    Daha sonra Macarların yardım istemesi üzerine giden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Avusturya'nın başkenti Viyana'yı kuşattı ancak yenildi. 1699 da yapılan Karlofça Anlaşmasında Osmanlı ilk kez büyük toprak kaybetti.

    3.Osmanlı - Lehistan, Osmanlı - Venedik - Savaşları 
    Burada önemli olan olay Osmanlının Lehistan ile yapılan  Bucaş antlaşması ile batıda son kez toprak kazanıp batıda en geniş sınırlara ulaşmasıdır. 
    Venedik'in elinde bulunan Girit'te Hristiyanlar Osmanlının ticaret, haz ve yolcu gemilerine saldırıyorlardı. 1645'te ada kuşatıldı. 25 gün sonunda ada alındı. Girit'in alınması ile birlikte Doğu Akdeniz Türk gölü haline geldi.

    17.Yüzyılda Osmanlı Devleti (İç İsyanlar)

    17.Yüzyılda Osmanlı Devletinde yönetiminin bozulması, siyasi ve mali sorunların çıkması ile bağlantılı birçok isyan çıktı : Yeniçeri ve Kapıkulu İsyanları; devlet  adamlarının çıkarları doğrultusunda askerleri kışkırtması, askerin maaşının zamanında ödenmemesi, ocaktaki bozulmalar gibi etkenler isyanların çıkmasına neden olmuştur. Genç Osman'ın ölümüyl]]> Osmanlı Devleti https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-devleti.html Thu, 11 Oct 2018 21:23:51 +0000 Osmanlı Devleti, 1299 yılında kurulan ve 1922 yılında yıkılan Türk-İslam devletidir. Doğu Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya ve Güneybatı Asya'ya kadar topraklarını genişletmiş 16. yüzyılda dünyadaki en güçlü imparatorluk haline Osmanlı Devleti, 1299 yılında kurulan ve 1922 yılında yıkılan Türk-İslam devletidir. Doğu Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya ve Güneybatı Asya'ya kadar topraklarını genişletmiş 16. yüzyılda dünyadaki en güçlü imparatorluk haline gelmiştir.  

    Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu  ve Yükselişi

    Osmanlı devletinin kurucusu ve atası olan Osman Bey, Oğuzların  Bozok kolunun Kayı boyundandır. Kimi tarihçiler Osman Beyin babası olan Ertuğrul Bey'i ilk kurucu olarak kabul eder. Ertuğrul Gazi, Selçuklu Sultanı Alaaddin tarafından Bizans sınırına devletin güvenliğini Bizans'a karşı koruması için uç beyi olarak atadı. Beyliğin merkezi Söğüt kasabasıydı. Ertuğrul Bey 1281 yılında vefat edince beyliğin başına en küçük olan oğlu Osman bey geçti. Osman Bey üstün deha ve siyasi kabiliyeti ile 1299 yılında Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu ilan etti. Bazı tarihçiler Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu Koyunhisar savaşına dayandırır. Osman Bey'i durdurmak için Bizans Devleti bir ordu hazırlayarak Osman Bey'in üzerine yürüdü. Yalova'da karşılaşan iki güç kıyasıya savaştıktan sonra İlk defa Bizans'a karşı savaşan Osmanlı Devleti savaştan galibiyetle ayrılmış ve devlet niteliği kazanmıştır. 

    Osmanlı Devleti


    1453 Yılında İstanbul'u fethederek Doğu Roma imparatorluğunu yıkmış, Orta Çağ'ın sonunu getirmiş ve Yakın Çağ'ı başlatmıştır. İstanbul'un fethi ile Avrupa'ya açılan Osmanlı Devleti 16. ve 17. yüzyılda Güney Doğu Avrupa'ya hakim olmuş, Orta Doğu ve Orta Afrikayı egemenliği altına almayı başarmıştır. En parlak döneminde ülkenin batı sınırı Cebelitarık Boğazı ve Fas kıyılarına kadar uzanmış, doğuda Hazar Denizi'ne kadar uzanmış, kuzeyde Avusturya Ukrayna ve Macaristan'ın bir bölümüne kadar ele geçirmiş, güneyde ise Yemen'e kadar uzanmıştı. 

    Osmanlı Devleti özerklik tanınan Eflak, Boğdan, Efdel prenslikleri dışında 29 eyaletten oluşmaktaydı. Osmanlı Devleti zaman zaman kısa süreli denizaşırı bölgelerde de söz sahibi olmayı başarmıştır. Atlantik Okyanusu bölgelerinden Lanzarote, Madeira, Lunday, Vestmannaeyjar'daki kısa süreli hakimiyetleri  buna bir örnektir. 

    Osmanlı Devleti'nin Gerileme Dönemi 

    1699 Karlofça anlaşması ile 1792 Yaş Anlaşması arasındaki dönem Osmanlı Devleti için duraklama ve gerileme dönemi olmuştur. 1699 tarihinden itibaren Osmanlı Devleti savunmaya geçerken Avrupa'lı devletler saldırıya geçmişlerdir. Bu dönemde Osmanlı Devleti sürekli toprak kayıpları yaşamış ve bu dönem sonlarında Avrupa devletleri Osmanlı Devleti'ni hasta adama benzetmişlerdir.

    Karlofça Anlaşması ile kaybedilen toprakları geri almak ve eldeki toprakları korumak için doğuda İran, kuzeyde Rusya, batıda ise Avusturya ve Venedik'le savaşmıştır. 

    Osmanlı Devleti'nin Dağılma Dönemi (1908 - 1922)

    Osmanlı Devleti 19. yüzyılın başlarında özellikle Abdulhamit Han'ın üstün zeka ve siyaset bilgisi sayesinde ve Avrupa'lıların kendi aralarındaki çıkar savaşları sayesinde denge politikası izlemiş ve varlığını bir süre daha devam ettirebilmiştir. Dağılmayı önlemek için bir çok konuda reformlar yapılmasına rağmen Avrupa'da çıkan isyanlar ve Rusya ile uzun süren savaşlar neticesinde iyice yıpranmıştı. Nitekim Birinci Dünya Savaşı sonrası dağılmaktan kurtulamamıştır. 

    Devlet Yapısı

    Osmanlı Devleti, mutlak monarşi ile yönetilirdi. Sultan hiyerarşik sistemde siyasi, hukuk, askeri ve her türlü konularda en tepedeydi. Sultan sadece Allah'a ve şeriat yasalarına karşı sorumluydu. Onun ilahi görevi yeryüzünün halifesi olmaktı. Onun verdiği kararlar ferman denilen kararnamede yayınlanırdı. İlkelerde teokratik olmasına rağmen uygulamada yetkileri sınırlıydı. Önemli kararlarda hanedanın üyeleriyle yaptığı is]]> Osmanlı Devletinin Kuruluşu https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-devletinin-kurulusu.html Thu, 11 Oct 2018 23:55:42 +0000 Osmanlı Devletinin Kuruluşu ( 1929 ), Anadolu'da kurulan Anadolu Selçuklu Devleti Malazgirt Savaşından sonra sınırların güvenliğini korumak amacıyla sınırda ki bölgelere Türkleri yerleştirmiş ve buralarda uç beylikleri oluş Osmanlı Devletinin Kuruluşu ( 1929 ), Anadolu'da kurulan Anadolu Selçuklu Devleti Malazgirt Savaşından sonra sınırların güvenliğini korumak amacıyla sınırda ki bölgelere Türkleri yerleştirmiş ve buralarda uç beylikleri oluşturmuştu. Anadolu Selçuklu Devleti Kösedağ Savaşında ( 1243 ) Moğollara yenilmiş ve ilk önce zayıflamaya başlamış, daha sonra da yıkılma sürecine girmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti yıkılma sürecine girince sınırda bulunan uç beylikleri bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Osmanlı Beyliği de bu beyliklerden biridir. Oğuzların Bozok koluna mensup olan Osmanlı Beyliği Anadolu Selçuklu hükümdarı 1. Aladdin Keykubat zamanında Ankara Karacadağ yakınlarına yerleşmişlerdir. Daha sonra Ertuğrul Gazi önderliğinde Osmanlı Beyliği Bizans'ın elinde bulunan Söğüt ve Domaniç'i ele geçirmiş ve buraya yerleşmişlerdir. Ertuğrul Gazinin ölümünden sonra devletin başına oğlu Osman Bey geçmiştir. Anadolu'da İlhanlı Devleti'nin ve Anadolu Selçuklu Devleti'nin gücünün azalmasını fırsat bilen Osman Bey 1299 tarihinde bağımsızlığını ilan etti.

    Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi Padişahları:
    • Osman Bey
    • Orhan Bey
    • I. Murat
    • I. Bayezit ( Yıldırım )
    • Fetret Dönemi ( 1402-1413 padişahsız geçmiştir )
    • I. Mehmet ( Çelebi )
    • II. Murat
    • ( II. Mehmet )
    Osman Bey Dönemi : ( 1299-1324 )

    Osman Bey, İyi bir yol izleyerek kendisinden güçlü olan Anadolu Beylikleri ile mücadele etmek yerine eski gücünü kaybetmiş Bizans Devletine karşı mücadele etmiştir. Bizans tekfurlarından Karacahisar'ı alan Osman Bey, İnegöl, Bilecik, Yarhisar ve Yenişehir'i de topraklarına kattı. 

    Koyunhisar Savaşı: ( 1302 )
    • Osmanlı Devleti ile Bizanslı tekfurlar arasında meydana gelen bir savaştır.
    • Yapılan bu savaşı Osmanlı Devleti kazandı. İzmit, İznik ve Bursa'nın alınması daha hale geldi.
    • Bu savaş Bizans ile yapılan ilk savaştır.
    Orhan Bey Dönemi: ( 1326-1362 )

    Orhan Bey, babası öldükten sonra başa geçti. Bursa'yı fetih etti ve başkent yaptı. İznik'in fethi için çalışmalar başlattı. Buna engel olmak isteyen Bizans kralının kurduğu ordu Maltepe ( Palekonon ) Savaşında yenilgiye uğratıldı. ( 1329 ) Bu savaş Bizans Devleti ile doğrudan yapıldı ve İznik başkent yapıldı. Bizans ile  taht kavgasına giren Kantakuze'ne yardım edildi. Bu yardım sayesinde Gelibolu'da ki Çimpe Kalesi kazanıldı. Çimpe Kalesi alındıktan sonra Gelibolu'nun fethi için girişimlerde bulundu. Kazanılan Tekirdağ dolaylarına Anadolu'dan getirilen Türkler yerleştirildi. Bu sırada Karesi Beyliğine son verildi. Çimpe Klaesinin alınmış olmasıyla birlikte Rumeli'ye geçiş yolu da aynı zamanda açılmış oldu. Divan Teşkilatı kuruldu. Yaya ve Müsellem ( atlı ) askerlerden oluşan ilk düzenli ordu kurulmuş oldu. Böylece beylikten devlete geçiş sağlandı.

    Osmanlı Devletinin Kuruluşu
    I. Murat Dönemi: ( 1362-1389 )

    I. Murat döneminde Karamanlıların kışkırtması nedeniyle Ankara'yı idarelerine alan Ahiler'den Ankara geri alındı. Rumeli'de yapılan Sazlıdere Savaşı kazanıldı. Bu savaştan sonra Edirne fetih edildi. ( 1363 ) Edirne'nin fethine tepki olarak Papalık propaganda yaptı.Bunun sonucunda Haçlı Ordusu kuruldu ve Haçlılar Sırpsındığı savaşında yenilgiye uğratıldı. ( 1364 ) Hamitoğulları Beyliğinden toprak satın alındı. Anadolu'ya yönelen Osmanlılara KAramanlılar karşı çıktı. Osmanlı Devleti yaptığı savaş ile Karamanlılara üstünlüklerini kabul ettirdiler. Balkanlarda Osmanlı akıncı birliği Ploşnik Savaşı ile yenilgiye uğratıldı.  Bundan yararlanan Sırplar Osmanlı Devletini Balkanlardan atmak için Haçlı Ordusu kurdular. I. Murat kurulan bu haçlı ordusunu I. Kosova Savaşı ile yenilgiye uğrattı. ( 1389 ) Yapılan bu savaşın sonunda I. Murat bir sırplı tarafından öldürüldü.
    ]]>
    Osmanlı Askeri Teşkilatı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-askeri-teskilati.html Fri, 12 Oct 2018 01:42:12 +0000 Osmanlı Askeri Teşkilatı,  Orhan Gazi döneminde  Anadolu Selçuklular, İlhanlılar ve Memlukların askeri sistemlerinden esinlenerek kurulmuştur. Orhan Gazi, veziri Alaadin Paşa ve Kadı Cendereli Halil'in yönlendirmesi i Osmanlı Askeri Teşkilatı,  Orhan Gazi döneminde  Anadolu Selçuklular, İlhanlılar ve Memlukların askeri sistemlerinden esinlenerek kurulmuştur. Orhan Gazi, veziri Alaadin Paşa ve Kadı Cendereli Halil'in yönlendirmesi ile  aşiret kuvvetleri yerine biner kişilik piyade ve süvari kuvvetleri kurdu. I. Murad'ın ilk zamanlarına kadar Osmanlı'nın askeri başarısını bu iki sınıf sağlamıştır. Temellerini Orhan Gazi devrinde atan Osmanlı Askeri Teşkilatı,  I.Murad döneminden itibaren asıl şekline ulaşmış ve en son olarak Kapıkulu Askerleri, Eyalet Askerleri  ve Deniz Kuvvetleri olarak üç kısımda yapılanmıştır:

    1. KAPIKULU ASKERLERİ
    Bunlar maaşlı askerlerdir. İki sınıfa ayrılırlar:

    1A. Yaya Sınıfı
    • Acemi Ocağı 
    Osmanlı askeri teşkilatı yaya sınıfında yer alan Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı'na asker yetiştirmek amacıyla ilk defa Gelibolu'da kurulmuştur. Yeniçeri Ocağı'na ek olarak diğer ocakların da hizmetine verilirlerdi.
    • Yeniçeri Ocağı
    1363 yılında kurulan Yeniçeri Ocağı,  Kapıkulu askerlerinin en saygınıydı. Savaş sırasında padişah, Yeniçerilerin arkasında  durur ve bu şekilde korumaya alınırdı. Yeniçeriler üç ayda bir maaş alırlardı.
    • Cebeci Ocağı
    Cebe; "zırh" demektir. Osmanlı Askeri Teşkilatı'nda Cebeci Ocağı Yeniçerilere ok, kalkan, tüfek vs malzemeleri sağlayan ocaktır. Savaşta gerekli mühimmatı cepheye naklederler. Savaş sonrasında bu malzemeleri geri toplarlar, bozulanları onarıp silah depolarına sevk ederlerdi.
    • Topçu Ocağı
    Top dökmek, top mermisi yapmak ve top atmak görevlerini üstlenen ocaktır. Top döken ve top kullanan bölükleri ayrı ayrıdır.

    Osmanlı Askeri Teşkilatı


    1B. Kapıkulu Süvarileri

    Her ne kadar derece ve maaş açısından Yeniçerilerden üstün olsalar da , Yeniçeriler yönetim üzerinde çok daha fazla bir nüfuza sahiptiler.
    Süvarier savaş sırasında padişahın sağında ve solunda yürürlerdi. Atlı birlikler de genelde devlet merkezinden uzaklaşamazlar, otlağı bol olan yerlerde yaşarlardı.

    2 .EYALET KUVVETLERİ (Sınır Kuvvetleri)
    • Tımarlı Sipahiler
    Osmanlı Askeri Teşkilatı içinde İmparatorluğun büyümesindeki en güçlü yapı taşı olan  Tımarlı Sipahiler, devletin verdiği toprağı işletir maaş almazlardı. Bu toprak "dirlik" olarak anılırdı. 19.999 akçeye kadar vergi geliri olan toprağa "tımar", 20.000 akçeden 99.999 akçeye kadar olanlara "zeamet", 100.000 akçenin üzerindeki vergi geliri olan dirliğe  "has" denirdi.  Elde ettikleri gelirle savaş için hazırlanırlardı. Tımarlı Sipahiler kendi mıntıkalarında ikamet ederlerdi. 
    • Azablar
    Bekar anlamına gelen Azab, Anadolu'dan toplanan sağlıklı, güçlü Türk gençlerinden oluşan kuvvetlerdir. Savaş sırasında ileride dururlar ve ilk  hücuma geçerlerdi. Arkalarında bulunan Topçular'a savaş başladığı anda sağa ve sola çekilerek yer açarlar ve böylece toplar ateşlenirdi. 
    • Akıncılar
    Keşif hizmeti veren Akıncılar; sefer öncesi düşman topraklarındaki araziyi keşife çıkarlar, esirlerden bilgi toplarlar, düşman pusularını engellerler, yolda önlerinde çıkan nehirlere köprü yaparlar, dolayısıyla ordunun önünü açarlardı. 

    3. DENİZ KUVVETLERİ
    Donanma, Osmanlı Askeri Teşkilatı içinde 1401'de Gelibolu'da kurulan üs ile hiyerarşik anlamda yerini almıştır. İstanbul'un Fethi sırasında donanmadan büyük ölçüde yararlanılmış ve fetih sonrasında Fatih Sultan Mehmed dünyanın en büyük tersanelerinden birini Kasımpaşa'da kurmuştur. İlk Kaptan-ı Derya, yani Deniz Kuvvetleri Komutanı Yıldırım Bayezid tarafından atanan Saruca Paşa'dır. 
    Deniz Kuvvetlerindeki üstün başarılarıyl]]> 20 Yüzyılda Osmanlı Devleti https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/20-yuzyilda-osmanli-devleti.html Fri, 12 Oct 2018 06:45:08 +0000 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti: Bu yılın başlarında Osmanlı Devleti'nin kötü gidişini durdurmak, birlik ve bütünlüğü sağlamak için bir çok kurtuluş çaresine başvurulsa da hiçbir verim alınamamıştır ve Osmanlının yık 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti: Bu yılın başlarında Osmanlı Devleti'nin kötü gidişini durdurmak, birlik ve bütünlüğü sağlamak için bir çok kurtuluş çaresine başvurulsa da hiçbir verim alınamamıştır ve Osmanlının yıkılışı kaçınılmaz olmuştur. XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti açısından birçok değişimin etkisi XX. yüzyılın ilk yıllarında da görülür. Bu etkiler sonucunda yaşanan olaylar devletin kaderini de belirlemiştir. Osmanlı Devleti'nde iç karışıklıklar ve savaşlar devam ediyordu. Bundan dolayı XX. yüzyılın ilk yıllarında Osmanlı Devleti'nde yaşananlar;

    Trablusgarp Savaşı Nedenleri:
    • İtalya'nın sömürgecilik yarışında geç kalması ve sanayisi için ham madde ve pazar arayışı,
    • Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp'ı koruyabilecek durumda olmaması,
    • Hem coğrafi konumu nedeniyle hem de İtalya'ya yakın olan Trablusgarp'ın ticaret yolları üzerinde bulunması,
    • Trablusgarp'ın zengin petrol yataklarına sahip olması, 
    • Osmanlı Devleti Balkan Savaşları'nın başlaması ile İtalya ile Uşi Antlaşması imzaladı. ( 18 Ekim 1912 ) Bu anlaşma ile Trablusgarp savaşı sona erdi.

    20 Yüzyılda Osmanlı Devleti

    Trablusgarp Savaşı Sonuçları:
    • Osmanlı Devleti Kuzey Afrika'da bulunan son toprağını da İtalyanlara bırakılmış ve bu kıt'adan tamamen çekilmiştir. 
    • Rodos ve on iki adayı ele geçiren İtalya Ege Denizinde etkin bir güç haline geldi.
    Osmanlı Devleti Balkan Savaşlarından mağlup çıktığı için İtalya'ya bıraktıkları adaları geri alacak güce sahip değildi. Bu nedenle İtalya adaları geri vermedi. On iki ada II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar İtalya'da kaldı. Bu savaşta mağlup olan İtalya adaları Yunanistan'a bırakmıştır. 

    Balkan Savaşlarının Nedenleri:
    • Rusya'nın emellerine ulaşmak için Balkan Devletlerini Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtması,
    • Balkan Devletlerinin zayıflayan ve yıkılmakta olan Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da bulunan topraklarını ele geçirmek istemeleri,
    • Balkanlarda panislavizm politikasını takip eden Rusya'nın milliyetçilik fikirlerinden yararlanarak Balkan ulusları arasında uzlaşma sağlanması,
    • İngiltere'nin, Osmanlı Devleti'nin Almanya'ya yakınlaşmasından rahatsızlık duyması ve Reval görüşmeleri sonucunda Rusya'yı Osmanlı toprakları,boğazlar ve balkan politikasında serbest bırakması,
    • Avrupalı devletlerin Balkan Devletlerini kendi politikalarına uygun oldukları için desteklemeleri,
    • Osmanlı Devleti'nin politik bölünmüşlük içinde olması ve askeri birliklerinin bir kısmını terhis etmiş olması,
    I. Balkan Savaşı:

    Karadağlıların saldırısı ile I. Balkan Savaşı başlamıştır. ( 8 Ekim 1912 ) Bu savaş sırasında  Osmanlı Devleti'ne karşı Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ aralarında ittifak yapmışlardır. I. Balkan Savaşında Osmanlı ordusunun düzensiz olması ve askerlerin bir kısmının terhis edilmesi gibi nedenlerden dolayı Osmanlı Devleti mağlup olmuştur.

    I. Balkan Savaşının Sonuçları:
    • Osmanlı Devleti Balkan topraklarından Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere çekilmiştir.
    • Midye-Enez hattının doğusunda ki topraklar Osmanlı'nın elinden çıkmıştır.
    • I. Balkan Savaşı sırasında Arnavutluk bağımsızlığını ilan etmiştir. ( 28 Kasım 1912 )
    • İttihat ve Terakki partisi I. Balkan Savaşı'nda ki yenilgiden dolayı yıpranan Kamil Paşa Hükümeti'ni Babıali Baskını ile devirerek iktidarlığı eline geçirmiştir.
    • Bulgaristan Ege Denizine ulaşmıştır.
    • Bu savaştan sonra Osmanlıcılık fikrinin başarılı olamayacağı anlaşılmış, bunun yerine milliyetçilik fikri güçlenmiştir.
    • Balkanlarda Türk azınlığı sorunu çıkmış Osmanlı Devleti'nin elinden çıkan Balkan topraklarından birçok Türk ve Müslüman Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır. 
    II. Balkan Savaşı:

    Londra]]> Osman Gazi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osman-gazi.html Fri, 12 Oct 2018 07:12:09 +0000 Osman Gazi, Osmanlı Beyliği ve Osmanlı Hanedanı'nın kurucusu ve ilk padişahıdır. Halime Hatun ile Ertuğrul Gazi'nin oğludur. Anadolu Selçuku Devleti'nin uç beyiyken 1299 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. O dönemde Mo Osman Gazi, Osmanlı Beyliği ve Osmanlı Hanedanı'nın kurucusu ve ilk padişahıdır. Halime Hatun ile Ertuğrul Gazi'nin oğludur. Anadolu Selçuku Devleti'nin uç beyiyken 1299 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. O dönemde Moğol İstilası başlayınca Moğollardan kaça müslümanların Osmanlı Beyliği'ne sığınmasıyla askeri ve siyasi gücü artmıştır. Çöküş dönemine giren Doğu Roma İmparatorluğu'ndaki iç karışıklıkların da etkisiyle kısa sürede Doğu Roma ve Anadolu'nun hakimiyetini ele geçirmiştir.

    Osman Gazi, 1258 yılında Söğüt'te dünyaya geldi. Osman Bey'in soyuna ve ilk yıllarına ait belgeler ölümünden 100 sene sonra yazılmıştır. Bu yüzden gençliği hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Babası Eruğrul Gazi, Söğüt ovasında yaşayan Oğuz Türkler'inin Bozok Boyunun Kayı kolundaki büyük bir kabilenin başkanıydı. Osman Bey, Ertuğrul Gazi'nin küçük oğluydu. 23 yaşında iken Ömer Bey'in kızı Malhun Hatun ile evlendi. Bu evlilikten ileriki yıllarda Osmanlı Devleti'nin başına geçecek Orhan Bey doğdu. Daha sonra Şeyh Edebali'nin kızı Bala Hatun ile evlendi. Bu evlilikten ise Alaaddin Bey dünyaya geldi.  

    Osman Gazi


    Osman Gazi'nin babası Ertuğrul Gazi 1281 yılında vefat etti. Bir çok tarihçinin hem fikir olduğu konu, Osman Bey'in babasının ölümüyle ittifakla tahta geçmemiş, tahta geçebilmek için kimlerle olduğu bilinmeyen kişilerle taht kavgası yapmıştır. Taht kavgası yaptığı kişilerin kimler olduğu konusunda çeşitli söylentiler vardır. En güçlü ihtimal amcası olan Dündar Bey ile tahta kavgası yapmıştır. Taht kavgası sonucu amcası Dündar Bey'i ok atımıyla vurmuş ve aşirete lider ve buğ olmuştur.

    Osman Gazi 1281-1300 yılları arasında uç beyliğini korumak ve genişletmek için bir dizi yerel çatışmalar yapmıştır. Bu çatışmalarda, Samsa Çavuş,Konur Alp,Akçakoca gibi beylerden de yardım görmüştür. Dini ve moral desteğini ise Ahiler'den almıştır. Özellikle Şeyh Edebali daima danışmanlık hizmeti vermiştir. Osman Gazi 1283 yılında ilk muharebesini İnegöl tekfuru Nikola ile yapmış ve kaybetmiştir.Bir sene sonra 300 kişilik bir güçle İnegöl yakınlarında bulunan Kulaca Hisar'ı  bir gece baskını ile almıştır. Bu Osmanlıların ilk kale fethidir. 1299 yılında İnegöl'ün fethine kadar çeşitli çatışmalar yaılmış olup İnegöl'ün fethi ile birlikte Osmanlı Devleti'nin resmi olarak kurulduğu konusunda bir çok tarihçiler hemfikirdir.   318

    Osmanlı Beyliği'nin hızla güçlenmesi Bizans imparatoru  II. Andronikos Palaiologus'u sıkıntıya sokmuş ve Bizans Osmanlı Beyliğine bir akın düzenleyerek tehlikeyi berteraf etmek istemiştir. Dakat bu savaşta Osmanlı'lar galip gelirken Bizans komutanı savaşı bırakıp kaçmak zorunda kalmıştır. Osmanlı Bizans savaşlarında Osmanlıya her konuda yardımda bulunan Bizans Harmankaya Tekfuru olan Mihail Köşes, müdlüman olarak Köse Mihal adını alarak Osmanlı akınlarına katıldı.

    Osman Bey Bizans'ın en büyük  kalesi olan Bursa'yı almak için şehri kuşatmaya karar verdi. Bursa kuşatması sırasında gut hastalığına yakalanarak beyliğin idaresini Orhan Bey'e bıraktı. Osman Bey'in ne zaman öldüğü net bilinmemekle birlikte bazı tarihciler 1320 derken bazı tarihçiler 1327 tarihini vermektedirler. Osman Bey'in ölümünden sonra babası Ertuğrul Gazi'nin türbesine gömüldüğü ve Bursa'nın fethedilmesi ile birlikte Bursa'ya nakledildiği söylenmektedir.

    Osman Gazi babası Ertuğrul Gazi'den 4.800 km2 olarak aldığı Osmanlı Beyliği'ni bir devlete çevirerek 16.000 km2 olarak Orhan Gazi'ye devrettiği hesaplanmaktadır.
    ]]>
    Osmanlı Haçlı Savaşları https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-hacli-savaslari.html Sat, 13 Oct 2018 03:11:16 +0000 Osmanlı Devleti ile Haçlı Orduları aralarında defalarca büyük savaşlar yapılmıştır. En büyük Osmanlı - Haçlı Savaşları şunlardır.Sırpsındığı Savaşı (1364)Çimen Savaşı  (1371) Osmanlı Devleti ile Haçlı Orduları aralarında defalarca büyük savaşlar yapılmıştır. En büyük Osmanlı - Haçlı Savaşları şunlardır.
    • Sırpsındığı Savaşı (1364)
    • Çimen Savaşı  (1371)
    • Birinci Kosova Savaşı  (1389)
    • Varna Savaşı  (1444)
    • İkinci Kosova Savaşı  (1448)
    • Niğbolu Savaşı (1396)
    Sırpsındığı Savaşı : Osmanlı ordusunun Haçlı ordusuyla yaptığı ilk savaş olan Sırpsındığı Savaşı 1364 yılında yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda hızla yayılması üzerine Macarlar, Bulgarlar,Sırpların, Eflaklıların ve Bosnalıların birleşerek Osmanlıların üzerine akın etmesiyle başladı. Haçlı ordusu Edirne'ye yaklaştığında I. Murat Bursa'daydı. Edirne Beylerbeyi Lala Şahin Paşa'nın I. Murat Han'a durumu bildirmesi üzerine I. Murat Han Hacı İlbeyi'ni 10.000 kişilik bir ordu ile durumu öğrenmesi üzerine Sıpsındığı'na gönderdi. İlk Osmanlı - Haçlı Savaşları bu şekilde başladı. Hacı İlbeyi Haçlı ordusunun düzensizliğini görerek bir gece yaptığı ani baskınla Haçlı ordusunu dağıttı. Haçlı askerlerinin çoğu Meriç nehrinde boğularak öldü. Bu zafer üzerine Osmanlı Devleti'nin başkenti Edirne'ye alındı. Bulgarlar Osmanlı himayesine girerek vergi vermeye başladı. 

    Çirmen Savaşı : Çirmen Bizans'ın batı sınırlarındaki önemli kalelerinden biriydi. I Murat Han döneminde Evrenos Paşa kumandasındaki Türk ordusu, Sırp ve Balkan Hristiyanları Birliği'ni yendi. Bu zaferle Çirmen, Türk hakimiyetine girerken Sırpların doğu sınırı olan Makedonya Osmanlı fetihlerine açıldı.

    I. Kosova Savaşı : I. Murat Han (Hüdavendigar), Bulgar, Sırp ve diğer Hıristiyan devletlerin Balkanlarda hiçte doğru durmadığı ve tehlike arz ettiği için 60.000 kişilik bir ordu hazırlayarak Sırbistan üzerine yürüdü. Savaşı I Murat kendi yönetirken ordunun bir kolunu oğlu olan Yıldırım Beyazıt, diğer kolunu ise yine oğlu olan Yakup Bey yönetiyordu. Osmanlı ordusu ile Haçlı ordusu Kosova bölgesinde karşılaştı. Bu savaştan Osmanlı ordusu zaferle ayrıldı. I.Murat Hüdavendigar savaş sonunda meydanı gezerken bir Sırplı tarafından hançerlenerek öldürüldü. I. Kosova Savaşı sonucu yeni Sırp despotu Osmanlılara vergi vermeyi ve gerektiğinde askerleriyle savaşa katılmayı kabul etti. 

    Osmanlı Haçlı Savaşları
    Varna Savaşı : II. Murat Han, Macaristan ve Lehistan ile Szeged Antlaşması imzalamıştı. Bu antlaşmanın en önemli maddesi de Sırbistan'ın Osmanlılara bağlı bir devlet haline getirilmesiydi. Bizans'lılar ise bu durumdan rahatsız ve antlaşmayı bozma düşüncesindeydi. I Murat Han ise tahtını henüz 12 yaşında olan II Mehmet'e bırakmıştı. Bunu fırsat bilen Haçlılar 1000.000 kişilik bir ordu ile Tuna'yı geçerek Vidine gelmişlerdi. Bunun üzerine Sadrazam Halid Paşa padişah olan II. Mehmet'e işin ciddiyetini anlatarak babasını tekrar çağırmasını istedi. Bunun üzerine II. Mehmet babası Murat Hüğdavendidarı tekrar tahta çağırdı. Hemen ordunun başına geçen I. Murat Han düşmanın üzerine yürüdü. İki ordu Varna'da karşılaştı ve kıyasıya savaş başladı.Osmanlı - Haçlı savaşından  Osmanlı ordusu büyük bir zaferle ayrıldı.

    II. Kosova Savaşı : Varna yenilgisini unutamayan Hunyadi Yanoş Macar nahipliğine getirilince tekrar bir Haçlı ordusu kurarak Osmanlı Devleti'ne saldırmak istedi. Hunyadi Yanoş Haçlı ordusunu toparlayarak Kosova dolaylarına geldi. Bu sırada Osmanlı askerleri de Kosova meydanına gelmişti. Osmanlı askerleri I. Kosova Savaşı'ndaki aynı taktikle savaştan galip geldi. Bu savaştan sonra Osmanlıların Balkanlardaki hakimiyeti pekişti.

    Niğbolu Savaşı : Osmanlıların Tuna boylarını denetimi altına alarak Macarlar için bir tehdit oluşturması üzerine Macar Kralı Zsigmond bir Haçlı Ordusu kurarak Osmanlıların üzerine 100.000 kişilik bir orduyla Niğbolu'daki Doğan Beyin koruduğu kaleyi kuşattılar. Bu sırada İst]]> Rüstem Paşa https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/rustem-pasa.html Sat, 13 Oct 2018 17:29:39 +0000 Rüstem Paşa: Yaklaşık olarak 1500 yılında Hırvat asıllı olan Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna'nın yakınlarında bulunan Butmir ya da Sarajevsko Polje adlı bir köyde doğduğu varsayılmaktadır. Babası Mustafa Bey Rüstem Paşa: Yaklaşık olarak 1500 yılında Hırvat asıllı olan Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna'nın yakınlarında bulunan Butmir ya da Sarajevsko Polje adlı bir köyde doğduğu varsayılmaktadır. Babası Mustafa Bey (Paşa) olup Sinan (Kaptan-ı Derya Sinan Paşa) ve Nefise adında iki de kardeşi bulunmaktadır. Ufak yaşlarda İstanbul'a getirilen Rüstem Paşa Enderun'da eğitim görmüştür. Getirilmiş olduğu Osmanlı topraklarında devşirilip Osmanlı'nın hizmetine girmiştir. 1526 yılında Mohaç Meydan Muharebesi'ne silahdar rütbesi ile katılmıştır. Rüstem Paşa bu seferin sonunda tayin alarak birinci imrahor görevine atanmıştır. Üstün yeteneği ve kıvrak zekası ile Sultan Süleyman'ın gözüne girmeyi başarmıştır. Rüstem Paşa'nın kendisini Sultan Süleyman'a farkettirmesinden sonra Sultan'ın emri ile Diyarbakır'da beylerbeyi görevine atanıp, hizmetine burada devam etti. Bu görevinde ki başarısından dolayı daha sonra Anadolu Beylerbeyliğine atanıp burada görevine devam etti. 1539 yılında Sultan'ın Rüstem Paşa'yı yanında istemesi ile üçüncü vezirlik görevine tayin edildi. Üçüncü vezir görevini devam ettirirken 26 Kasım 1539 tarihinde Şehzade Cihangir ve Şehzade Bayezid'in sünnet töreninde zamanın padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han'ın kız Mihrimah Sultan ile evlendi. Rüstem Paşa'nın bu evliliğinde dolayı ona ''damat'' sıfatı verilmiştir.

    Rüstem Paşa'nın Kanuni Sultan Süleyman'a damat olması söz konusu olunca onu istemeyip çekemeyen rakipleri onun cüzzam hastası olduğu dedikosunu etrafa yaymaya başlamıştır. Çıkan bu dedikodulardan sonra hassa hekimlerinden olan Mehmet Halife, bu dedikoduların doğruluğunu öğrenmek amacı ile Rüstem Paşa'yı detaylı bir muayeneden geçirmiştir. Muayenin yapıldığı sıralarda hekim Mehmet Halife Rüstem Paşa'nın gömleğinin üzerinde bir bit bulmuştur. O zamanlarda ki tıp bilgisine ve halk arasında ki inanışlara göre bir cüzam hastasının üzerinde bit olmayacağı kabul edilmekteydi. Rüstem Paşa'nın gömleğinin üzerinde bulunan bit, cüzam hastası olmadığına kanıt olarak gösterilip Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı olan Mihrimah Sultan ile evlenmesinde bir sakınca olmadığına ve dedikoduların asılsız olduğuna kanaat getirtmiştir. Yaşanılan bu olayların sonucunda Rüstem Paşa'ya diğer bir isim olarak tarihçiler ''Kehle-i İkbal'' ( İkbal Biti ) demişlerdir.

    Rüstem Paşa
    Kanuni Sultan Süleyman'ın 1544 yılında Hadım Süleyman Paşa'yı görevinden azledmesi sonucunda yerine geçmesi muhtemel olan ikinci Vezir Deli Hüsrev Paşa'yı, Hürrem Sultan'ın vermiş olduğu emir ile aralarında husumet çıkarmaya yönelik bir takım oyunlar oynayıp bu iki veziri birbirine düşürmüştür. Bu olayların sonucunda Kanuni Sultan Süleyman hem Hadım Süleyman Paşa'yı hem de Vezir Deli Hüsrev Paşa'yı görevlerinde azledip sadrazamlık görevini Rüstem Paşa'ya vermiştir. Kıvrak zekasını Hürrem Sultan'ın da verdiği emir ile kullanan Rüstem Paşa, Kanuni Sultan Süleyman'a daha da yakın hale gelmiştir. Hürrem Sultan'ın verdiği emri yerine getirmesi sonucunda Hürrem Sultan ile aralarında bir güven ortamı sağlanmıştır. Hürrem Sultan ile arasında oluşan bu güven ortamı Rüstem Paşa'nın gelebileceği en üst mevkiye gelmesine olanak sağlamıştır.Bir nevi Rüstem Paşa ile Hürrem Sultan arasında bir entrika ortaklığı da başlamıştır. Bu entrika ortaklığı tahtın varisi olarak görülen ve tahtın en büyük adayı olan Şehzade Mustafa'nın ölümüne kadar yol açmıştır.

    Rüstem Paşa 1544 yılında getirildiği sadrazamlık görevine 1553 yılına kadar sorunsuz devam etmiştir. Bu yıllar arasında Rüstem Paşa, Hürrem Sulta'ın öncülüğünde Şehzade Mustafa'nın mührünü taklit ederek Şehzade Mustafa'nın ağzından İran Şahı Tahmasb'a mektuplar yazmıştır. Rüstem Paşa'nın çevirdiği bu entrikalardan dolayı Şehzade Mustafa'nın, Kanuni Sultan Süleyman'ın yerinde gözü olduğu iftirasını ortaya atmıştır. Yazılan bu mektupları öğrenen Kanuni Sultan Süleyman,  tahtında gözü olduğu iftirasına inandığı oğlu Şehzade Mustafa'yı katlettirmiştir. Yeniçeril]]> Balkanlardaki Fetihler https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/balkanlardaki-fetihler.html Sun, 14 Oct 2018 11:34:58 +0000 Balkanlardaki Fetihler: Sırp Sındığı zaferinin ardından Sultan Murad Balkanlar'daki fetih hareketlerini hızlandırmış ve üç ayrı bölgeden fetih çalışmalarına başlamıştır. Balkanlara yönelik hazırlanan fetih hareketlerini Balkanlardaki Fetihler: Sırp Sındığı zaferinin ardından Sultan Murad Balkanlar'daki fetih hareketlerini hızlandırmış ve üç ayrı bölgeden fetih çalışmalarına başlamıştır. Balkanlara yönelik hazırlanan fetih hareketlerini Balkanların uç bölgelerini seçerek sağ, sol ve orta olmak üzere üçe ayırmıştır. Sağ kanat olan doğu sınır bölgesini bizzat kendisi komuta edeceğini bu bölgeden kendisi fethe başlayacağını açıklamıştır. Diğer bölgelerden olan sol kanadı yani batı bölgesinin komutasını  Evrenos Bey'e , orta kol olan bölgenin komutasını ise Kara Timurtaş Paşa'ya vermiştir.

    Dalmaçya kıyılarının güney bölümünde kalan Dubrovnik ( Raguza ) Cumhuriyeti 1365 yılında Osmanlı himayesini kabul eden bir muahede imzalamıştır. En büyük geçim kaynağı ticaret olan bu küçük Slav cumhuriyetinin asırlar sürecek olan hayatını garanti altına almasını ve ileriyi görmesini sağlayan bu anlaşma olmuştur. Yapılan bu anlaşma sonucunda Osmanlı Devleti yıllık vergiler karşısında bu küçük devleti ne işgal edecek ne de iç işlerine karışacaktı. Bu Slav ülkesi olan Dubrovnik'in himaye altında bulunması Türkleri Adriyatik Denizi'nin kıyılarına dayandırmış oldu.

    Balkanlardaki Fetihler


    Gazi Evrenos Bey fetihler için ikamet olarak Gümülcine'yi  merkez seçmiş ve fetihleri buradan yönetmeye başlamıştır. Sırp Sındığı zaferinden kısa bir süre sonra da Serez'e girip burayı alarak zapt etmiştir. Halbuki hala önemli topraklar olan Drama ve Kavala'yı fetih edememişti. Bu önemli topraklar halen daha Bizans İmparatorluğu idaresinde bulunmaktaydı. Gazi Evrenos Bey tarafında durum bu iken Sultan Murad,Sırp Kralı Sefan Dusan'ın ölümünü fırsat bilip Trakya'nın Karadeniz kıyılarını ele geçiren Bulgar Prensi olan Ivan Aleksandr'ın ele geçirdiği bu Karadeniz kıyılarını toplayıp kendi denetimi altına almaktaydı. Böylelikle Bizans İmparatorluğu ile Avrupa arasında ki son karayolunu da ele geçiren Sultan Murad, Bizans İmparatorluğunu çaresiz ve tek başına kalmaya mahkum etmişti.

    Dönemin Bizans İmparatoru böylesine bir tehdit karşında kalınca bir çare bulmak için Roma'ya yola çıktı. Roma'da dört kardinal huzurunda Saint Plevre Kilisesi'nde Ortodoks mezhebinden tevbe edip Latin Kilisesi'nin yani Katolik mezhebinin evladı olmak için yemin etmiştir. Ettiği yemine karşılık olarak Papa'dan Batı dünyasından onlara yardım geleceği ve bir haçlı ordusu kurulacağı sözünü almıştır. İmparator Roma'dan döndükten sonra beklediği desteği ise bir türlü bulamadı ve 1369 Roma'da Katolik olan İmparator, İstanbul'da tekrardan Ortodoks mezhebine geri dönüş yaptı. Bu olayların sonunda hem  Ortodokslar hem de Katolikler birbirlerine güvenme yerine Türklere güvenmeyi daha güvenilir buldular.

    Kara Timurtaş Paşa bu sıralarda Yanbolu'yu ve onun komutasında bulunan Lala Şahin Paşa ise Samakov'u almıştı. Sultan Murad'da fetihlerine yenilerine ekleyerek ilerliyor ve topraklarına Hayrabolu,Kırkkilise( Kırklareli ), Pınarhisar ve Vize'yi katıyordu. Bu topraklarında Osmanlı'ya geçmesi ile birlikte Bizans'ın Trakya'da fazla bir şeyi kalmamıştı.

    Tuna Nehri'nden başlayıp Rodos Balkanlarına kadar orta ve güney Bulgaristan topraklarını elinde bulunduran Bulgar Kralı Yuvan Sisman, Osmanlılar'ın fetihlerini görünce onlarla başa çıkamayacağını anlayıp Osmanlı ile bir barış anlaşması yapmıştır. Osmanlı himayesi benimseyen kral vergi vermeyi kabul etmek zorunda kalmıştı. Osmanlı'nın bu gücünden istifade etmek için kız kardeşi Prenses Marya'yı, Sultan Murad ile evlendirmek istemişti. Osmanlı'yı yanına alıp Vidin üzerine giden Kral Yuvan muvaffak olamadı. Türklerin himayesini istememeye başlayan Kral Yuvan Sırp Kralı ile anlaşarak birlikte Türkler'in üzerine yürümeyi kararlaştırmışlardı. Bu hücumun karşısında komuta görevi Lala Şahin Paşa'daydı. Muharebeyi Lala Şahin Paşa komutasında ki Türkler kazanınca Kuzey Bulgaristan kapıları da Türklere açılmış oldu.
    ]]>
    İlk Osmanlı Halifesi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/ilk-osmanli-halifesi.html Sun, 14 Oct 2018 22:36:51 +0000 İlk Osmanlı Halifesi ; bu mukaddes görev Osmanlılar'da ilk olarak Sultan II. Bayezid ile Dulkadiroğlu Şehsüvar  Bey'in kızı Gülbahar Sultan'ın oğlu olan Yavuz Sultan Selim Han'a nasip olmuştur. İslamın 74.Halifesi konumun İlk Osmanlı Halifesi ; bu mukaddes görev Osmanlılar'da ilk olarak Sultan II. Bayezid ile Dulkadiroğlu Şehsüvar  Bey'in kızı Gülbahar Sultan'ın oğlu olan Yavuz Sultan Selim Han'a nasip olmuştur. İslamın 74.Halifesi konumuna gelen ve 9.Osmanlı Padişahı'dır. İlk Osmanlı Halifesi olan Yavuz Sultan Selim Han Amasya'da 10 Ekim 1470 tarihinde dünyaya gelmiştir. Gülbahar Sultan'ın Yavuz Sultan Selim'i doğurduğu sıralarda sabah vaktine yakın sarayın kapısına bir derviş gelmiş. Derviş kendisine kapıyı açanlara bakarak:  '' Bugün bu hanedandan bir erkek çocuk doğacak,vücudunda yedi beni bulunacak,onların sayısı kadar hükümdar mağlup edecektir '' der ve geri dönüp hızla gözden kaybolur. Sultan Selim'e '' Yavuz '' lakabı onun büyük ve güçlü bir padişah olduğunu ifade etmek için söylenmiştir.

    Ufak yaşlarında İstanbul'un yolunu tutan Yavuz Sultan Selim ayak bastığı bu topraklarda büyük bir alim olan dedesi Fatih Sultan Mehmed Han'ın terbiyesiyle yetişir. Kuran-ı Kerim, hadis ve fıkıh gibi derslerinin yanında yüksek fen ilimlerini de öğrenen Yavuz Sultan Selim Han diğer bir yandan da ata binme eğitimi, güreş tutma, ok atma ve kılıç sallama eğitimleri de almıştır. Çok zeki ve çevik olan Yavuz Sultan Selim babası II. Bayezid Han'ın tahta çıkması ile Trabzon'a vali olarak tayin edilmişti. Babasının ardından tahta 24 Nisan 1512 tarihinde çıkan Yavuz Sultan Selim Han 9.Osmanlı Padişahı olarak tarihe geçmekteydi. Pek çok icraat ve fetih hareketlerinde bulunmuştu.

    Tahta çıktıktan sonra bir çok sefer ve fetih düzenleyen Yavuz Sultan Selim 24 Ocak 1517 tarihinde Kahire'yi fethetti. Ancak şehre girişini bir kaç gün erteleyen Yavuz Sultan Selim tarihler 4 Şubat 1517 'yi gösterirken büyük bir tören eşliğinde Kahire'ye girdi ve Abbasi Halifeliğine bağlı Mısır Memlükleri'ne burada son verdi. Fetih sırasında yakalanan Tumanbay burada idam ettirildi. Mısırı ele geçirmekle birlikte Suriye, Filistin gibi toprakları da Osmanlı hakimiyeti altına almıştı. Bu hakimiyet sonucu Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katılmış ve doğunun ticaret yollarının hepsi Osmanlı'nın eline geçmiştir. Bu ticaret yollarından sağlanan ganimetler ve vergiler ile Osmanlı Hazinesi dolup taşmaya başlamıştı.

    İlk Osmanlı Halifesi
    Hilafetin Abbasi Soyundan Osmanlı Soyuna geçmesi sonucu 6 Temmuz 1517 tarihinde Emanet-i Mukaddese ( Mukaddes Emanetler ) denilen ve aralarında Hz. Muhammed ( sav )'in hırkasının, dişinin, sancağının, kılıcının ve eşyalarının bulunduğu sandıklar Hicaz'dan yola çıkarak Yavuz Sultan Selim'e gönderilmişti. Bu mukaddes eşyalarında eline ulaşması sonucu Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii'nde yapılan büyük bir törenle Mekke ve Medine'nin hizmetkarı ünvanını devralmıştı. Bu ünvan ile bütün Müslümanlar'ın dinen ve siyasi olarak lideri olmuştu. Müslümanların dini ve dünyevi lideri olan Yavuz Sultan Selim'e rivayetlere göre cübbeyi giydiren ve halifelik nişanı sayılan kılıcı beline bağlayan son Abbasi Halifesi Üçüncü Mütevekkil olan Haremeyn-i Serifeyn'di.

    Artık sadece padişah olarak değil '' halife '' olarak da anılan Yavuz Sultan Selim kendisinden sonra gelecek olan Osmanlı Padişahlarına da miras olarak halifeliği bırakacaktı. Yavuz Sultan Selim tahta çıktığı zamanlarda 2.375.000 km kare olan Osmanlı topraklarını hüküm sürdüğü sekiz yıl gibi kısa bir sürede 6.557.000 km kareye taşımayı başarmıştı. Devletinin gelişmesi için bir çok çaba ve faaliyet gösteren Sultan Selim çok düzenli bir casus teşkilatını da devletine kazandırmıştı. Bu teşkilat sayesinde ülke içinde ve ülke dışından istediği bilgileri toplayan Sultan Selim'in insan seçiminde de büyük bir isabet yeteneği olduğuna kanıttı.

    Kısa bir süre olan 8 yıllık padişahlık dönemine pek çok şey sığdıran Yavuz Sultan Selim 22 Eylül 1520 tarihinde yaşamını yitirdi.Kendisinden sonra ki padişahlara hem büyük bir toprak zenginliği olan bir devlet ve tüm müslümanların]]> Osmanlı Devlet Yapısı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-devlet-yapisi.html Mon, 15 Oct 2018 17:25:48 +0000 Osmanlı Devlet yapısı, merkez ve eyalet olmak üzere ikili teşkilatlanma yapısına dayansa da genel olarak merkeziyetçi bir anlayışa sahipti. Osmanlı Devleti’nin başı; padişah, hünkar, sultan, han gibi ünvanları Osmanlı Devlet yapısı, merkez ve eyalet olmak üzere ikili teşkilatlanma yapısına dayansa da genel olarak merkeziyetçi bir anlayışa sahipti. Osmanlı Devleti’nin başı; padişah, hünkar, sultan, han gibi ünvanları kullanan hükümdarlardı. Devletin başı olan bu kişi bütün devletin hakimi ve idarecisiydi. Görev ve yetkileri devlet teşkilatındaki bazı üyeler ve yüksek kademeli memurlar ile paylaşılıyor olsa da son söz padişaha aittir. Divan denilen günümüz meclisi diyebileceğimiz kurulda devletin kıdemli ve padişaha en yakın isimleri yer alırdı. Divanda, devletin birinci derecede önemli mülki, idari, mali, siyasi, askeri meseleleri görüşülürdü, padişahın onayını alırsa karara bağlanırdı. Saray teşkilatı da bir ayrı devlet yapılanması birimlerinden biriydi. Padişahın, ailesinin ve yüksek dereceli yardımcılarının yaşadığı, içerisinde çok çeşitli bölümleri bulunduran saray teşkilatı merkez alanlardan biriydi. Taşra teşkilatı denilen yapılanmada Osmanlı Devleti’nin başkenti dışındaki toprakların yönetimi birimlere ayrılırdı.

    Divan-ı Hümayun Yapılanması

    Osmanlı Devleti’nde siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal meselelerin görüşüldüğü en önemli merkezi kurum Divan-ı Hümayun’dur. Bu meclise padişah başkanlık eder. Fatih Sultan Mehmet döneminde Divan başkanlığına sadrazam getirilmiştir. Devletin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik, toplumsal meseleler belirli aralıklar ile Divan-ı Hümayun’da görüşülürdü. Verilecek kararlarda son söz padişaha ait olurdu. Bu yüzden bu yapılanma danışma meclisi organı görünümündeydi. Divan’da  veziriazam yani sadrazam, padişahtan sonra en geniş yetkilere sahip kişiydi. Devlet bürokrasisinde vezirlerin başı idi. Padişah olmadığı zamanlarda hem Divan’a başkanlık ederdi hem de ordunun başında savaşlara katılırdı. Padişahın vekili olduğu için padişah mührünü taşırdı. Defterdarlar devletin gelir-gider bütçesini hazırlarlardı. Mali meselelerde defterdarın görüşleri alınırdı. Kazaskerler yargı işlerinden sorumluydular. Kadı ve müderrislerin tayin işlerini yaparlardı. Nişancılar divan yazışmaları, kayır defterlerinin düzenlenmesi, tuğra çekilmesi gibi işlemlere bakarlardı. Şeyhülislam, Müslüman bir devlet olan Osmanlı Devleti’nin devlet işlerinin ve kanunlarının dinle uyumluluğunu inceler ve fetva verirdi. Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ocağı’nın komutanıydı, Kapıkulu ordusu ve divandaki görevleri dışında başkent güvenliğini de sağlardı. Reisülküttab, dış işleri ile ilgilenirdi. Kaptan-ı Derya, donanmadan sorumlu komutan olarak Divan’a katılırdı.

    Osmanlı Devlet Yapısı

    Taşra Teşkilatı Yapılanması

    Taşra teşkilatı dirlik ve iltizam denilen birimlerden oluşurdu. Dirlik; asker yetiştirmek için veya devlet memurlarının maaşlarını karşılamak amacı ile ayrılan devlet topraklarına verilen isimdir. Bu arazileri işleyenler mükellefi oldukları vergileri devletin istediği memurlara ve sipahilere öderlerdi. Kısacası hem üzerlerine zimmetli toprağı işleyerek geçimlerini sağlarlardı hem de asker ve memurlara bakarlardı.

    İltizam, bazı eyaletlerin vergi gelirlerinin açık artırma yoluyla belirli bir bedel karşılığında şahıslara satılması sistemiydi. Osmanlı’nın sınırları genişledikçe merkeze uzakta bulunan alanların yönetimi zorlaşmıştır. Bu yüzden  iltizam sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu sistem, hazineye paranın peşin ve toplu halde girmesini sağlamıştır. Olumsuz yönü ise, tımar sistemindeki gibi asker yetiştirme zorunluluğu verilmediği için tımarlı sipahilerin önemi azalmıştır. Bu topraklara sahip kişiler yani mültezimler zamanla halktan fazla vergi almaya başlamışlar halkın topraklarını terk etmesine sebep olmuşlardır.

    Saray Teşkilatı Yapılanması

    Saraylar, hem padişahın ikamet ettiği hem de bütün devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı en yüksek devlet dairesiydi. Birun, Enderun ve Harem-i Hümayun denen bölümlere ayrılırdı. Birun, sarayın dışı yani Babüs’saade haricindeki teşkilat id]]> Osmanlı Arması https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-armasi.html Mon, 15 Oct 2018 20:00:25 +0000 Osmanlı Arması, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllar süren hakimiyetinin heybetli ve görkemli olan göstergesi olmuştur. Savaş alanlarında ve cephelerde namus gözüyle görülen bu Osmanlı Arması uğruna canlar verilip, feda edil Osmanlı Arması, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllar süren hakimiyetinin heybetli ve görkemli olan göstergesi olmuştur. Savaş alanlarında ve cephelerde namus gözüyle görülen bu Osmanlı Arması uğruna canlar verilip, feda edilirdi. Uğruna can verecek kadar kıymetli olan bu armaya asla zarar verilmesine izin verilmezdi. Yeryüzü üzerinde bulunan hiç bir armaya nasip olmayacak bir üne ve yaygınlığa kavuşan Osmanlı Arması Osmanlı Halkı tarafından beğenilip,sevilip ve benimsenmiştir. Halkın duygu, his ve özlemlerine hitap eden bu arma her kesime hitap edip, yansıttığı için herkes tarafından baş tacı edilmiştir.

    Avrupa'da bulunan monarşilerin zengin ve havalı görsellerden oluşan armalarına karşılık Osmanlılar tuğranın gizemli ve anlaşılmayan görüntüsü ile karşılık göstermişlerdir. Görünümünde ki gizem ve büyülü havanın çözülmesinin zorluğu, bir gösterge veya simge olarak neyi anlattığının açıkça anlaşılmaması yeni bir armanın ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Yüzyıllara yayılan bir geçmişe sahip, kendi hukuki kuralları olan, anlaşılması kolay simge ve şekillerden oluşan bir armaya ihtiyaç duyulmuştu. Yeni oluşturulacak armanın Batılılar tarafından kolayca anlaşılması ve yeni bir Osmanlı Arması'nın ortaya çıkması zorunlu hale gelmişti


    Osmanlı Arması, Osmanlı İmparatorluğu'nun en uzun yüzyılının son çeyreğine doğru tahta çıkmış olan II.Abdülhamid Han'ın isteğiyle yaptırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nu ' Düvel-i Muazzama ' üyesi yapmak isteyişiyle ve bunun çabaları sonucu olarak mükemmel bir görsel ürün ortaya çıkarılmıştır. Prens Charles Young adında  ki bir İngiliz'e tasarlatılan  yeni Osmanlı Arması'nda ; güneş, 2.Abdülhamid'in Tuğrası, kalkan, sancak, top, mızrak, kılıç, borazan, yay, çapa, hilafet sancağı, Kuran-ı Kerim, terazi, süngülü tüfek, şefkat nişanı, Mecidi nişanı, nişan-i Osman-i gibi 30 adet ayrı sembol bulunmaktaydı. Bu sembollerin her birinin teker teker anlamları ve açıklamaları vardı.
    Yeni Osmanlı Arması'nın en tepesinde bir güneş şekli ve onun etrafında güneş ışıkları bulunmaktaydı. Güneş figürünün ortasında armanın ait olduğu dönemin hükümdarının tuğrası bulunmaktaydı. Onun altında bulunan ağzı yukarıya doğru açık olan bir hilal bulunmaktaydı ve bu hilalin içinde Arapça dönemin hükümdarının ismi ve ' Allah'ın muaffak kılması ve yardımına dayanır öylece hüküm sürer ' anlamında bir söz yazmaktadır. Hilalin altında armanın tam ortasına gelecek şekilde aynalıklı bir kalkan motifi vardır. Bu kalkanın etrafında yıldızlar bulunmaktaydı. Yıldızların sayısı çoğu zaman 12 adet olarak sınırlı kalmış olup, bu 12 yıldız 12 burcu temsil etmektedir. Bu şekilde Osmanlı Devleti, kainatın tam merkezine yerleştirilmiş görüntüsündeydi. Kalkanın hemen üzerinde bulunan bir sorguç vardı. Bu sorguç Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Bey'i temsil etmekteydi. Bu sembolle Osmanlıların, geçmişlerine ve köklerine ne kadar bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Kalkanın sağ yanında Osmanlı Sancağı bulunmaktadır ve bu sancak kırmızı renktedir.  Bu sancağın tam karşısında ise Hilafet Sancağı bulunmaktadır. Hilafet Sancağı'nın asıl rengi siyah iken arma üzerine yeşil renk işlenmiş bazende üzerine üç hilal figürü koyulmuştur.
    Osmanlı Arması
    Armanın  merkezinde bulunan kalkandan Osmanlı Sancağına doğru olan bölümde ki semboller ise şöyle sıralanmaktadır:
    Osmanlı Sancağı'nın üzerinde bir ok bulunmaktadır. Sancak aleminin alt tarafında ise baltacıklar ocağının kullandığı tek taraflı çift yüzlü olan teberler ( balta ) bulunmaktadır. Sırasıyla mızrak ve onun altında el sperlikli tören kılıcı bulunmaktadır. Bunların altında ağızdan dolma bir top ve onun altıda da savaş kılıcı yer almaktadır. Hemen altında ise bozdoğan yani gürz bulunmaktadır. Top ile bozdoğan arasında boynuzdan yapılan bir boru bulunur. Bunun anlamı savaş ilanıdır,bununla birlikte mehterhaneyi temsil etmektedir.
    Hilafet Sancağı'nın bulunduğu bölümden uzanan semboller yukarıdan aşağıya doğru şöyle sıralanmak]]> 2. Viyana Kuşatması https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/2.-viyana-kusatmasi.html Tue, 16 Oct 2018 05:22:42 +0000 II. Viyana Kuşatması, IV. Murat döneminde 1683 yılında Osmanlı Devleti'nin Viyana'yı kuşatması ile gerçekleşmiştir. Avusturya yönetimi himayesinde bulunan Macarlara baskı uyguluyor ve ağır vergilerle eziyordu. Ay II. Viyana Kuşatması, IV. Murat döneminde 1683 yılında Osmanlı Devleti'nin Viyana'yı kuşatması ile gerçekleşmiştir. Avusturya yönetimi himayesinde bulunan Macarlara baskı uyguluyor ve ağır vergilerle eziyordu. Ayrıca mezhep konusunda hürriyet uygulamıyordu. Macarlar Tökeli İmre önderliğinde Avusturya yönetiminin baskısına dayanamayarak Osmanlı Devleti'nden yardım istedi. Osmanlılar zaten Tökeli İmre'yi yukarı Macaristan karalı olarak tanıyordu. Osmanlı Devleti ile Habsburglar arasında 20 yıllık barış antlaşması vardı. Habsburglar, Macaristan içlerine tecavüzde bulununca Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa'ya Osmanlı ordusunu sefere çıkarma konusunda Padişah IV. Mehmet'i ikna etmek için bir gerekçe oldu. Padişah IV Mehmet, Merzifonlu Kara Mustafa'ya Yanıkkale ve Komarom kalelerini kuşatmaya yetki verdi ve Viyana Kuşatması için sefer hazırlıkları başladı. (21 Ocak 1682)

    II. Viyana Kuşatması İçin Hazırlıklar

    Viyana,Almanya- Doğu Akdeniz ticaret yolu üzerinde oluşu nedeniyle Osmanlı Devleti'nin stratejik hedefleri arasındaydı. Kuşatma için görülmemiş hazırlıklar yapıldı ve Avusturya'ya giden yollar tamir edildi. Cephane, top ve mühimmat ve her türlü kaynaklar devletin her yanından bu lojistik merkezlere gönderimi gerçekleştirildi. 3 Aylık bir seferde Osmanlılar kışın Viyana'da olacaklardı. Nitekim kış süresinde Habsburglar Lehistan ile antlaşma sağladılar. Antlaşmaya göre Osmanlılar Krakowa saldırırsa Habsburg kuvvetleri Lehistana yardım edecek, buna karşılık olarak Osmanlılar Viyana'ya saldırırsa Lehistan ordusu yardıma gelecekti.

    Mayıs başlarında Osmanlı ordusu Belgrad civarına yaklaştı.7 Temmuz'da 40.000 Tatar kuvveti Viyana'nın doğusuna yaklaştı. Kuşatma süresince Habsburg imparatoru I. Leopold Viyana'dan kaçtı ve Linz'e yerleşti. Lehistan kralı ise antlaşmaları gereği bir ordu hazırlayıp Viyana'ya yolladı.

    2. Viyana Kuşatması
    II. Viyana Kuşatması

    14 Temmuz 1682 günü Osmanlı ordusu Viyana'yı kuşattı. Viyanalılar şehir girişindeki evleri yıkarak boş bir alan açtılar. Osmanlılar zaman konusunda büyük hata yapmaları  Viyana Kuşatması'nın başarısız olmasını sağladı. Savaşı ilan ettikten sonra ilerlemek için çok zaman harcamaları, Viyana'ya yardımın ulaşmasına olanak verdi. İlk kuşatma esnasında her türlü yardımın kesildiği ümitsizliğin arttığı dönemde Graf Ernst Rudiger von Starhamberg bir askeri nöbette uyurken gördüğü taktirde öldürüleceğini söylüyordu. Kuşatma ağırdan alındıkça yardım gelmeye başladı. Lehistan Kralı Sobieski'nin 120.000 kişilik yardım takviye gücünü, Kırım Hanı Murat Giray Han'ın durduramaması üzerine Viyana Kuşatması'nda başarılı olunamadı. 

    II. Viyana Kuşatması'nın Sonuçları
    • Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, II. Viyana Kuşatması'nın sorumlusu olarak görüldü ve idam edildi. Padişah emri verdikten sonra Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yapmış olduğu hizmetleri düşünerek idamından vazgeçmiş olsa da ferman yerine ulaşana kadar Merzifonlu Kara Mustafa Paşa çoktan idam edilmiş ve başı toprağa gömülmüştü. 
    • Avrupa devletleri arasında Osmanlı'nın aldığı bu başarısız sonuç büyük sevinçle karşılandı.
    • Kuşatma esnasında kurulan Kutsal İttifak sayesinde Osmanlıları alt ettiklerini gören Avrupalı Devletler benzeri ittifaklarla defalarda Osmanlı topraklarına tecavüzde bulundular.
    • Osmanlıların yenilmez bir armada olmadığını anlayan Avrupa atağa geçerken Osmanlılar savunmaya geçti.
    • Bu savaş sonunda Osmanlı Devleti duraklama ve ardından da gerileme dönemine girmeye başladı. 
    • Böylece Osmanlılar Sakarya Meydan Muharebesi'ne kadar hep geri çekilmeye başlayacaktır. 
    • Psikolojik üstünlük Osmanlılardan Avrupalı Devletlere geçti.
    ]]> Vahdettin https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/vahdettin.html Tue, 16 Oct 2018 17:31:28 +0000 Vahdettin, hayatı birbiri ardına acılarla  örülmüş bir insan ve Osmanlı Devletinin son padişahıdır. VI. Mehmed Vahdeddin,  sultan Abdülmecid'in 8. oğludur. Çok  küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiştir. Kendisi Vahdettin, hayatı birbiri ardına acılarla  örülmüş bir insan ve Osmanlı Devletinin son padişahıdır. VI. Mehmed Vahdeddin,  sultan Abdülmecid'in 8. oğludur. Çok  küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiştir. Kendisinden önce birçok ağabeyi olduğu için, tahta geçebilmesi pek ön görülmemiştir ve bu yüzden gözlerden uzakta bir hayat yaşamıştır.

    Vahdeddin'in Gençlik Yılları
    Ağabeyi II. Abdülhamid'in himayesinde Şayeste Hanım tarafından büyütüldü. Gençlik yıllarında gizlice medrese derslerini takip etmişti bu sebeple padişahlığı sırasında kendisine arz edilen şer'i konulara müdahale edebilmiştir. 
    İlk evliliğini Emine Nazikeda Hanım ile yapmıştır. Ablasının çok sevdiği bir hanım olduğu için ablası, Emine Hanımdan başka eş almaması kaydı ile onları evlendirmiştir. Ancak Bu evlilikten Sabiha Sultan ve Fatma Ulviye Sultan geldikten sonra, doktorların Emine Hanımın başka  çocuk doğuramayacağını söylemesi üzerine, Emine Hanımın da rızası ile başka evlilikler de yapmıştır. Bu evlilikten de oğlu Mehmed Ertuğrul doğmuştur.

    VI: Mehmed Vahdeddin'in Padişahlık Yılları
     V. Mehmed Reşad'ın vefatı ile birlikte, 4 Temmuz 1918 yılında hem padişah, hem de halife oldu. Padişah olduğu sırada ülke, 1. Dünya savaşının korkunç tablosu ile karşı karşıyaydı. Ve sonuçta savaş yenilgimizle bitti. Artık Vahdeddin'in elinde parça parça bir halde, işgallerle dolu bir ülke vardı. Vahdeddin Dünya savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesinde imzaları bulunan delegeleri kabul etmedi. Ülkedeki 2. sorun ise ittihat ve terakki partisinin imparatorluğun başına geçmek için yaptıkları idi. Anadolu işgal altındaydı ve İtilaf devletlerinin de büyük baskıları yüzünden, milleti ayağa kaldırmak artık, İstanbul'dan mümkün olamayacaktı. Bunu çok iyi bilen Vahdeddin, Anadolu ya milleti şaha kaldıracak ve ülkeyi yeniden dirilteceğine inandığı bir heyeti büyük yetkilerle donatarak ve yeterli kadar mühimmat ve para ile gönderdi.

    Vahdettin
    VI. Mehmed'in Sürgün Edilişi
    Anadolu'ya gönderilen heyet tıpkı Vahdeddin'in düşündüğü gibi vatanı kurtardı. Artık her şey yavaş yavaş düzeliyor vatan salahiyete kavuşuyordu. Fakat gün, 1 Kasım 1922 olmuştu. Hilafet ile saltanatın ayrıldığı ve artık saltanatın kaldırıldığı ilan edilmişti. Ardından çıkarılan iftira ve yalan haberler ile aleyhinde yazılan yazıların ardı arkası kesilmeyince, onlara karşı muhalefet etmeyi kendi evlatlarına karşı muhalefet etmek sayarak, başka bir ülkeye hicret etmeyi uygun gördü. 17 Kasım sabahı, oğlu ve haremi ile beraber, yanına devlet hazinesinden bir kuruş dahi almayarak, Malta'ya, bilinmezliklere doğru yola çıktılar. Hatta son okuduğu kitabı dahi, üzerinde mücevherler bulunduğu için devlet hazinesine geri bırakmıştır. O, sarayda bulunan her şeyin milletin malı ve milletin hakkı olduğu düşüncesindeydi, bu yüzden yanına hiç bir kıymetli eşya almadan hicret yolunu tutmuştur.

    Vahdeddin'in Vefatı
    VI. Mehmed Vahdeddin Malta'dan sonra Melik Hüseyin'in daveti ile hacca gitti. Daha sonra İtalya'nın San Remo kentinde bir süre yaşadı. Ülkesinden ayrılışından sonra 4 yıl bile geçmemişken 16 Mayıs 1926'da vefat etmiştir. Acılar içinde geçen hayatını İtalya'da noktalamış, cenazesi, bakkala, manava olan borçlarından dolayı haczedilince 15 gün kaldırılamamıştır. Haczi, Fransa'daki kızı Sabiha Sultan bir kaç parça mücevherini satarak kaldırmıştır. Fakat nereye defnedileceği tartışma konusu olmuştur. Türkiye'ye getirilmesi kesinlikle yasak olan cenazenin defni, gerekil izinler alınarak Şam'da Yavuz Selimin yaptırdığı camide yapılır.
    ]]>
    Osmanlıda Eğitim Sistemi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanlida-egitim-sistemi.html Wed, 17 Oct 2018 09:13:56 +0000 Osmanlı devleti diğer devletlerde olduğu gibi eğitime önem vermiş. Vatandaşlarını kendi düşünceleri doğrultusunda yetiştirmek amacıyla eğitim öğretim kurumları oluşturmuştur. Devlet veya vakıflar aracılığıyla kurulan bu müe I.Örgün eğitim müesseseleri
    II.Yaygın eğitim müesseseleri

    I:Örgün eğitim müesseseleri
    Bu müesseseler belli yaş ve bilgi birikimine sahip kişilerin belirli bir zaman ve dsipline göre yetiştirmek amacıyla kurulmuştur.  Bu müesseseler askeri ve sivil olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.

    1.sivil eğitim müesseseleri
    a)Sıbyan mektepleri
    Bu okullarda 5-6 yaşlarındaki çocuklara okuyup yazmayı, temel dini bilgileri, matematikte 4 işlemi öğretirlerdi. Bu okulların hocalarına muallim veya şakirt denmekteydi. Bu okulda okuyan kişilere de talebe, suhte,tilmiz gibi isimler denmekteydi. 4 yıllık eğitim verilen sıbyan mekteplerinde 1846'dan sonra elifba, kuran, ilmihal, tecvit, harekeli türkçe, muhtasar ahlakı memduha risalesi, sülüs ve nesih yazıları öğretilmeye başlanmıştır. Tanzimat döneminden sonra 3 yıllık mektebi iptidai olarak faaliyet göstermeye devam etmiştir. osmanlı devleti döneminde kız çocuklarıda erkeklerle birlikte bu okullarda öğrenim görmüşlerdir. Bunun dışında Osmanlı da kız ve erkek çocukların ayrı ayrı okudukları müesseselerde bulunmaktaydı. 
    b)Medreseler
    Osmanlıda Eğitim Sistemi
    islam tarihinde medrese orta ve yüksek seviyede eğitim veren kurumların ortak ismidir.  İslam dünyasının en yaygın ve köklü eğitim kurumudur. Medrese hocalarına müderris yardımcılarına ise muid denmekteydi. Medreseye giden kişilere ise danişmend, suhte veya talebe denmekteydi. Osmanlıda ilk medreseyi Orhan Gazi İznik'te 1331 de kurmuştur. Osmanlıda medreselerdeki ilk köklü değişim Fatih Sultan Mehmet  zamanında yapılmıştır. 
    Osmanlı medreseleri umumi medreseler ve ihtisas medreseler olarak ikiye ayrılmaktadır.
    Umumi medreseler
    • Haşiye-i tecrit (yirmili) medreseler
    • Miftan (otuzlu) medreseler
    • Kırklı medreseler
    • Ellili medreseler
    • Sahn-ı seman medreseleri
    • Altmışlı medreseler
    İhtisas medreseler
    • Darul kura
    • Darul hadisler
    • Daru-ş şifalar
    Osmanlı medrese sistemindeki ikinci büyük değişme Kanuni Sultan Süleyman devrinde meydana gelmiştir. Kanuni Sultan Süleyman devrinden sonra medreseler şu şekli almıştır.
    • İptidai hariç medreseleri
    • Hareketi hariç medreseleri
    • İptidahi dahil medreseleri
    • Hareketi dahil medreseleri
    • Musile-i sahn medreseleri
    • Sahnı seman medreseleri 
    • İptidai altmışlı medreseleri
    • Hareketi altmışlı medreseleri
    • Musile-i süleymaniye medreseleri
    • Süleymaniye medreseleri
    • Darul hadis medreseleri
    XV ve XVI asırda Osmanlı eğitim sistemi en yüksek seviyesine ulaşmıştır.  XVII 'dan itibaren eğitim sistemi gerilemeye başlamıştır. 
    Medreselerin bozulma sebepleri nelerdir
    • Meval-i zadelerin zuhuru
    • İlim sahibi kişilerin ağa ve paşalara intisapları
    • Müderris ve kadıların cehalet içerisinde olmaları
    • Cehaletle fazlı birbirinden fark olunmama durumu  
    Tanzimat Döneminde Eğitim
    Bu dönemde Osmanlı eğitim ve öğretim müesseseleri devam ederden diğer yandan Avrupa eğitim ve öğretim müesseseleri açılmaya başlanmıştır. Bu Avrupai mektepler öncelikle askeri alanda yaygınlaşmıştır daha sonra sivil alanda ortaya çıkmıştır.
    I.İlköğretim
    Öğretim süresi 4 yıl olan bu okullarda 7 yaşına basan kız ve erkek çocuklara ilkokul seviyesinde eğitim ve öğretim verilirdi. Daha sonra Fransız okulları sistemine uyarak bu okulların öğrenim süresi 4 yıldan 6 yıla çıkarılmıştır. Bu okul]]> Osmanlıda Toprak Sistemi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanlida-toprak-sistemi.html Thu, 18 Oct 2018 07:45:27 +0000 Osmanlı'da Toprak Sistemi: 1299-1922 yılları arasında Türk ve İslam devletinde toprak adı verilen yeryüzünün üzerinde bitkiler yetişen ve kayaların, taşların parçalanması ve bozulması ile meydana gelen en üst tabakanın pay Osmanlı'da Toprak Sistemi: 1299-1922 yılları arasında Türk ve İslam devletinde toprak adı verilen yeryüzünün üzerinde bitkiler yetişen ve kayaların, taşların parçalanması ve bozulması ile meydana gelen en üst tabakanın paylaşılması ve yönetilmesini içeren sisteme verilen isimdir. Osmanlı Devleti'nde toprakların büyük bir kısmının mülkiyeti devlete aittir. Yani '' Saban giren yer (tarım yapılabilen arazi) özel mülk olamaz.'' anlayışı geçerliydi. Ülke hanedanının ortak malıdır prensibi bu anlayışın çıkmasında etkili olmuştur. Özel mülk toprakları son derece sınırlıdır. Toprakların büyük bölümünün devletin mülkiyeti içinde olması toplum arasında (Osmanlı Devleti dışında) ayrıcalıklı sınıfların oluşmasını engellemiştir. 

    Osmanlı Devleti'nde toprak sistemi iki ana bölüme ayrılır. Bunlar;
    • Miri Arazi
    • Mülk Arazi

    Miri Arazi:
    • Devlete ait olan arazidir.
    • Fetih ile alınan topraklardır.
    • Bu toprağı kullanan kişiler kiracı konumundadır.
    • Bu arazinin mülkiyeti satılamaz, devredilemez, kiralanamaz. Sadece kullanım hakkı miras bırakılabilir.
    Miri Arazinin Bölümleri:
    • Dirlik Arazi
    • Mukataa Arazi
    • Paşmaklık Arazi
    • Malikane Arazi
    • Yurtluk Arazi
    • Ocaklık Arazi
    • Vakıf Arazi
    • Metruk Arazi
    • Mevat Arazi
    Dirlik Arazi: Miri arazinin en önemli bölümüdür. Dirlik için ayrılmıştır. Dirlik arazisini ekip biçenler devlete ödemeleri gereken vergiyi hükümetin göstereceği memurlara ve sipahilere öderlerdi. Böylece devlet hazinesinden memur ve sipahi maaşları için para çıkmamış olurdu. Dirlik arazisi gelirine göre üçe ayrılmıştır. Bunlar; Has Arazi, Zeamet Arazi ve Tımar Arazisidir. 
    • Has Arazi: Yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan dirlik arazisidir. Bunlar padişahlara, şehzadelere, divan üyelerine, beylerbeyine ve sancak beylerine verilirdi. Has sahipleri dirliklerin 5000 akçesini kendilerine ayırırlar, 5000 akçesini ise atı, silahı olan ve savaşa hazır durumda bulunan cebelü ( atlı asker ) beslerdi.
    • Zeamet Arazi: Yıllık gelir olarak 20.000 akçe ile 100.000 akçe arasında olan dirliklerdir. Bu arazi orta derece ki devlet memurlarına,hazine ve tımar defterdarlarına, alay beylerine, kale dizdarlarına ve katiplerine verilir.Zeamet sahibi ilk 5000 akçe hariç sonra ki her 5000 akçe için cebelü (atlı asker) beslemek zorundaydı. 
    • Tımar Arazi: Yıllık gelir olarak 3000 akçe ile 20.000 akçe arasında olan dirliklere denmektedir. Tımar sahibi olan kişiler gelirlerinin 3000 akçesini kendi geçimleri için ayırırlardı.Buna kılıç tımarı adı verilir. Geri kalan her 3000 akçe için bir cebelü ( atlı asker ) beslemek zorunluluğu vardı. Tımar sistemi II. Mahmut döneminde kaldırılmıştır.
    Osmanlıda Toprak SistemiDirlik Sisteminin Yararları:
    • Dirlik sistemi sayesinde hazineden para çıkmadan devletin asker ihtiyacı karşılanmıştır.
    • Dirlik sistemi sayesinde memurların maaşı karşılanmıştır.
    • Vergilerin toplanması bu şekilde kolaylaşmıştır.
    • Dirlik sisteminin uygulandığı bölgede devlet otoritesi sağlanmıştır.
    • Bayındırlık işleri yürütülmüştür.
    • Üretimde süreklilik sağlanmıştır.
    • Eyaletlerde devlet otoritesinin arttırılmasını sağlamıştır.
    Mukata Arazi: Gelirin tamamı doğrudan devlet hazinesine ait olan topraklardır. Bu toprakların geliri iltizam yolu ile toplanırdı.

    Paşmaklık Arazi: Bu arazinin geliri padişahın kızlarına ve eşine bırakılırdı.

    Malikane Arazi: Bazı devlet görevlilerine üstün hizmetlerinden dolayı verilen topraklardır.

    Yurtluk Arazi: Sınır arazilerinde bulunan askerlere, kasaba veya şehir memurlarına verilen arazidir.

    Ocaklık Arazi: Kale muhafızlarına ve t]]> Osmanlı Duraklama Dönemi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-duraklama-donemi.html Thu, 18 Oct 2018 11:30:31 +0000 Osmanlının Duraklama Dönemi: 1579-1699 yılları arasında ve  Sokullu Mehmet Paşa'nın ölmesi ile başlayan dönemdir. Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi, merkezi yönetimin bozulması, devlet yönetiminde otoritenin bozulmas Osmanlının Duraklama Dönemi: 1579-1699 yılları arasında ve  Sokullu Mehmet Paşa'nın ölmesi ile başlayan dönemdir. Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi, merkezi yönetimin bozulması, devlet yönetiminde otoritenin bozulması, devlete olan güvenin azalması ve iç isyanların çıkması devletin duraklama dönemine girmesine sebep olmuştur. Bunların yanı sıra ekonominin bozulması, tımar sisteminin bozulması, nüfus artışının  yarattığı sıkıntılar ve çağın gerisinde kalınması da bu dönemde yaşanan ve duraklamaya neden olan sebepler arasında bulunmaktadır. Bu sebepler dışında coğrafi keşiflerden dolayı ticaret yollarının önem kaybetmesi, yeniçerilerin artması ile verilen ulufe miktarının artması  da Osmanlı ekonomisini bozmuş ve bundan dolayı da duraklama dönemi hızlanmıştır.

    Osmanlı Devleti'nin Genel Durumu: Kanuni döneminde Osmanlı Devleti, sınırlarını oldukça genişletmiş ve dünyanın güçlü devletlerinden biri haline gelmişti. Osmanlı Devleti bu durumu uzun bir süre devam ettirdi. Daha sonra egemenlik altına alınan ülkelerin sürekli denetim altında bulundurulması zorunluluğu; batıda Avusturya, doğuda İran ile yapılan savaşlar ve iç sorunlar Osmanlı Devleti'ni giderek zor bir duruma sokmuştur. 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin giderek ilerleme gücü azalmaya başladı. Yapılan bazı fetihlere rağmen Osmanlı Devleti duraklama dönemine girdi. Sokullu Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra ülkenin yönetiminde, askeri alanda ve ilim kuruluşlarında çöküş başladı. Uzun süren savaşlardan dolayı ülkenin sosyal ve ekonomik dengesi bozuldu. Devleti güçlendirmek için bazı yenilikler yapılmaya çalışılsa da yapılamaya çalışılan yeniliklerin köklü yenilikler olmamasından dolayı istenilen sonuç alınamadı. 

    Osmanlı Duraklama Dönemi
    Osmanlı Devleti'nin Duraklamasının Nedenleri:

    İç Nedenler:
    • Osmanlı Devleti'nin ve merkezi idaresinin bozulması, 
    • Osmanlı Devleti'nde askeri teşkilatın bozulması,
    • İlmiyenin ( eğitimin ) bozulması,
    • Osmanlı ekonomisinin ( maliyesinin ) bozulması,
    • Osman toplum yapısının bozulması,
    • Coğrafi keşifler sonucunda Osmanlı ticaret yollarının öneminin azalması ve bundan dolayı gelirin azalması,
    • Avrupa'da ki altının çoğalması ile akçenin değer kaybetmesi,
    • Osmanlı toprak sisteminin bozulması,
    • Eyalet sisteminin bozulması,
    • Toplum yapısının bozulması,
    • Osmanlı toplumunun kozmopolit yapısı.
    Dış Nedenler:
    • Devletin doğal sınırlarına ulaşması ( Doğu'da İran, Kuzey'de Rusya, Batı'da Avusturya )
    • Avrupa'da merkezi krallıkların kurulması,
    • Topun kullanılması,
    • Feodalitenin çözülmesi,
    • Avrupa'da Rönesans ve Reform sonucu bilim ve tekniğin gelişmesi,
    • Avrupa'nın coğrafi keşif ile zenginleşmesi ( Altın ve gümüş Avrupa'yı zenginleştirdi. ) 
    Osmanlı Veraset Sisteminde ki Değişmeler:
    • Osman ve Orhan Beyler zamanında ülke hükümdar ailesinin ortak malı idi.
    • I. Murat'tan itibaren ülke padişahın ve oğullarının sayılırdı.
    • Fatih Sultan Mehmet en güçlü olanın tahta geçmesi gerektiği düşüncesini getirdi.( Kardeş katli ile amaç ülke birliğinin sağlanarak bölünmesini engellemek )
    • I. Ahmet ( Duraklama Devri ) döneminde yapılan değişiklikler Osmanlı hanedanı içinde bulunan en yaşlı ve en akıllı olanın padişah olması esası belirlendi.
    Askeri Teşkilatın Bozulması:
    • Dirlik toprakların yani tımarların dağıtımında ki adaletsizlik Tımarlı ordusunun bozulmasına, Tımarlı sipahilerin sayılarının azalmasına sebep oldu. Bu durum sadece ordunun bozulmasına değil, ekonomik, sosyal ve idari alanda bir çok problemin doğmasına sebep olmuştur. 
    • III. Murat'tan itibaren devşirme kanununa aykırı olarak yeniçeri ocağına asker alımı devam etmiş, maaşlı askerlerin artmasından dolayı devletin ulufe]]> Osmanlı Akıncıları https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-akincilari.html Fri, 19 Oct 2018 00:31:06 +0000 Osmanlı akıncıları, Osmanlı devletinde sınır boylarını koruyan hafif süvari birlikleridir. Akıncılar, düşman ordularına ani baskınlar tertip ederlerdi. Osmanlı akıncıları aynı zamanda ordunun istihbarat görev Osmanlı akıncıları, Osmanlı devletinde sınır boylarını koruyan hafif süvari birlikleridir. Akıncılar, düşman ordularına ani baskınlar tertip ederlerdi. Osmanlı akıncıları aynı zamanda ordunun istihbarat görevini de üstlenmişlerdir. Kimi zaman düşmanı arkadan vurur, kimi zaman da düşman topraklarının içlerinde düşmanı gözetler, keşif yapar ve tekrar geri çekilirlerdi. Akıncılardan ilham alınarak Avrupa da  bir özel komanda birliği kurulduğu da söylenmektedir. Halk, hiç bir zaman Osmanlı akıncıları tarafından zulüm ve yağmaya uğramamıştır. Onlar daima hak için savaşır ve bulundukları toprağın güvenliğini sağlamak için uğraşırlardı. 

    Akıncılık babadan oğula geçerdi ve bu önemli, büyük fedakarlık gerektiren işin katı kuralları vardı. Akıncı olmak için öncelikli koşul Osmanlı Türk'ü olmaktır. Osmanlı da her birimde devşirmelere yer varken akıncılık da Türk olmayanlara asla yer verilmezdi. Osmanlı akıncıları daima ordunun önünden giderek orduyu olası tehlikelere karşı korur, köprü ve geçitleri muhafaza eder ve düşman hattında yaşananlarla ilgili olarak orduyu bilgilendirirdi ve belki de daima ordunun önünde olmalarından dolayı, ölüme ilk atlayanlar hep onlar olmuştur.

    Osmanlı Akıncıları


    Osmanlı akıncıları, başlarında en yüksek rütbedeki akıncı beyi ile birlikte; on akıncının başında onbaşı, yüz akıncının başında yüzbaşı, bin akıncının başında binbaşı olacak şekilde  akıncı seferlerine çıkarlardı. Bir seferin akıncı seferi olabilmesi için de başlarında mutlaka akıncı beyinin bulunması gereklidir. Akıncı beyi, sancak beyi ile aynı derecededir ve emirleri direk olarak sultandan alır.

    Osmanlı akıncıları daima, hem devletin bekasının, hem İslamiyetin, korunarak devamını ve yayılmasını sağladıkları için, diğer birliklerden daha önemli ve ayrıcalıklı bir konuma sahiptiler. Akıncı beyleri Divan-u Hümayuna danışmak zorunda olmadan, istediği gibi akıncı alır veyahut çıkarabilirdi. Osmanlı akıncılarının ilk dönemlerinde akıncı beyleri genellikle sultanın yakın arkadaşları ve en güvendiği kimseler olmuştur.

    Akıncılar merkezi bir oluşum değildir.Bulundukları bölgelerde, sınırları korurlar ve başlarındaki kumandanın sülale adlarını alırlar. Aralarından en duyulmuş olanları, Mihalli ve Malkoç oğlu akıncıları dır . Osmanlı devletinde her şey olduğu gibi akıncılarda deftere kayıt olunmuştur . Eşgalleri, isim ve soyları ve benzeri bilgiler yazılarak yolsuzluğun önüne geçilmek istenmiştir. Şehit, gazi veya malul olan akıncıların yerine akıncı olmak için genellikle babası akıncı olanlar alınsa da, bazen kefil göstermek sureti ile de akıncı oluna bilmekteydi. 

    Osmanlı akıncıları öncülüğünü Evrenos Beyin yaptığı, temelinin ise Osman Gazi zamanında Köse Mihal tarafından atıldığı söylenmektedir. Osmanlının kısa zamanda küçük bir beylikten kocaman bir imparatorluk haline gelmesinin  de akıncılar sayesinde olduğu söylenilebilir. Zaman içerisinde bu akıncıların içinde; deli, azap, gönüllü, serdengeçti, dalkılıç, fedai gibi grup isimleri oluştu. Akıncılar devletten maaş almazlardı. Savaştan kazandıklarının 5/1' ini pençik olarak verir, geri kalanı ile de geçimlerini devam ettirirlerdi.
    ]]>
    Osmanlı Hukuk Sistemi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-hukuk-sistemi.html Fri, 19 Oct 2018 15:36:30 +0000 Osmanlı hukuk sistemi, birçok hukuk sisteminin sentezlenmesi sonucu oluşmuştur. Hukuk sistemi bir ülkenin gelişmesinde ve kalıcı olmasında oldukça büyük etki yapmaktadır. Bu yüzden Osmanlı Devleti'nin dört kıtada uzun yı Osmanlı hukuk sistemi, birçok hukuk sisteminin sentezlenmesi sonucu oluşmuştur. Hukuk sistemi bir ülkenin gelişmesinde ve kalıcı olmasında oldukça büyük etki yapmaktadır. Bu yüzden Osmanlı Devleti'nin dört kıtada uzun yıllar boyunca hüküm sürmesindeki en önemli faktörlerinden biride hukuk siteminin güçlü olmasından kaynaklanmaktadır. Osmanlı Devleti'nin hukuk konusuna büyük önem vermesindeki en önemli nokta İslam dininden gelmektedir. İslam dininin özü itibariyle adalet anlayışına önem vermesi Osmanlı Devleti'ni de  etkilemişti.

    Osmanlı hukuk sistemi, sonradan yazılı hale getirilmiştir. İlk zamanlarda hukuki sorunlar gelenekler ve töreler doğrultusunda karara bağlanıyordu. Zamanla sınırların genişlemesiyle beraber yazılı hukukun zorunluluğu hissedildi ve yeni bir hukuk sistemi oluşturuldu.  Osmanlı Devleti'nin hukuk sistemi şer'i hukuk ve örfi hukuk olmak üzere ikiye ayrılıyordu.

    Osmanlı Hukuk Sistemi


    Şer'i Hukuk

    Kaynağı Kur'an-ı Kerim, sünnet, kıyas, icma olan ve İslam'a göre düzenlenen hukuk sistemidir. Din işleri Şeyhulislama ait olup Şeyhülislam'ın yargılama yetkisi yoktur. Yasama ve yürütme fetvalarla sağlanmaktaydı.Kazasker ve kadılar adli işlerden sorumluydu. Şer'i hukuğun işleyişini sağlayan en önemli mertebe kazaskerliktir. Kazakerler, Osmanlıda yargı sistemini oluşturan kadıların tayin işleriyle ilgilenirdi. İstanbul Kadısı, Osmanlı'da en yüksek mertebedeki yargıçtı. Kadılar kazaskerlere bağlı olur devletten maaş almazlardı. Geçimlerini davalarda aldıkları harçlardan çıkarırlardı. Kadıların verdiği kararı beğenmeyenler üst mahkeme olarak Divan-ı Hümayun'a başvururdu.

    Örfi Hukuk
    Töre kurallarının İslamiyete ters düşmeyecek şekilde düzenlenmesiyle oluşturulmuş kurallardır. Padişahın yönetim, mali ve ceza konularında çıkardığı kanunnameler de örfi hukuka dahildir. Örfi hukuk hazırlanırken şer'i hukuka aykırı olmaması için özen gösterilirdi. Yasama yetkisi padişaha ait olup padişah buyrukları " ferman " olarak nişancı tarafından kaleme alınırdı. Ve bu fermana padişah tuğrası eklenir ve resmiyet kazandırılırdı.
    Fatih Kanunnamesi

    Hukuk sisteminde en büyük gelişmeyi Fatih Sultan Mehmet göstermiştir. Fatih İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı kanunnamesini uygulamaya soktu. Bu kanunname " Kanunname-i Ali Osman " olarak bilinir. Bu kanunname saltanar kurallarından protokol işleyişine kadar bir çok kanun barındırır. Bu kanunname içinde bir çok kanunu barındırmasına rağmen kardeş katline cevaz veren kanun ön plana çıkarılmaktadır. Kanunnamede bu kanun şu şekilde yer almıştır :  " Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizam-ı Alem için katl eylemek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olanlar. " Bu kanunda amaç taht kavgalarına son vermekti.
    Osmanlı Devletinde tüm davalar Şer'i Mahkemelerde görülürdü. Mahkemelerde kadılar karar organıydı. Kadılar padişah tarafından atanırdı ve doğrudan padişaha bağlıydı. Böylece kadıların bağımsız çalışmalarına olanak sunulmuş olurdu.
    Kadıların Görevleri
    • Kadılar bulundukları yerdeki halkın istek ve şikayetlerini merkeze bildirerek halk ile padişah arasında köprü olurdu.
    • Merkezden gelen emirleri bulundukları bölgedeki halka duyurmakla sorumluydular.
    • Kadılar günümüzdeki belediye başkanı gibi görev yaparlardı. Belediye başkanının tüm görev ve yetkilerini kullanmaya yetkiliydiler.
    • Evlenme, iş kurma, boşanma gibi konularda onaylama işlemleri de yapardı. Aynı zamanda noter görevi görürlerdi.
    • Avarız vergilerinin toplanması da kadıların göreviydi.
    Kadılar bulundukları bölgede iki seneden fazla kalmazdı. Bunun sebebi halkla kaynaşıp tarafsızlığını yitirmemeleri için. Kadıların yardımcısına naip denirdi. Ayrıca müftülerde kadıların]]> Tanzimat https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/tanzimat.html Fri, 19 Oct 2018 21:46:58 +0000 Tanzimat, Gülhane Hatt-ı Hümayunu yani Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan, Osmanlı Devleti’nin yenileşme hareketlerine yöneldiği dönemi ifade eder. Sultan Abdülmecid’in tahta oturmasıyla yaptığı ilk iş Tanzimat Ferm Tanzimat, Gülhane Hatt-ı Hümayunu yani Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan, Osmanlı Devleti’nin yenileşme hareketlerine yöneldiği dönemi ifade eder. Sultan Abdülmecid’in tahta oturmasıyla yaptığı ilk iş Tanzimat Fermanı’nı ilan etmek olmuştur. Çünkü devleti çöküşten kurtarmanın yolunun hukuk ve devlet yönetimi üzerinde yapılacak yeni düzenlemeler olduğu düşünülüyordu. Fakat başta söylemek gerekirse Müslüman ve gayrimüslim halkı ilgilendiren bu fermanın, halkın isteğiyle değil de salt padişahın iradesiyle çıkarılmış bir ilan olması amacına ulaşamamasındaki en büyük etkenlerden biridir. Bir yandan da padişahın iradesiyle kendi yetkilerini sınırlandırması ve kanun üstünlüğünün bir nebze de olsa kabul edilmesi açısından o dönem için olumlu bir gelişme olmuştur.

    Tanzimat 

    Döneme ismini veren Tanzimat Fermanı’nın ilanı ve çeşitli yenilikler, düzenlemeler ve açılan yeni kurumlar ile birlikte dönemin genel görünüşünün olumlu olduğu söylenebilir. Fakat yine de neden Osmanlı Devleti kurtulamadı sorusu akla gelirse buna cevap olarak yeniliklerin evet olumlu ve gerekli olduğu fakat artık bunları yapmakta epey geç kalındığı söylenebilir. Örneğin Osmanlı bu dönemde düşünce ve halkın haber alma özgürlüğü açısından önemli bir detay olan gazete basımını ilk defa yapmaya başlamıştır. Fakat Avrupa’da gazete Osmanlı’dan neredeyse 100 yıl önce basılıyordu. Bunun gibi pek çok geç kalınmış yeniliğin sıralanabileceği dönem, özetle Osmanlı’nın kendi içerisinde olumlu bir gelişme seviyesine ulaşmıştır fakat dünya geneli için Osmanlı kadar büyük bir anlam taşımamaktadır. Getirilen yeniliklere göz atarsak dönemde: İl genel meclisleri ve belediye örgütlerinin kurulmasıyla teşkilatlanma çalışmalarına önem verildi. Azınlıklara mülk sahibi olma, devlet memuru olma hakkı tanındı. Müsadere sistemi kaldırıldı ve Maliye Bakanlığı gibi kurumlar açıldı. İlk kağıt para basıldı. İngiltere’den ilk dış borç alındı. İstanbul Üniversitesi (Darü’l Fünun), Mekteb-i Mülkiye gibi okullar açıldı. İlk tıp derneği, Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane kuruldu. Batı dillerinden çeviriler yapılmaya başlandı. İlk özel gazetemiz olan Tercüman-ı Ahval çıkartıldı.

    Tanzimat

    Tanzimat Fermanı’nın Yayımlanma Amacı:

    Osmanlı’nın giderek güç kaybettiği dönemde milliyetçilik akımı öne çıkmış ve etnik ırklar bağımsızlıklarını ilan etmek ister hale gelmişlerdi. Bünyesinde çok çeşitli etnik kökenleri barındıran Osmanlı bu yüzden en büyük zorluğu yaşayan devletlerden biri oldu ve elindeki bir çok bölgeyi de bu yüzden kaybetti. Hala kendi toprakları içerisinde olan milletleri bir arada tutmanın yollarını arayan Osmanlı bir yandan da Avrupalı devletlerin azınlıklar bahanesiyle devletin iç işlerine karışması sorunuyla uğraşıyordu.  Çözüm olarak Mustafa Reşit Paşa’nın hazırlanmasında aktif rol oynadığı Tanzimat Fermanı, Gülhane Parkı’nda halka duyuruldu.

    Ferman, İngiltere’nin 1215’te yayınladığı Magna Charta ile benzerlik göstermektedir. Amacı Müslümanları ve gayrimüslimleri eşit duruma getirmek, yeniliklere gitmekti.

    Tanzimat Fermanı ile birlikte:

    • Din,dil,ırk gözetilmeksizin tüm vatandaşların can ve mal güvenliği kanunların güvencesinde olacak.
    • Askerlik vatan görevi haline getirilecek, yeni düzenlemelere gidilecek.
    • Vergiler halkın gelirine göre farklı farklı alınacak.
    • Halka özel mülkiyet edinebilme ve miras bırakabilme hakkı verilecek.
    • Mahkemeler herkese eşit davranacak ve kimse yargısız ceza almayacak.
    • Rüşvet ve kayırmalar son bulacak.
    ]]>
    İkinci Kosova Savaşı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/ikinci-kosova-savasi.html Sat, 20 Oct 2018 09:10:11 +0000 İkinci Kosova Meydan Savaşı, Sultan İkinci Murat önderliğindeki Osmanlı ordusu ile, Janos Hunyadi önderliğindeki Macar ordusu ile 1448 yılında yapılan ve Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlanan bir savaştır. İkinci Kosova Meydan Savaşı, Sultan İkinci Murat önderliğindeki Osmanlı ordusu ile, Janos Hunyadi önderliğindeki Macar ordusu ile 1448 yılında yapılan ve Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlanan bir savaştır.

    Varna'da Osmanlı ordusunun aldığı önemli bir galibiyete rağmen, Eflak, Mora ve Arnavutluk'ta başgösteren isyanlar, Avrupa'daki Hıristiyanların bir Haçlı Ordusu kurarak Osmanlıları Balkanlar'dan atabilme umudu verdi. Hunyadi Janos oluşturduğu 70.000 kişilik Haçlı Ordusu ile Peşte'den harekete geçti. Amaç ilk olarak Sırbistan'ı işgal etmek ardından da Kosova önlerindeki Osmanlı ordusu'nu baskına uğratmaktı. Bundan haberi olan İkinci Murat 60.000 kişilik bir ordu kurarak Kosova önlerine geldi. İkinci Kosaova Savaşı adıyla tarihe geçecek olan iki gücün karşılaşması an meselesiydi.

    İkinci Kosova Savaşı


    18 Ekim 1448 sabahı hafif çarpışmalarla başlayan savaş, öğle saatlerinde Haçlı odusu'nun üç koldan taarruzu ile kızıştı, fakat Haçlı ordusu bu saldırıdan bir sonuç alamadı. Gece olunca bir taarruz daha başlatan Janos Hunyadi birlikleri ikinci defa geri püskürtüldü. İkinci gün sabahı yeni bir atağa geçen Haçlı ordusu İkinci Murat'ın savaş stratejisi karşısında büyük kayıplar verdi. Saldıran Haçlı ordusu karşısında iki kolda bulunan birliklere geri çekilme emri veren İkinci Murat, merkez güçleri olan Yeniçeri ve Azap kuvvetlerinin yerinde kalmalarını emretti. Kenar birliklerin geri çekilmesini gören Haçlı ordusu, İkinci Kosova Savaşını kazanacağını düşünerek kanatlardan saldırıya geçtiklerinde Azap ve Yeniçeri kuvvetleri biraz geri çekilip kenar birlikleri ani bir manevra ile Haçlı ordusunu çembere aldılar. Bu esnada mağlup olacağını anlayan Hunyadi Janos savaş yerinden kaçtı.

    19 Ekim sabahı Haçlıların kurdukları son barikatların yıkılması ile birlikte Osmanlı ordusu kesin bir zafer kazandı. İkinci Kosova Savaşı Osmanlı'nın kuruluş dönemindeki en çok kan dökülen ve dişe diş geçen geçen savaşlarından biridir.

    İkinci Kosova Savaşı'nın Sonuçları :
    • Altıncı defa Osmanlı askerlerine karşı başarısız olan Avrupa ittifakının zafer kazanma ümidi sona ermiştir.
    • Avrupalı devletler Osmanlıların Balkanlar'daki varlığını kabul etmiş oldular.
    • Osmanlılar, İslam dünyasında büyük bir saygınlık kazanmış oldular.
    • Haçlıların İstanbul'u kurtarmak için yaptıkları son savaş olmuştur.
    • Bu savaş sonrası Avrupa savunmaya geçerken Osmanlı taarruza geçmiştir.
    ]]>
    Islahat Fermanı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/islahat-fermani.html Sat, 20 Oct 2018 12:54:21 +0000 Islahat Fermanı: 18 şubat 1856 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu halkı güne davul sesleriyle uyandı. Bu sesler hasta adam konumundaki Osmanlı imparatorluğunda bir duyuru anlamına gelmekteydi. Tellal gür sesiyle seslendi halka: " Islahat Fermanı: 18 şubat 1856 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu halkı güne davul sesleriyle uyandı. Bu sesler hasta adam konumundaki Osmanlı imparatorluğunda bir duyuru anlamına gelmekteydi. Tellal gür sesiyle seslendi halka: "Islahat Fermanı".  

    Islahat Fermanı halka duyurulduğu tarihlerde Osmanlı İmparatorluğu çok yaralar almış ve Avrupa ülkelerindeki gelişmelerden uzak kalmıştır. Böyle güçlü ve ihtişamlı bir imparatorluğun düştüğü bu kötü durumdan kurtulmak için anahtar Islahat Fermanı olduğu düşünülmüştür. Sultan Abdulmecid'in ıslahat fermanını yayınlamasının sebebi ise; savaşlarla boğuşmuş Osmanlı İmparatorluğunun azınlıklarla uğraşacak gücü kalmamasıdır. Azınlık isyanlarını azaltmak ve toplumdaki eşitlikleri sağlamak için ıslahat fermanı yayımlanmıştır. 

    Islahat Fermanı Maddeleri:
    • Herkes şirket kurabilecektir.
    • Mahkemelerde Müslüman ve Gayrimüslimler eşit haklara sahip olacak Herkes kendi dininde yemin edebilecektir.
    • Hapishaneler ıslah edilecek.
    • Gayrimüslimler askeri okullara gidebilecek ayrıca devlet memuru olabilecekler.
    • İşkence ve dayak kaldırılacak.
    • Vergi toplama işlemlerinde çeşitli değişiklikler yapılacak. İltizam usulu kaldırılacak.
    • Cizye ve haraç kaldırılacak.
    • Herkes kendi dininin ibadetini rahatça yerine getirebilecek.
    • Gayrimüslimlere büyük ölçüde dini hak verilecek ve Okul, Banka ve benzerleri kurula bilecek.
    • Müslümanlıktan ayrılma ölüm cezası kaldırılacak.
    • Müslüman ve Gayrimüslimler kanun önünde eşit sayılacaktır.
    Islahat Fermanı Sonuçları:
    • Islahat fermanı müslümanlardan çok gayrimüslimlere yönelik maddeler içerir.Bu durum müslümanlarla gayrimüslimleri birbirine düşürmüşlerdir.
    • Islahat fermanı Osmanlıda milliyetçi kesimlerin oluşmasını sağlamıştır. Bu milliyetçi kesimler gayrimüslimlere düşman olup Osmanlıda iç karışıklık çıkarmışlar ve Osmanlının erken dağılmasına sebep olmuşlardır.
    • Osmanlı imparatorluğunun yönetim kadrosuna girmeye hak kazanan gayrimüslim memurlar daha sonra Avrupalı devletlere yardım etmiş Osmanlı devleti hakkında istihbarat vermişlerdir.
    • Bu dönemde açılan yabancı okullar daha sonra Osmanlı imparatorluğuna büyük dertler açacaktır.
    • Gayrimüslimler artık yerel yönetimlerde görev alabilmektedir. Bu iyi bir eşitlik olarak gözükse bile gayrimüslim nüfusun fazla olduğu kesimlerde yönetimi ele geçirerek  iç karışıklıklar çıkarmışlardır.
    • Yabancılar vergilerini düzgün ödemesi halinde mal ve mülk alabilecek olmaları daha sonra Osmanlı imparatorluğunun başına büyük dertler açmış; yabancı sermayeye satış oldukça artmıştır.
    Islahat fermanı 18 Şubat 1856 da duyurulduğunda amacı halk arasında eşitlik sağlamaktı ancak ıslahat fermanı bu eşitliğe yaklaşamamış yaklaşamadığı gibi gayrimüslimleri güçlendirip daha çok iç karışıklık çıkmasına sebep olmuştur.
    ]]> Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-devleti-yukselme-donemi.html Sun, 21 Oct 2018 00:39:48 +0000 Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi, İstanbul'un fethi 1453 tarihinden Sokollu Paşa'nın öldüğü 1579 tarihi arasındaki dönemi kapsar. Bu dönemin en çarpıcı özellikleri şöyledir: Fetihlerle sınırlar genişletilmiş Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi, İstanbul'un fethi 1453 tarihinden Sokollu Paşa'nın öldüğü 1579 tarihi arasındaki dönemi kapsar. Bu dönemin en çarpıcı özellikleri şöyledir: 
    • Fetihlerle sınırlar genişletilmiştir.
    • Osmanlı Devleti yükselme dönemi ile devlet sistemi  "imparatorluk" düzenine geçer.
    • Anadolu'da Türk Birliği sağlanabilmiştir ki bu durum Osmanlı'nın kuruluşundan beri dağınık duran Türk Beyliklerinin 
    • İpek Yolu ve Baharat Yolu'nun denetimleri ele geçirilmiştir.
    • Preveze  Deniz Savaşı'nda elde edilen zafer ile Akdeniz, Kırım Fethi ile de Karadeniz Türk Gölü olmuştur
    • 1517 Ridaniye Savaşı kazanıldıktan sonra Hilafet Osmanlı'ya geçti ve Osmanlı İmparatorluğu İslam aleminin lideri oldu.

    Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi'nin  Önemli İsimleri ve Olayları

    1.Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet)

    1451-1481 yılları arasında padişahlık yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'na 18 tane ülke kazandırmıştır. Fatih döneminde göze çarpan en önemli olaylar ise şöyle sıralanabilir:
    • İstanbul'un Fethi : II. Mehmet'e Fatih ünvanını kazandıran bu fetih ile dünya tarihinde yeni bir çağ başlamış ve Bizans İmparatorluğu yıkılmıştır. Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi başlamış, İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olmuştur. İpekyolu'nun önemli bir kısmı denetim altına alınmıştır. Osmanlı Devleti İmparatorluk şeklini almıştır.
    • Sırbistan, Mora, Trabzon, Kırım fethedilmiş ve Ege Adaları (Rodos hariç), Amasra ile Sinop alınmıştır.
    • 16 yıl süren Venedik Savaşı neticesinde ilk kapitülasyon Venediklilere verilerek Akdeniz ticareti ivme kazanmıştır.
    • Fatih Kanunnamesi adıyla bir yasa yayınladı. Bu yasa padişaha kardeşini katletme yetkisi veriyor, şehzadelere  zorunlu sancak görevi getiriyordu. 
    • İlk Osmanlı Altın parası basılmıştır.
    2. II.BAYEZİD 

    1481-1512 yılları arasında padişahlık yapmıştır. Padişahlık yaptığı dönemde büyük fetihler yapılmamış, ancak Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi boyunca yapılacak büyük fetihlere; ordunun gücünü arttırarak ve sınırları koruyarak zemin hazırlamıştır. II.Bayezid , babası Fatih'in ölüm haberinin ardından Amasya'dan İstanbul'a daha erken ulaşır ve tahta oturur. Kardeşi Şehzade Cem ise tahtta hak iddia eder ve harekete geçer. Yenilen Cem Sultan Memluk'a daha sonra Karamanoğlu'na sığınır ama destek göremez. En son Senjan Şovalyelerine sığınır, bu noktada Şehzade Cem'den Haçlı Seferleri için faydalanmak isterler ancak Cem Sultan bu teklifi kabul etmez. Bu sebeple de Papa tarafından zehirlenerek öldürülür. 
     Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi
    Oğlu Yavuz Sultan Selim Yeniçeri desteğiyle tahtını elinden alır. Yeniçerilerin tahttan indirdiği ilk padişah olmuştur.
     
    3. I.SELİM (YAVUZ SULTAN SELİM)

    1512- 1520 yıllarında padişahlık yapmıştır. Önemli olaylar:
    • Mardin, Diyarbakır, Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Hicaz alınmıştır. Mısır ve Hicaz'ın alınmasıyla Baharat Yolu'nun denetim ele geçirilmiştir.
    • Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi içinde en önemli olaylardan biri olan Hilafet ele geçirilmiş ve Osmanlı İslam aleminin lideri olmuştur.
    4. I.SÜLEYMAN  (KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN)

    Saltanatı 1520-1566 yılları arasında 46 yıl sürmüş olup en uzun süre tahtta kalan Osmanlı padişahıdır. Çıkardığı kanunlar  sebebiyle Kanuni unvanını almıştır. 

    Belgrad ve Rodos'un alınması, Osmanlı tarihinde 2 saat süren ve kazanılan Mohaç Savaşı, Hristiyan Birliği'nin  ve Avrupa'da başlayan siyasi birliğin oluşmasını engelleyecek stratejileri ve tüm bu başarıları neticesinde Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi'ne adını "Muhteşem Süleyman" olarak yazmıştır.

    5. Barbaros Hayret]]> Osmanlı Mimarisi https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-mimarisi.html Sun, 21 Oct 2018 09:25:23 +0000 Osmanlı mimarisi, Osmanlı İmparatorluğu'nda beyliğin kuruluşundan imparatorluğun yayılmasına kadar olan dönemde inşa edilen ya da fikir öncülüğü yapılan mimari üslupları ve mimari eserleri kapsamaktadır. Osmanl Osmanlı mimarisi, Osmanlı İmparatorluğu'nda beyliğin kuruluşundan imparatorluğun yayılmasına kadar olan dönemde inşa edilen ya da fikir öncülüğü yapılan mimari üslupları ve mimari eserleri kapsamaktadır. Osmanlı mimarisi daha önceki dönemlerden gelen Anadolu mimarisinden, Selçuklu mimarisinden, Bizans, İran ve Memluk mimarisinin etkisinde kalmıştır. Bazı mimari eleştirmenlere göre Akdeniz ve Ortadoğu mimarisinin sentezi olduğu da düşünülmektedir. Farklı dönemlerde ihtiyaca ve teknolojiye göre değişik yapılar inşa edilse de, genellikle camilerin çevresine yapılara yapılıyordu. Camilerin çevresine yapılan sosyal yapılarla külliye inşa ediliyordu. 

    Erken dönem mimarisi ya da Bursa üslubu (1299-1501)

    Bu dönem Osmanlı Devletinin kurulmasından, 1501 yılında Beyazıt Camisinin yapımına başlamasına kadar devam etmektedir. Bazı araştırmacılara göre bu dönemin 1437 yılında Edirne'de yapılan Üç Şerefeli Caminin tamamlanmasına kadar devam ettiği kabul edilir. Bu cami erken dönemin en önemli eseri olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda klasik dönemin özellikleri arasında olan iç avlusunun olması ve ana kubbe öğelerinin ilk defa uygulanması açısından oldukça önemlidir. Bu dönemdeki yapılar daha çok Bursa, İznik ve Edirne bölgesinde yer almaktadır. Osmanlı mimarisinin ilk önemli çalışmaları İznik'te yapılmıştır. Fakat 1335 ve 1365 yılları arasında başkent olan Bursa şehrinde anıtsal eserler yapıldığından, bu dönem Bursa üslubu olarak anılmaktadır. 1365 ve 1453 yıllarında başkentlik yapan Edirne şehrinde ise ağırlıklı cami ve medrese inşası yapılmıştır. Bu dönemdeki eserler Bizans ve Selçuklu mimarisinin etkilerini taşır. Ancak daha çok klasik döneme temel oluşturacak olan fikirlerin ilk uygulamaları bu dönemde olmuştur. Klasik dönemde mimari açıdan önemli bir yeri olan kubbe kullanımı burada yapılmıştır. Ferah ve aydınlık mekanlara önem verilen dönemin başında tek kubbeli yapılar inşa edilirken, ilerleyen dönemde çift ve daha fazla kubbeli yapılar ortaya konmuştur. 1333 ve 1334 yıllarında yapılan Hacı Özbek Cami Osmanlı mimarisinde inşa edilen ilk camidir. İznik'te olan cami Osmanlı mimarisindeki tek kubbeli cami türüne ilk örnektir. 1472 yılında inşa edilen Çinili Köşk, dış cephesinde çininin kullanıldığı az sayıda eserden biridir. Bu dönemdeki önemli eserlerden biri, devletin 600 yıllık tarihinde 400 yıl devletin idare merkezi olan, Osmanlı padişahlarının yaşamış olduğu yer Topkapı Sarayı'dır.

    Osmanlı Mimarisi

    Klasik dönem (1501-1703)

    Klasik dönemin ağırlıklı eserleri İstanbul'da bulunmaktadır. Bu dönemde özel mülkiyet kavramı olmadığından, sivil mimari örnekleri bulunmamaktadır. Bu dönemdeki eserler kamu ve dini eserleri kapsamaktadır. Bu dönemin mimarisinde genel olarak ihtişamlı ve yüksek yapılar, anıtsal ölçekte inşa edilmiştir. Bu dönemdeki en önemli yapılardan biri 1537 yılında inşa edilmiş olan, Ayasofya'dır. Büyük ana kubbelerin yapılması için yarım kubbelerin kullanılması bu eserle başlamıştır. Bu şekilde inşa edilen camilerde kubbeli ve yan kubbeli örtüler ile tavanı destekleyen filayak destek sistemleri kullanılmıştır. En çok küfeki taşı ile mermer malzeme kullanılmıştır. Bu döneme Mimar Sinan eserleri damgasını vurmuştur.

    Lale devri (1703-1757)

    Bu dönemle Osmanlı İmparatorluğu'nda üst sınıf ve genel alanlar sık kullanılmıştır. Toplumun geleneksel ve içe dönüklüğü değişmeye başlamıştır. Aynalıkavak Kasrı ve Çeşmeler gibi sahil şeridinde yapılan eserler yaygınlaşmıştır. Kağıthane dinlenme tesisleri yapılmıştır. 1720 ve 1890 yıllarında Osmanlı mimarisi klasik dönemdeki prensiplerinden sapmıştır. 1. Mahmut döneminde ise Barok stilinde camiler yapılmaya başlanmıştır.

    Barok dönemi (1757-1808)

    Bu dönem yapılarında dalgalı, dairesel ve kıvrımlı hatlar kullanılmıştır. Eserlerde barok mimarisindeki ışık ve iç hacim etkili olmuştur. En güzel eserler arasında Ayazma Cami, Nuruosmaniye Cami,]]> Osmanlı Divan Üyeleri https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-divan-uyeleri.html Sun, 21 Oct 2018 18:47:24 +0000 Osmanlı Divan Üyeleri Padişah, Sadrazam (Vezir-i Azam), Rumeli Kazaskeri, Anadolu Kazaskeri, Defterdar, Şeyhülislam, Kaptan-ı Derya ve Nişancı'dan oluşmaktadır. Osmanlı Devleti'nin geniş topraklarını yönetme konusunda Padişah'a Osmanlı Divan Üyeleri Padişah, Sadrazam (Vezir-i Azam), Rumeli Kazaskeri, Anadolu Kazaskeri, Defterdar, Şeyhülislam, Kaptan-ı Derya ve Nişancı'dan oluşmaktadır. Osmanlı Devleti'nin geniş topraklarını yönetme konusunda Padişah'a yardımcı olan bu üyelerle yapılan toplantılara Fatih Sultan Mehmet Devrine kadar padişahlar başkanlık etmekteydi, ancak Vezir-i Azamların görüşlerini daha rahat söyleyebilmesi için Fatih Sultan Mehmet döneminde Padişahlar divan toplantılarını arka tarafta bulunan bir bölmeden izlemeye başlamış ve divan toplantılarına Vezir-i Azamlar başkanlık etmiştir. Her üyenin beli başlı bir görevi bulunmaktadır.

     

    Osmanlı Divan Üyelerinin Sınıflandırılması

    Divan-ı Hümayûn olarak bilinen divanda bulunan üyeler 3 aslî gruba ayrılmaktadır. Bunlar Seyfiye olarak bilinen Ehl-i Örf, İlmiye olarak bilinen Ehl-i Şeriye, Kalemiye olarak bilinen Ehl-i Kalemden oluşmaktadır. Ehl-i Örf üyeleri devlet işleri içerisindeki yönetim ve ahlâk konuları ile ilgilenmektedir. Ehl-i Şeriye üyeleri Adalet, eğitim ve Din konuları ile ilgilenir ve Ehl-i Kalemiye üyeleri ise Bürokrasi işlemleri ile ilgilenmektedir. Ehl-i Örf grubu içerisinde yer alan üyeler Vezir-i Azam ve diğer vezirlerdir, Ehl-i Şeriye gruundaki üyeler Kazaskerler ve Şeyhülislamdır, son olarak Ehl-i Kalem grubundaki üyeler ise Defterdar, Nişancı ve Reis-ül Küttap olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sınıflandırmanın dışında kalan üyeler de bulunmaktadır.

    Osmanlı Divan Üyelerinin Görevleri

    Padişah:
    • Kuruluş Dönemi boyunca divana doğal başkanlık etmiştir.
    • Fatih devriyle birlikte başkanlığı Vezir-i Azam'a bırakarak toplantıları perde arkasından izlemeye başlamıştır.
    Sadrazam (Vezir-i Azam):
    • Padişahın hem yardımcısı hem de mutlak vekili olarak karşımıza çıkar ve padişahlık mührünü taşımaktadır.
    • Padişah savaşa katılmazsa Serdar-ı Ekrem ünvanıyla orduya komutanlık etmektedir.
    • Fatih'ten itibaren Divan başkanı olarak önemi daha da artmıştır.
    • Sadrazam olabilmek için Müslüman olmak ve Türkçe bilmek gerekmektedir.
    • Kuruluş dönemlerinde Türk kökenli kişiler Sadrazam olabilirken Fatih'ten itibaren genelde devşirme kökenli kişilerin Sadrazam oldukları görülmektedir.
    • Bazı durumlarda ikinci derecedeki devlet meselelerinin Sadrazamın Paşa Kapısı ya da Babıali adı verilen konaklarında görüşülmesi söz konusu olabilmektedir. Bu divanlara ise ikindi divanı adı verilmektedir.
    Osmanlı Divan Üyeleri
    Kubbealtı Vezirleri:
    • Devlet Yönetiminde Sadrazam'a yardım etmektedirler. 
    • Kanuni devrine kadar bir tane vezir bulunurken Kanuni devrinde bu sayının yedi olduğunu görebilmek mümkündür.
    • Bir kişinin vezir olabilmesi için daha önce Sancakbeyi ya da Beylerbeyi görevlerinde bulunmuş olması gerekmektedir.
    Kazaskerler:
    • Askeri sınıfa ait olan şer'i ve örfî davalara bakan hukuk adamlarıdırlar.
    • Önceleri bir adet Kazasker varken toprakların genişlemesi ile birlikte Anadolu ve Rumeli olmak üzere iki adet Kazasker görevlendirilmiştir.
    • Kazasker olabilmek için Türk soyundan olma şartı aranmaktadır.
    • Kadı ve müderrislerin atama ve görevden alınma işlerine de bakmaktadırlar.
    Defterdar:
    • Devletin her türlü mali işlerinden sorumlu olan divan üyesidir.
    • Bütçeyi hazırlayıp Padişaha sunma görevleri bulunmaktadır.
    • Kıdem bakımından Rumeli Defterdarı üstün olmak üzere Anadolu ve Rumeli Defterdarı olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
    Nişancı:
    • Padişahın yazmış olduğu ferman ve beratlara tuğrasını çekmekle görevlidir.
    • Fethedilen arazileri yazarak, gelirlerine göre ayırıp dağıtımını yapmakla görevlidir. Bu bakımdan tapu kadastro işlerine bakıyor diyebiliriz.
    Reis'ül-Küttap:]]> Son Osmanlı Padişahı https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/son-osmanli-padisahi.html Sun, 21 Oct 2018 20:15:08 +0000 Son Osmanlı Padişahı, VI. Mehmed ya da bilinen ismiyle Sultan Vahdettin'dir. 2 Şubat 1861'de doğan Sultan Vahdettin, 1922 yılında Türkiye'yi terk ederek Malta'ya, oradan Suudi Arabistan'a, en son da ömrünün geri kalanını tamamlaya Son Osmanlı Padişahı, VI. Mehmed ya da bilinen ismiyle Sultan Vahdettin'dir. 2 Şubat 1861'de doğan Sultan Vahdettin, 1922 yılında Türkiye'yi terk ederek Malta'ya, oradan Suudi Arabistan'a, en son da ömrünün geri kalanını tamamlayacağı İtalya'nın San Remo şehrine gitmiştir. 36. ve son padişah Vahdettin'in ardından padişahlık lağv edilmiş ancak Abdülmecid iki yıllık kısa bir saltanat sürerek Osmanlı'nın elinde bulunan halifelik makamını temsil etmiştir. Abdülmecid'in ardından halifelik makamı da sona ermiştir. 

    1918 yılında Sultan Reşat'ın ölümünün ardından 57 yaşındayken tahta çıkan Vahdettin, bu görev için yetiştirilmediğini ve böyle ağır bir sorumluluğu yüklenmekten şaşkınlık duyduğunu belirtmiştir. Buna rağmen, süregelen 1. Dünya Savaşı'nın karmaşık ortamı Vahdettin'i devlet yönetiminde aktif rol oynamak zorunda bırakmıştır. 

    Son Osmanlı padişahı Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı'na giden süreçteki rolü ile ilgili tartışmalar:
    Vahdettin'in yaşamı ve icraatları bugün hala tartışma konusu olmaktadır. Bir kesim kendisini imparatorluğun artık çöküş noktasına geldiği bir dönemin temsilcisi, silik ve Anadolu'nun yabancılarca işgaline göz yummuş bir karakter olarak görürken bir diğer kesim Vahdettin'in Anadolu'daki kurtuluş hareketine destek olduğunu, devletin bekası için değerli icraatlar gerçekleştirdiğini iddia etmektedir. İngilizler'in taleplerini yerine getirmekle itham edilen Vahdettin'in aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk'e engel olmadığı ve kurtuluş hareketine aslında üstü örtülü destek verdiği tezi yakın tarihle ilgili önemli tartışma konularından birisidir. Vahdettin'in ülkeyi terk ederken devlet hazinesinden hiç bir şey götürmemesi ve gittiği yerlerde Türkiye aleyhine çalışmalar sergilememesi bir ölçüde takdir edilmiş özellikleridir. 

    Son Osmanlı Padişahı
    Vahdettin'in icraatları, tarihteki konumu ve bunlarla ilgili iddialar ancak yeterli zaman geçtikten sonra bilim insanlarınca, tarihçilerce netliğe kavuşturulabilir. Arşivler yeterince incelenmeden, dönemsel şartlar gerektiği gibi olgunlaşmadan ideolojik çerçevelerden yapılan yorumların her biri tarih bilimi açısından yetersiz kalmaktadır. Son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin ile ilgili pek çok tartışma olsa da bu tartışmalar ancak tarih biliminin ışığında aydınlatılabilir. Bilimsel dayanaklar olmadan hiç bir tarihi figür kahraman ya da hain ilan edilemez. 

    Vahdettin ve Mustafa Kemal:
    Mustafa Kemal Atatürk yüzbaşılığı döneminde Sultan Vahdettin'in yaverliğini yapmıştır. Vahdettin veliaht iken Mustafa Kemal ile birlikte Almanya seyahatine çıkmış, aralarında o dönem yakın bir dostluk kurulmuştur. Daha sonra ise Mustafa Kemal ülkenin yeni lideri ve kurtarıcısı olarak milli mücadeleyi başlatırken Vahdettin sınır dışı edilecektir. Sınır dışı edilmesinin öncesinde Vahdettin İngiliz basınına Ankara hükümetini ve Mustafa Kemal Atatürk'ü kötüleyecek, Atatürk ise Nutuk adlı eserinde Vahdettin'den epey ağır sıfatlarla bahsedecektir. 

    Atatürk Vahdettin'in verdiği yetkiyle Anadolu'ya giderek Samsun'dan kurtuluş mücadelesini başlatmıştır ancak Vahdettin'in verdiği yetki sadece ordu müfettişliği idi ve Atatürk bu görevi alabilmek için özel çaba sarf etmişti. Daha sonra İngilizler tarafından Atatürk'ün basit bir ordu müfettişliği görevi için değil bir mücadele başlatmak için Anadolu'ya hareket ettiği anlaşılınca kendisi İstanbul'a geri çağrılmış hattâ Vahdettin tarafından ordu müfettişliğinden azledilmiştir. 

    Vahdettin'in San Remo'daki sürgün yılları ve vefatı:
    17 Kasım 1922 tarihinde Türkiye'den ayrılan Sultan Vahdettin pek çok ülke değiştirdikten sonra en son San Remo'da Mısır kraliyetinin yardımlarıyla kiralanan bir villada sürgün hayatını yaşarken anılarını yazmış, son yıllarında ise bunları etrafındakilere dikte ettirmiştir. Vahdettin'in hatıratı daha sonra gizemli bir şekilde]]> Osmanlı Deniz Kuvvetleri https://www.osmanlipadisahlari.gen.tr/osmanli-deniz-kuvvetleri.html Mon, 22 Oct 2018 19:45:00 +0000 Osmanlı deniz kuvvetleri, Osmanlı İmparatorluğunda deniz kuvvetlerinin gücü devletin gelişme ve gerileme dönemleriyle aynı paralellikte olmuştur. Yükselme döneminde başarılı bir deniz kuvvetleri varken, duraklama ve Osmanlı deniz kuvvetleri, Osmanlı İmparatorluğunda deniz kuvvetlerinin gücü devletin gelişme ve gerileme dönemleriyle aynı paralellikte olmuştur. Yükselme döneminde başarılı bir deniz kuvvetleri varken, duraklama ve gerileme döneminde deniz kuvvetlerinde de bozulmalar olmuştur. Devletin üç kıtaya yayılmasında denizlerin ihmal edilmesi ülkenin gerilemesine neden olacak bir durumdur. Bu yüzden Osmanlıda buna paralel olarak deniz kuvvetlerinin gelişimi ve gerilemesi görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğunda deniz kuvvetleri 3 dönem halinde incelenmektedir.

    • Derya Beyleri Dönemi (1324 - 1390)
    • Kaptan-ı Derya Dönemi (1390 - 1867)
    • Bahriye Nazırlığı Dönemi (1867 - 1922)

    Derya Beyleri Dönemi (1324 - 1390)

    Osmanlı Beyliği 1323 yılında Karamürsel'in fethedilmesiyle Marmara Denizi'ne kadar ulaşmıştır. Batıda komşu olduğu Karesi Beyliği'nin 1324 yılında yardım amacıyla gönderdiği Mürsel Bey komutasındaki 24 gemiden oluşan deniz kuvvetleri sayesinde güçlü bir deniz kuvveti oluşturma yolunda ilk adımları atmışlardır. Doğu Marmara'da hakimiyet sağlayan Osmanlı Beyliği deniz gücünü kurumsal hale getirmek için çalışmalara başlamıştır. 1327 yılında Karamürsel'de ilk Osmanlı Tersanesi kurularak, ilk savaş gemisi yapılmıştır. Hiyerarşik bir sistemle teşkilatlandırılan donanmada, donanma komutanına Derya Beyi unvanı verilmiş, Kara Mürsel Bey ilk Derya Beyi olarak atanmıştır. 1334 yılında Gemlik alınmış, 1337 yılında İzmit alınarak 1353 yılında Rumeli'ye geçiş kolaylaştırılmıştır. Karamürsel'in ardından İzmit denizciliğin merkezi olmuş, bunu Gelibolu ve İstanbul izlemiştir. 

    Osmanlı Deniz Kuvvetleri

    Kaptan-ı Derya Dönemi (1390 - 1867)

    Osmanlı İmparatorluğu'nda Sultan Yıldırım Beyazıt döneminde deniz kuvvetlerinin teşkilatlanması modern devlet anlayışı içinde yapılmıştır. 1401 yılında Gelibolu Deniz Üssünün yapılmasıyla Osmanlı Deniz Kuvvetlerinde Kaptan-ı Derya unvanı getirilmiş, Saruca Paşa ilk Kaptan-ı Derya olmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul 'un fethiyle Ege ve Karadeniz'de hakimiyet sağlanmış, Akdeniz'e doğru ilerlenmiştir. 1455 yılında Kasımpaşa'da İstanbul Tersanesi kurulmuştur. Bu tersane büyüklüğüyle yabancı ülkelerin büyük hayranlığını kazanmıştır. Deniz bilimcilerinin katsıda bu dönemde fazla olmuştur. Dünyada yankılar uyandıran Muhiddin Piri Reis'in kartografi çalışmaları, 1513 ve 1528 yıllarındaki dünya haritaları tarihte yerini almıştır. Piri Reis'in 1521 ve 1525 yıllarında yayınladığı Bahriye (Kitab-ı Bahriye) adındaki kılavuz kitabı Dünya Denizcilik Tarihine değerli bir hediyedir. Burada Ege ve Akdeniz'in kapsamlı bir incelemesi vardır.

    Mısır'a Yavuz Sultan Selim zamanında yapılan kara harekatında Türk donanmasının lojistik desteği olmuştur. Mısır'ın fethedilmesinden sonra, Sultan Selim Kızıl Deniz ve Hint Okyanusuna açılmıştır. Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman döneminde de donanmaya önem verilmiş ve denizcilik tarihinin altın çağı yaşanmıştır. Bu dönem Barbaros Hayrettin Paşa, Oruç ve İlyas Reis, Murat Reis, Selman Reis gibi çok sayıda Türk denizcisi Akdeniz'de hakimiyet kurulmasına destek olmuştur.

    1553 yılında Barbaros Hayrettin Paşa Kaptan-ı Deryalığa getirilmiştir. İstanbul tersanesinde yeni gemiler yaptıran ve donanmayı güçlendiren Barbaros Hayreddin Paşa, deniz kuvvetlerini ülkenin vazgeçilmez bir unsuru haline getirmiştir. 1538 yılındaki Preveze Deniz Savaşında denizcilik bilgisini ve tecrübesini ortaya koyan Barbaros Hayreddin Paşa, Haçlı Donanmasının geri çekilmesine neden olmuştur. Bu zaferle Osmanlılar Akdeniz'in hakimi olmuştur. Bu nedenle 27 Eylül günü Deniz Kuvvetleri Günü olarak kutlanmaktadır. 1538 yılında 72 parçalık donanmayla Umman Denizi'ne açılan Hadım Süleyman Paşa, Aden'i ele geçirerek Portekizlilerle savaşmıştır. Osmanlılarda bu dönemde ünlü denizcilere "Süveyş Kaptanı" unvanı verilmiştir.

    Kanuni Sultan Süleyman'dan sonraki hükümdarlar deni]]>